Kulüp, Zeybek

Bir zamanlar Muğla’da iki sinema vardı… Birinin adı kulüp”, diğerinin ki zeybekti…         

             Kentin, en hareketli günleri olurdu cumartesiler... Öğle saatlerinde hele, iğne atsan yere düşmezdi... İki sinemanın önleri olsun, onların bulunduğu meydan ve sokaklar, cıvıl cıvıl insan kaynardı... Bazen de öyle mahşeri kalabalıklar olurdu ki… Ortalık, adeta ana baba gününü andırırdı… Hele, iki sinemanın, birbirleriyle yarış edercesine, o, birbirinden güzel  şarkı ve türkülerin çalındığı hoparlörlerinden semaya yükselen sesler yok muydu ya... İşte onlar, oradan geçen bazılarının kulaklarını, eğer o zamanlar sağır etmedilerse… O insanlar, inanın başka hiçbir zaman sağır olmamışlardır… Sözün kısası, müzik seslerinden bir zamanlar, yer gök inlerdi “Muğla Çarşısında”…

            Yaklaşık 3x3 metre ölçülerinde, iki ayaklı, tamamı ahşap malzemeden hazırlanmış ve üzerinde,  o gün gösterimde olan filmin, afiş ve bazı fotoğraflarının yer aldığı koca bir pano… Şimdilerde bayağıdır boşaltılmış olan Konak Kafeteryanın, 1960’lı yıllarda Muğla’nın tek Jinekoloji Hekimi olan “ Doktor Seyfi Sadi Pencap” ın oturduğu binanın önünde, tam köşede bir direğe dayalı olur…”Gelecek program”da oynayacak olan film ya da filmlerin afişlerini taşıyan panolar ise; sinemanın bulunduğu sokakta ve sinema binasının tam karşısındaki,  o her zaman bembeyaz badanalı bahçe duvarına sırtlarını dayamış halde, sıra sıra öylece dururlardı…

           Bu sözünü ettiklerim, bugüne değin ayakta kalmayı başarabilmiş olan… Ama o yıllarda, Muğla’nın en yeni ve en modern sineması: “Zeybek Sineması”na ait olanlardı…

           Hoparlörlerden, çığlık çığlığa etrafa yayılan o şarkı ve türkülerden, biraz daha söz edeyim sevgili okurlar…

          Bu şarkı ve türküler, o sinema da, daha önce “oynayıp geçmiş”, kimi yerli filmlerdeki, yani, filmin konusu içinde seslendirilmiş, film müzikleri olurdu genellikle... O şarkı ve türküler ki, o sıralar gündemde olan, yaşlısından gencine, hemen herkesin, dilinden düşürmediği… Deyim yerindeyse, adeta, “Ağızlarda sakız olmuş” şarkı ve türkülerdi… Bazıları ise,  daha yakınlarda, Anadolu turnesine çıkıp, Muğla’ya da gelmiş ve  o sinemada konser vermiş olan,  kimi, ünlü şarkıcı ve türkücülerin seslendirdikleri, konser şarkı ve türküleri de olabiliyordu…

          Zaten, o yıllarda ünlü olup da Muğla’daki bu iki sinemadan birine gelip, konser vermemiş şarkıcı veya türkücü, hemen hemen yok gibiydi…

          Sadece, şarkı ve türkü dinlemek için bile, bu iki sinemanın önleri ve onların yakın çevresi, bulunmaz birer nimet sayılırdı müzik severler için… Nasıl sayılmasınlar ki,  bırakın müzik dinlemeyi… Öğrenmek istediğiniz, son günlerin, o en çok çalınıp söylenen şarkı ve türkülerini, oraya gelip, orada bir bir öğrenmeniz mümkün olurdu… Biraz sabrettiğinizde, hoparlörlerin, biri olmazsa diğerinden, afişlere bakarak, orada geçireceğiniz zaman içerisinde, çalınmasını beklediğiniz şarkı veya türkülere de muhakkak sıranın geldiğini görür  ve onları, büyük bir keyifle dinleyebilirdiniz. Hem de yüksek sesle… Hani bazıları, hep yüksek sesli müzik dinlemekten zevk alır ya... İşte, özellikle bu gibiler için, sinema önleri, gerçekten, bulunmaz birer nimet sayılırdı o yıllarda…  Ola ki, çok beklediğiniz halde, sevdiğiniz o “şarkı ya da türkü” o gün çalınmadı, hiç üzülmeyin… Daha sonraki gün veya haftalarda, günlerden cumartesi olsun ya da olmasın, eğer oraya yeniden gelirseniz, “o”na da sıranın geldiğini hayretle görür, geçte olsa, “sevdiğiniz o şarkı veya türküyü” orada dinlemiş olurdunuz... Yalnız, sevdiğiniz bu şarkı veya türküleri, ancak, dikkatinizi hoparlörlerden ayırmadığınız sürece dinleyebilir, aksi halde sırasını kaçırabilirdiniz de... Onları, dediğim gibi… Ya, bu iki sinema önlerindeki afişler arasında dolanırken… Ya, sinemaya birlikte gitmek için sözleştiğiniz arkadaşlarınızı, sinemaların önlerinde beklerken veya film başlama anına değin, içeride, yerinizi almış otururken her an dinleyebilirdiniz… Çünkü hoparlörlerden dışarıya verilen sesler, aynı anda, sinema salonuna da verilirdi…

   Kurşunlu Cami’nin tam karşısında, “Muğla Belediyesi”nin yaptırdığı bu günkü  “Katlı Otopark”ın olduğu yerde de… Kentin, en eski sineması olan, “Kulüp Sineması” bulunurdu…

           Caddenin kaldırımından içeri doğru, önce iki üç metre uzunlukta, mozaik beton bir terasta yürüdükten hemen sonra, yaklaşık on on beş metre genişlikte ve sekiz on basamaklı, yine mozaik beton bir merdivenle indiğiniz, geniş, toprak bir avlunun bitiminde, sizi, tam karşıda ve ortada, sinemanın giriş kapısı karşılardı… Bu büyük kapı, “Kışlık Kulüp Sineması” yani kapalı sinema binasının ana giriş kapısıydı… Sağda köşede, daha küçük bir kapı daha vardı… O kapı da, aynı adı taşıyan “Yazlık Kulüp Sineması”nın kapısıydı… Yazlık sinemanın bir yanı, kapalı Kulüp Sineması duvarına, diğer yanı ise, o yıllardaki adıyla “Atatürk İlkokulu”, bu günkü adıyla Atatürk İlköğretim Okulu’nun, arka avlu duvarına dayanırdı…

           Bu sinemanın, “gelecek program”larda gösterime girecek olan filmlerin afişlerinin asılı bulunduğu panolarının; daha çok, merdivenlerden indiğiniz, o geniş avlunun sol tarafındaki duvara, sıra sıra dayalı olduklarını… Bazılarının ise, ana giriş kapısının iki yanlarına konduğunu görürdünüz…

          Kulüp sinemasında, o gün gündüz ve akşam, gösterimde olacak yani, halk ağzında söylendiği şekliyle “Oynecek” olan filmlerin, afişlerinin asılı bulunduğu panolarınsa, caddeden ilk girişte, merdivenin her iki ucundaki ve çevre duvarına ait olan, “piramit” şapkalı dubalara dayanmış olduklarını görürdünüz… Bunlar seyyar panolardı… Bu iki panonun ne bulundukları o yerler, ne de sayıları, yıllar boyunca hiç değişmedi, hep aynı kaldı… Bunlardan ayrı, bir de, caddeden gelip geçenlerin, onları rahatlıkla görebilmeleri için, biri; sinema binasının yukarıda sözünü ettiğimiz, o ana giriş kapısının epeyce yukarısında duvarda ve boydan boya, üzerinde de, “sezon içerisinde, gelecek programlarda gösterime girecek” olan ve daha çok, yabancı filmlerin afişlerinin asılı bulunduğu sabit bir pano ile diğeri; caddeden sinemaya doğru dönüvereceğiniz yerde, kaldırımın kenarına, sağlı sollu dikilmiş olan, yuvarlak, gayet kalın ve yüksek iki  ahşap direk arasına, yine boydan boya yerleştirilmiş ve üzerinde  sadece, “o gün akşam gösterimde olacak” olan film veya filmlere ait afişlerin bulunduğu, sabit bir pano ilk göze çarpan öteki panolardı…

          Bu panoların dışında, bir de ayrıca, kentin değişik noktalarında ve neredeyse yan yana konmuş halde, hem “Kulüp Sineması” ve hem de “Zeybek Sineması”nın; üzerlerinde, o gün akşam gösterimde olacak olan filmlerin, afiş ve bazı fotoğraflarının yer aldığı başka panolarını da görebilirdiniz…

         Bir zamanlar, “Muğla”da, iki kapalı sinema vardı… Bunlardan birinin adı “Kulüp”, diğerinin ki ise “Zeybek”ti… Onlar, haftanın hemen her günün akşamında, bir dolar-bir boşalırlardı… Sadece; cumartesi günleri ve onun öğlenlerinde, onlar, diğer günlerden daha bir başka, daha bir hareketli ve daha renkli görüntüler oluştururlardı… Onları, böyle farklı kılanlar ise, en başta kentin öğrencileriydi… Öğleyin, saat tam 12.00 de, Muğla’da tüm okullar dağılır dağılmaz, biran önce oralara koşup gelmek ve onlardan birinde olsun,  bir yer bulabilmenin o tatlı telaş ve heyecanını, herkesten önce yaşayan… Bütün bir hafta, sinemaları ve orada oynayacak olan filmleri zevkle izleyebilmenin özlemini duymuş… Bu yüzden, o hafta sonunu adeta iple çekmiş olan, sayısız insanın yaşadığı bu kentte… En çok bu insanlardı, yani, ortaokul, lise ve dengi okulların sinema seven öğrencileriydi… İşte onlardı, cumartesilerin bu farklı güzelliklerini yaratan “Muğla”da…

      O insanlar, belki sizlerdiniz, hepimizdik… O sinemaların önlerinde olsun, ya da giriş çıkışlarında veya belki de salonlarında film “aralarında”… Çocuksu, tamamen duygusal ve pırıl pırıl, bambaşka heyecanlar da yaşanırdı ara sıra… Yüreklerin, durup dururken ilk kez, daha farklı ve daha hızlı çarpmaya başladığı anlardı bunlar… Çoğumuza:

“Bana, birden böyle ne oldu ki?” bile dedirten…

  Çoğu zaman “Mahcup”, bazen de “Kaçamak bakışlar” la başlayan o ilk aşkların, ilk çocukluk sevilerine ait tatlı kıvılcımların, yüreklerde, yüreklerimizde -Senin, benim, ya da onun- belki de ilk kez çakıp tutuşmaya başladığı… Bir yaşam boyu, o hiç unutulmayacak ve hep gülümseyerek anlatılacak ya da hatırlanacak olan, o ilk heyecanların, ilk kez yaşandığı yerler belki de, -

Neden olmasındı ki?- Önce oralardı… Sinemalardı… Sinemalarımızdı… O yılları… Çocukluktan erinliğe, erinlikten ergenlik çağına geçilen, o ilk gençlik yıllarını hatırlarken, kimilerimizin ilk aklına gelen yerler,.. Belki de önce oralar… O cumartesiler… Ve o cumartesi öğlenleriydi…  Sinema önleriydi, belki bazılarımız için… Bazılarımız içinse, belki de sinema çıkışlarıydı… Kim bilir?..

        Bir zamanlar Muğla’da, iki kapalı sinema vardı… Bunlardan birinin adı “Kulüp”, ötekinin se “Zeybek”ti…

                                                                                Esenlik dileklerimle. Hoşca kalın

Related Articles

d1391c5b14123.gif