ETİK ÜZERİNE SÖYLEŞİ

20200413_nevzat_caglar_tufekci.jpg

Doç. Dr. Zafer Durdu: “Sosyal medyayı rehabilitasyon, rahatlama, öfke patlaması platformuna dönüştürme ile ilgili ciddi sayıda örneği görüyoruz. İşte eğer etik ilkelerimiz yerleşmiş, içselleştirilmiş olsaydı bu tür sorunlar yok olmasa da azalırdı. Sosyal medyada kaynağını bilmediğimiz, emin olmadığımız içeriklere şüphe ile bakmak, paylaşımda bulunurken temkinli olmak zorundayız.”

Paylaşım ve haber vermede, hangi etik ilkelere dikkat etmeliyiz?

Söyleşi: Nevzat Çağlar Tüfekçi

Konuk: Doç. Dr. Zafer Durdu

-Etik nedir, ahlak ile aynı şey midir?

-Sanırım ahlak ile başlamak daha doğru olur. Ahlak kavramı temelde insanın toplumsal doğasının, bir arada yaşamasının bir ürünüdür. Bir arada yaşamak demek kurallarla yaşamak demektir. Bir arada yaşarken, her toplum; “iyi” ve “uygun” olan davranışları kendi tecrübeleriyle biçimlendirir ve böylece toplumun fertlerinden de davranışlarını bu standarda uydurmasını bekler. Yani ahlak; alışkanlık, töre, görenek gibi bir arka plandan gelir. Diyebiliriz ki ahlak bir düzen kavramıdır, birazdan değineceğimiz üzere etik ise bir ilke kavramıdır. Ahlak, bu bağlamda, bir toplumda yaşayan herkesin, kendi aralarındaki tüm ilişki biçimlerini organize etme hedefidir. Bunu başarabilen toplumlar kendi içlerinde büyük düzen sorunları yaşamama eğilimindedir.

Etik ise bir toplumdaki davranışların standartlarını, ilkelerini belirler. Etik; ilkelere odaklanır, eleştireldir ve kılavuz gibi işler. Ahlak pratikle ilgili iken; etik, teorik ve ilkeseldir. Elbette etiğin pratiği de vardır. Etik kurallar daha çok yazılı iken; ahlak ise yazılı olmayan bir karakter gösterir. Netice itibariyle birbiriyle ilişkili ancak farklı iki kavramdan bahsediyoruz…

- Etik nasıl işler, etik ne işe yarar?

- Etik “iyi niyet” koşuluna dayanır. Tek tek insanların amaçlarına bakmaz, kriterleri belirler. İyinin ne olduğunu söylemez (o işi ahlak yapar) ama etik; bir şeyin, davranışın, eylemin iyi olduğuna dair kararın nasıl, neye göre alındığını söyler. Bu nedenlerle modern dünyada neredeyse her faaliyet alanının etik ilkeleri vardır ya da etik ilkelerle ilgili düzenlemeler genişlemektedir. Modern dünya, modern öncesi zamana göre daha karmaşık, uzmanlaşmaya dayalı, sanayi üretiminin de bir sonucu olarak çok daha fazla uzmanlaşmaya dayalıdır. Durum böyle olunca, genel etik ilkeler olsa bile yeni ortaya çıkan iş, meslek alanları vb. kendi alanlarına göre de ilkeler geliştirme ihtiyacı duymuşlardır. Meslek etiği dediğimiz şey de zaten işin pratiği ile ilgilidir. Şoför, bilim insanı, doktor, kuaför, esnaf, gazeteci gibi daha yüzlerce farklı meslek veya faaliyet alanının her birisinin kendisine has mesleki ilkeleri yani meslek etikleri vardır. Bu ilkeler genelde yazılıdır. Uygulamalı etik, farklı mesleklerin ahlaki ve etik problemleri ile ilgilenir. Bir ekmek fırını, üretilecek ekmeğin standartları belli olsa bile halk sağlığını tehdit etmemek gibi temel etik bir ilkeden hareket etmek durumundadır. Bir Radyo-TV kuruluşu; insan hakları, onuru, ırk, din vb. ayırt etmeden yayınlarını yapmalıdır. Bir hekim, hastasının mahremiyetini korumalı, bir bilim insanı da yaptığı çalışmalarda bilim etiği ilkelerine uygun davranmalıdır. Örneğin bir araştırmadan elde edilen bulguların saptırılmaması, dürüstlük, açıklık, tarafsızlık, deneklere saygı, araştırmalara katılanların onaylarının alınması, kişiye özel bilgilerinin kamuoyu ile paylaşılmaması gibi. Böylece etik; tüm yaşam ve faaliyet alanlarına yerleşir ve yerleştirilir ise toplumsal yaşamın işleyişi daha öngörülebilir hale gelir.

- Gündelik yaşamda ahlak ve etik neden önemlidir? Toplumsal yaşamın sağlıklı işlemesi için etiğin katkısı nedir?

- Geleneksel ya da modern toplumlar fark etmeksizin, tüm toplumların kendilerine has ahlakları var olmuştur. Toplumsal yaşamı mümkün kılan, kolaylaştıran, toplumsal yaşamda birbirimize güvenmemizi sağlayan şartların inşasında ahlak önemlidir. Etik de bu pratiğin çerçevesi olduğuna göre henüz çocukluktan itibaren yeni nesillere “ortak iyi” olan değerleri öğretmek, benimsetmek gerekir ya da toplumların işleyişi zaten böyledir. Elbette konu burada biraz karmaşıklaşıyor; iyi de “tüm bunları kim, nasıl organize edecek? Bu organizasyon sırasında kılavuzumuz hangi değerler olacak?” gibi sorular karşımıza çıkıyor. Modern dünyada ve modernleşmiş toplumlarda daha çok bilimsel doğruların ve ilkelerin ön planda olduğunu görüyoruz. Ancak şu da bir gerçeklik ki dünyanın hiçbir yerinde, yalnızca bilimin tek başına organize ettiği bir etik ilkeler pratiği yoktur. Çünkü tüm toplumlar binlerce yıldır kendilerine has gelenekler oluşturmuş, doğrularını, yanlış bulduklarını, durumlar karşısındaki stratejilerini inşa etmişlerdir. Tüm bunlar da etik standartlara az ya da çok girmiş, yerleşmiştir. Bu gerekçelerle toplumların ahlaki değerleri ve etik ilkeleri kısa sürede değişmez.

-Evrensel etikten söz edilebilir mi?

-Modernite, Batı toplumlarının ürettiği bir formattır. Modern uygarlığın hâkim gücü, modern bilimin de ilkelerinden hareketle, evrensellik iddiası taşır ki bu anlamda evrensel bir etik iddiası da vardır. Ancak yeryüzünde kısa vadede, hatta büyük olasılıkla uzun vadede de evrensel iyiye dair etik ilkeler uzlaşısı zor görünmektedir. Bu ancak ve ancak, bir gün yeryüzünde ya da evrenin başka bir gezegeninde birlikte yaşayan tek bir uygarlık ortaya çıkar ya da oluşursa mümkün olabilir.

-Biraz da günümüz dünyasındaki pratik duruma gelelim. Bilgi-iletişim teknolojilerinin, internet ve sosyal medyanın çok yoğun kullanıldığı zamanlardayız. Paylaşım ve haber vermede hangi etik ilkelere dikkat etmeliyiz?

- Bilgi-iletişim teknolojileri, 3. Sanayi Devrimi olarak düşünülür. Bilgisayarların, cep telefonlarının ve internetin gündelik yaşamı domine ettiği bir dönemdeyiz. Oldukça hızlı bir biçimde, söz konusu teknolojinin hayatımıza girmesi; bu alanın etik standartlarının yerleşmesini, benimsenmesini de geciktirmiştir. Ülkemiz özelinde konuşursak, internet ve sosyal medyanın çok büyük oranda kuralsız, sınırsız özgürlük alanı, keyfi zaman geçirme, eğlence mekânı/alanı olarak anlaşıldığı gözlemleniyor. Sosyalleşmenin alternatif ya da yeni biçimi olan sanal ortamlar da kuralsız değildir. Bir kişiye sokakta hakaret ederseniz, hangi yaptırımlarla karşılaşma riskiniz var ise (hukuksal olarak) sosyal medyadan yaptığınızda da aynı riskler vardır. Maalesef ülkemizde bu konuda büyük bir bilinçsizlik, vurdumduymazlık söz konusu. Bu sorunlarla ilgili kamu spotları, bilgilendirme mesajları, yaptırımları ile ilgili çok net mesajlar olmalı. Okulların müfredatlarında genel olarak ahlak, etik ve toplumsal yaşam ve tüm yönlerini içeren ders ya da dersler olmalı.

-Sosyal medya paylaşımları için ne söyleyebilirsiniz?

- Sosyal medya paylaşımlarına gelirsek, bu daha da büyük bir sorun olarak karşımızdadır. Sosyal medyadaki içeriklerin neredeyse tamamını oluşturanlar, düzenleyen ve servis edenler genelde belirsiz. Daha doğrusu ortalama bir kullanıcı için kaynağı tespit etmek kolay değil. Bir fotoğraf, video, grafik, bilgi gerçek mi, sahte mi anlayabilmek oldukça zor. Sosyal medyanın bir nevi sanal cemaat (topluluk) olarak işlediğini görüyoruz aslında. Yani sosyolojik olarak cemaat kavramı; benzerlikler, ortaklıklar, birincil güvene dayalı ilişkiler demektir. Günümüz küresel dünyasında; internet ve sosyal medya yalnızlığı, yabancılaşmayı giderecek bir panzehirmiş gibi işleyen bir mekanizma gibi görünmekle birlikte, gerçek durum farklıdır. Sosyal medya evet benzer ilgi, alaka, değer, ideoloji, sınıfta olanları birleştiriyor gibi görünmekle birlikte bir o kadar da bölmekte, ayrıştırmaktadır.

-Sosyal medyadaki paylaşımlara nasıl yaklaşmalıyız?

- Sosyal medyadaki ortam ve işleyiş bize toplumsal durumumuzla ilgili bir fotoğraf çekiyor: ortaklıkları kalmamış ya da sakatlanmış, birleştirici ortak iyileri olmayan büyük bir kitle. Gelinen noktada bireysel düzlemde ahlaki davranmama eğiliminde olduğumuz gibi toplumsal olarak da etik ilkemiz, kılavuzumuz da belirsizleşmiş durumda. Kılavuzumuz da olmadığı ya da kalmadığı için savruluyoruz, sürükleniyoruz ve “gördüğümüz fotoğraf, video ya da haber doğru mu değil mi; araştırma ve sorgulama gereği duymuyoruz. Ani tepkilerle yüceltiyor ya da şeytanlaştırıyoruz. Sosyal medyayı rehabilitasyon, rahatlama, öfke patlaması platformuna dönüştürme ile ilgili ciddi sayıda örneği görüyoruz. İşte eğer etik ilkelerimiz yerleşmiş, içselleştirilmiş olsaydı bu tür sorunlar yok olmasa da azalırdı. Bu bağlamda son olarak şunu söylemeliyim; sosyal medyada kaynağını bilmediğimiz, emin olmadığımız içeriklere şüphe ile bakmak, paylaşımda bulunurken temkinli olmak zorundayız.

-Küresel bir pandemi ile karşı karşıya olduğumuz bir dönemdeyiz. Böyle olağanüstü bir zamanda etik davranış nasıl olmalı?

- Aslında salgınlar yeni değil, insanlık tarihi günümüzdeki salgından (en azından bugünün durumuna göre) çok daha büyük, ölümcül ve zorlularını deneyimledi. Ancak şu da bir gerçek ki bunları kitaplardan okumak, belgesellerden izlemekle deneyimlemek farklı şeyler. Salgının ülkemize girişinden bugüne (11 Nisan 2020) zorlu bir sınav veriyoruz. Elbette toplumun tüm kesimleri için zorluk seviyesi aynı değil. Çalışmak ve dışarı çıkmak zorunda olanlar ile evde kalma lüksü olanlar arasındaki farkı atlamamak gerekli. Bizim konumuzun merkezi, etik olduğundan o kısma fazla girmiyorum. Ancak sosyal bilimciler açısından ciddi bir gözlem yapmaya uygun bir dönemdeyiz. Böyle bir zamanda ortak iyi ilkemiz nedir sorusunun yanıtı sanırım açıktır: salgının sona ermesi. Salgının sona ermesi için bilim insanlarının üstüne düşenler (aşı, ilaç geliştirme, tedavi) belli, toplumun geneli için de bellidir (temizlik, sosyal mesafe, evde kalma). Ancak pratiğe baktığımızda birkaç haftadır süren bir direnç görüyoruz. Her ne kadar günden güne ortak iyiye dair davranışlar artma eğiliminde olsa da zemininin sağlam olmadığını gösteren örnek olayları görüyoruz. Ortak iyimiz olmadığı ya da zedelendiği için bireysel çıkar ahlakının hemen devreye girdiği, dışarı çıkmanın kolaylıkla meşrulaştırıldığını gözlemliyoruz.

-Bunu biraz açar mısınız?

-Sosyolojik olarak ilginç bir diğer nokta da yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir, meslek gibi birçok değişken kesimden insanlar ortak iyiye dair davranışı ihlal ediyor, dışarı çıkıyor, mesafeyi koruyamıyor. Son bir ayda bu tür birçok olayı haberlerden takip ettik. Genç öğrenciler, yaşlılar, büyükşehirlerden tatil yörelerine akın edenler, umreden dönüp 14 gün evde kalma kuralına uymayanlar, caddelerde hala sıkılıp gezmeye çıkanlar bunlara birkaç örnek. Son olarak 10 Nisan gece 12.00’de başlayan 31 ildeki sokağa çıkma yasağı kararının duyulması sonrası yaşanan kaos ve virüsün geometrik artma riski durumun vehametini gösteriyor. Tüm bu örnekler bireysel çıkarın bir anda ortak iyiyi -var olduğu kadar- devreden çıkardığını, unutturduğunu gösteren işaretler. Bir önlemin alınması kadar, o önlemin zamanlaması da oldukça kritiktir. Söz konusu sokağa çıkma yasağına dair bilgilendirmenin biçimi ve zamanı iyi seçilememiş, sağlık bilim kuruluna, sosyal bilimcilerin dahil olmasının önemini bir kez daha göstermiştir.

- İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda, yeni etik kodların belirlenmesine ihtiyaç var mı?

- Etik ilkelerdeki bahsettiğim bu boşluk, aslında bize metaforik anlamda bir yumruk indirmiş durumda. Ancak yine de tamamen kötümserliğe gerek de olmadığını düşünüyorum. Yapılması gereken yediğimiz yumrukla geri çekilmek, pes etmek değil, tekrar aynı durumla karşılaşmamak için ne yapabileceğimizi aramaktır. 21. yüzyıl, henüz deneyimlediğimiz yirmi yılı içinde bildiğimiz, alışkın olduğumuz birçok ilke, standardın da altını oymaktadır. O halde dünyanın gidişatına uygun olmak, bilimsel bilgiyi ve bilim etiğini kullanarak (ama bilimi fetişleştirmeden) yeni etik kodlar inşa etmeliyiz. Burada bireylere düşen de ciddi ahlaki sorumluluklar olmazsa olmazdır. Yani bireysel olarak “gemisini kurtaran kaptan” davranışı, uygun olmayan bir ahlaki davranıştır demek istiyorum. Sosyal bilimciler, bilim insanları da sosyolojik düşünüş alışkanlığı ve geleneğine de başvurursak; toplumsal etik ilkeler üzerine düşünmeli, fikir üretmeli, yorumlamalarda bulunmalıdır. Bilim insanı iktisadi ya da politik güce sahip olmadığına göre, söz konusu güce sahip kesimlere tespitlerini, önerilerini (Bilim Kurulunun şu an yaptığı gibi) iletmeliler. Sermaye çevreleri; uzun süredir zenginliklerinin kaynağının söz konusu halklar olduğunu hatırlayarak, maddi fedakârlıklarda bulunmak; politikacılar, devlet bürokrasisi de yeni etik mevzuatı, tüm farklı kesimleri içerecek, adalet mekanizmalarını hayata geçirecek kararları, uygulamaları yerine getirmekle yükümlüler diye düşünüyorum…

KİMDİR?

1977 Sakarya doğumlu. Muğla Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden 1999 yılında mezun oldu. 2009 yılında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Doktora derecesi aldı. 2015 yılında Doçent unvanı aldı. Halen Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Siyaset sosyolojisi, küreselleşme, kimlik, Türkiye’nin toplumsal yapısı ve sosyal politika alanlarında çalışmaları bulunmaktadır. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Etik Kurulu üyesidir.

20200413_etik.jpg

Related Articles

d1391c5b14123.gif