Ya benimsin, ya kara toprağın!

20200724_kemal_ozcan_0c86c.jpg

Büyük usta Yaşar Kemal ‘bu ülkede dört şey olmayacaksın!’demiş..

‘Kadın, çocuk, ağaç ve sokak hayvanı.’

‘Umarım öbür dünyada Türkiye yoktur’diye de ilave etmiş.

Evet 2003 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 80 civarındayken,

bugün bu sayı 500’ler civarına çıkmıştır.

Bunun adı resmen erkek terörüdür.

Muğla’da yine bir kadın öldürüldü.

8 ayda 3 üniversite öğrencisi erkek arkadaşları tarafından hunharca katledildi.

GüledaCankel, Zeynep Şenpınar ve Pınar Gültekin..

Pınar Gültekin 27 yaşında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisat Bölümü son sınıf öğrencisi.

Bitlis’ten Muğla’ya kim bilir hangi umutlarla geldi?

Beş gündür kayıptı, aranıyordu, ormanlık alanda cesedi bulundu.

Katil önce işkence yapmış, boğarak öldürmüş ve cesedini varilde yakarak üstüne de beton dökmüş.

Bu nasıl bir öfke?

Bu nasıl bir canilik?

Hangi nefret cümlesi, hangi beddua ya da hangi söz böylesi bir caniliği anlatabilir ki?

Bu katile ne yapılsa içimiz soğur?

Böyle bir caniliğin karşılığı ne olsa vicdanlar rahatlar?

Yapılanbu vahşete denk bir ceza yok!

Daha kaç kez ‘bu son olsun!’ diyeceğiz?

Ne yazık ki diğerleri gibi onu da unutacağız bir kaç güne aklımızda ne adı kalacak ne sanı.

Unuttuğumuz sürece yenilerine üzülmeye devam edeceğiz.

Bu psikopat, genç bir kadının daha hayatına son verirken, tek yaptığımız şey bir diğerini beklemek.

Türkiye kadına yönelik şiddette dünyada ilk sıralarda yer alırken, kadın güvenliği ve kadın erkek eşitliğinde en alt sıralarda yer alıyor.

Kadın cinayetleri politiktir.

Bu şiddet gücünü mevcut politikadan alır.

Bu politikanın temelinde ataerkil yönetim yatıyor ve bu ataerkillik, çocukları doğduğu andan itibaren şekillendiriyor.

Daha çocuk doğar doğmaz başlıyor ayrımcılık.

Mesela kız çocuklarına pembe, erkek çocuklarına mavi giydirirler.

Ülkeyi yönetenler ‘ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum.’,‘Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilmem?’dediler.

‘Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.’dediler.

Kadın cinayetleri 7 yılda yüzde 1400 artmasına rağmen, ‘Kadına şiddet abartılıyor’ dediler.

‘Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak!’,’Anne olmayan kadın eksiktir’ diye rol biçtiler.

Bunları söyleyen siyasilerin olduğu bir yerde kadın cinayetleri her bir yönüyle politiktir.

Pınar Gültekin dahil öldürülmüş bütün kadınların azmettiricisi, İstanbul sözleşmesini uygulamayanlardır.

İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıkanlar kadın cinayetlerinden yana taraf olanlardır.

Mücadele edilmesi gereken yalnızca bireysel suçlular değil, koca bir sistem, ataerkil devlet ve toplum düzeni.

Değişim için kadınların siyasete herkesten daha çok dahil olması çok önemli.

Bu aynı zamanda toplumsal değişimin tetiklenmesi için de oldukça önemli.

İşte bu yüzden kadın cinayetleri politiktir.

Erkekler, kadınlar tarafından terk edilmeyi asla hazmedemiyorlar.

‘Ya benimsin, ya kara toprağın!’ diye aşağılık tehditler savurarak terkedilmeyi engellemeye çalışıyorlar.

Ancak kendisi kadını kullanıp terk edince hiçbir mahsuru yok.

Toplum zaten kadına karşı ön yargılı ‘kuyruk sallamasaydı’, ‘evli adamla birlikte olmasaymış’,

‘mini etek giymeseymiş’, ‘o saatte orada ne işi varmış’ gibi bahanelerle öldürme meşrulaştırıyor.

Lafa gelince kadın anadır, kadın avrattır, kadın kızımızdır, kadın bacımızdır..

Kadın her şey oldu da bir türlü insan olamadı.

Bu psikopat canilerden hemen hemen her yerde var.

Belki de her gün onlarcası yanı başımızdan gelip geçiyor farkında değiliz.

Sokaktan geçen biri hiç bir suçu yokken öldürülebiliyor.

Türkiye’de kadın olmak çok ama çok zor bir şey..

İnsanın Yaşar Kemal gibi ‘umarım öbür dünyada Türkiye yoktur’ diyesi geliyor.

ÜstadNazım Hikmetise şöyle demiş kadınına.

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin

ayağınıbasdın odama

kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi

güldün,

güller açıldı penceremin demirlerinde

ağladın,

avuçlarıma döküldü inciler

gönlüm gibi zengin

hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.

Farkında olmadan muhafazakar bir toplum haline getiriliyoruz.

Muhafazakar bir toplumun içerisinde erkek şiddeti ise normal karşılanır.

Çünkü erkeğe itaat etmek istemeyen kadın daima suçludur.

Eğitim sistemimiz de uzun süredir cinsiyetçilik üzerine inşa ediliyor.

Ülkeyi yönetenlerin yaratmaya çalıştığı toplumsal dönüşüm aslında Ortaçağ karanlığıdır.

Pınar Gültekin’i katleden cani, evlilik dışı ilişkisinin toplumda duyulmasındansa,

birlikte olduğu kadını öldürmenin daha evla olacağını düşünmüş olmalı ki böyle bir cinayete kalkışıyor.

Pınar'ı dinleme şansımız olsaydı, kim bilir neler anlatacaktı.?

Pınar yok artık, hakkındaki iddialara cevap veremez.

‘Evli adamla beraber olmuş, o zaman ölmeyi hak etmiş’ zihniyeti, o insanı katletmekle eş değerdir.

Hiçbir insan yanlış bir ilişki yaşadı diye ya da birini reddetti diye ölmeyi hak etmez.

9 ay karnında taşı ve doğur, gözünden sakınarak büyüt, hayata hazırlamak için elinden geleni yap,

sevmeyi, güvenmeyi öğret, sonra aşağılık bir yaratık çıkıp ‘işler istediği gibi gitmeyince’ o hayatı söndürsün ve nasıl oluyorsa  suç yine de kadında aransın.

Bizim kılına zarar gelmesin diyerek incitmeden sevdiklerimizi,

birileri kalkıp boğup yakıyor, onu muhtemelen gerçekten seven birilerinin de hayallerinin üzerine beton döküyor.

Pınar Gültekin bu ülkede ne ilk ne de son olacak.

‘Kadınlar insandır, biz insanoğlu’ demiş Neşet Ertaş.

Maalesef bugün insanoğlu insanı katlediyor.

Bu cinayetlerin tek suçlusu o cani yaratıklar mı gerçekten?

Onlar yalnız değil tabi ki, erkek, devletin hemcinsidir, yani devletin cinsiyeti erkektir.

Kadın cinayetleri nasıl biter diye sürekli konuşuluyor, bundan sonra da konuşulacak.

İçinde bulunduğumuz sömürü düzeni değişmedikçe cinayetler bitmez.

Can Yücel‘yarın sana göz açtırmayacak olanlar, bugün göz yumduklarındır’ diye boşuna dememiş.

Pınar’ın fotoğrafına baktım ne kadar da öleceğinden habersiz gülümsüyor.

Kim bilir nasıl inanıyor her şeyin güzel yaşanıp güzel biteceğine.

Ne hayalleri vardı, ne umutlar biriktirdi yarına.

Tabi ardından yazılanlar dehşet verici.

Evli adamla ne işi varmış, su testisi su yolunda kırılır diyenler oldu.

Bir Allah’ın kulu çıkıp da kadının evli erkekle ne işi olur demek yerine,

her gece aynı yastığa baş koyduğu karısına hastalıkta ve sağlıkta sadakat sözü veren,

o kadından bir evlat sahibi olan, evli bir babanın başka bir kadınla ne işi varmış? diyemiyor.

Bu ülkede kadın cinayetlerinde suç her zaman kadın da aranır.

Katil verdiği ifadede bu ilişkiyi eşimin duymasından korktuğum, bir de yüklü miktarda para istedi diye işledim diyor..

Karım duyarsa diye panikleyen bu yaratık, cinayet işleyip bu durumdan bütün ülkenin haberi olur diye düşünemeyecek kadar aptal olamaz.

Hem evli, hem sevgili yapmış, hem de üstüne bir de kadını hunharca öldürüyor.

Bu kadınların katili sömürü düzeni ve başımızdaki kadın düşmanı siyasetçilerdir.

İstanbul sözleşmesinden, aile yapısını toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımıyla bozduğu iddiası ile çıkılması gündemde.

 Kadına şiddetin en üst seviyede yaşandığı bu dönemde İstanbul sözleşmesinden çıkılması kadın cinayetlerinin politik olduğunun kanıtıdır.

Bu gerici, piyasacı ve ataerkil sistemde hergün bir kadın öldürülüyor.

Politikacıların kadınların bedeni ile ilgili  kararları ve konuşmalarına kadar, kız çocuklarının çocuk yaşta evlendirilmesinden,

kadınları başı açık, başı kapalı, anne, fahişe, olarak sınıflandırmasına kadar her saldırı ideolojiktir.

Dikkatimi çekti Muğla’da  insanların cinayetten çok ilk merak ettikleri şey katilin Muğlalı olup olmadığı oldu.

Katil Muğlalı olsa ne yazar olmasa ne yazar?

Sanki bir kişinin yaptığı kabahat tüm Muğlalılar tarafından üstleniliyormuş gibi.

Sanki Muğla’da yaşayan biri hırsızlık yaparsa tüm Muğlalılar hırsızdır.

Veyahut Muğlalı biri cinayet işlerse tüm Muğlalılar katildir.

Muğlalı biri doğayı ve hayvanları sevmiyor  mu?

Öyleyse tüm Muğla doğaya ve hayvana düşmanıdır, böyle bir şey olabilir mi?

Ben bu satırları yazarken Muş’ta Fatma Altınmakas isimli kadın kocası tarafından katledildi.

Kocasının kardeşi Fatma’yı 3 ay boyunca cinsel saldırıya uğruyor, o da gidip jandarmaya şikayet ediyor.

Kocasının kardeşi gözaltına alınıp şartlı salıveriliyor.

Salıverildiği gün Fatma kendi kocası tarafından silahla öldürülüyor.

Hani AKP milletvekili Özlem Zengin AKP’den önce kadının adı yok demişti ya..

Doğru AKP’den kadının adı yoktu, AKP ile birlikte kadının yerinde yeller esiyor.

Çünkü siyasal İslam varolan bakış açısıyla kadın sorunu çözemez.

Dünya, insanlar sadece kendi işlerini düşündükleri, ezilenlerin hakkını koruma ve suçluları ortaya çıkarma zahmetine girmedikleri için bu kadar kötü.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-23/07/2020

Related Articles

d1391c5b14123.gif