PARA!

20201015_gulden_sokelioglu_33400.jpg

İnsanların temel ihtiyaç larını karşılamak için kullandığı para, tarihte ilk defa, Batı Anadolu'da, Gediz ve Küçük Menderes nehirleri arasında (Manisa- Uşak illeri Bölgesi) devlet kuran Lidyalılar (M.Ö 687- 547) tarafından bulunmuştur.
Bu topraklarda bulunan altın madeninin işletilmesiyle basılan altın ve gümüş paralara 'sikke' denmiştir. Paranın bulunmasıyla, ticarette değiş tokuşun yerini para almıştır. Kral Krezüs devri devletin en parlak dönemidir ve 'Karun kadar zengin' deyimi Kral Krezüs'e atfedilir.
Lidyalılardan bugüne para önemini hep korumuş; bir güç ve üstünlük aracı olarak görülmüştür. Kişilerin ve devletlerin zenginliği sahip olduğu para kaynakları ile ölçülmüştür.
Ortaçağ'da, Avrupa Devletleri (İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa, Hollanda, İtalya, vb.) zengin doğu ülkelerine (Çin, Hindistan) ulaşmak için Coğrafi Keşifler yaptılar ve bol miktarda altın ve gümüş madeni bularak çok zengin oldular.
Osmanlı Devleti'nde, Fatih Sultan Mehmet zamanında altın, gümüş darlığı başlar ve Osmanlı Akçe'si değer kaybeder, enflasyon artışı yaşanır.
1584'de Osmanlı Akçe'si, %70 değer kaybeder. Orhan Bey zamanında, 100 dirhem gümüşten 269 akçe kesilirken, 1584 devalüasyonu sonunda 1000 Akçe kesilmesi gündeme gelir.
Uzun süren Osmanlı- İran, Avusturya Savaşları yüzünden, 1 Akçe, 4-5 parçaya bölünerek paramız pul haline gelir.*
Paranın değer kaybetmesi, enflasyonun artması, halkın alım günün azalması, uzun süren savaşlar nedeniyle masrafları karşılamak için köylülerden alınan vergilerin artmasıyla köylülerin toprağını terkederek şehirlere göç etmeleri sonunda kıtlık, açlık ve toplu halde ölümler ortaya çıkar.
1789'da padişah olan 3. Selim zamanında, padişahın ve devlet adamlarının altın ve gümüş takımları darphanede eritilerek para basılıyor. Ama, enflasyon yine de önlenemiyor.
Osmanlı imparatorluğu, Ruslarla yaptığı 1853-56 Kırım Savaşı'nda, İngiltere'den yüksek faizle borç para alır; ancak yatırım yerine saraylar yapılır.
1. Dünya Savaşı'na girerken Osmanlı'nın dış borcu 153.7 milyon Türk Lirası iken, Almanya'dan aldığı 150 milyon lira ile savaş sonunda toplam borcu 303.7 milyon liraya ulaşır... Ve bu borçlar, sterlin, frank ve mark gibi yabancı paralarla ödenecektir. *
1914-1922 arasında enflasyon % 1200-1700 arasındadır. 1914'te ekmeğin okkası (kilosu)1,25 Kr. iken, 1920' de 16 Kr. çıkar.
1914' de, 4 kişilik bir ailenin gıda harcaması 225 Kr. iken, 1920'de 3049 Kr. yükselir *
Avrupa Devletleri, Osmanlı'ya verdikleri paraları geri alamayınca, Duyun-u Umumiye'yi kurarak, Osmanlı'nın gelir kaynaklarına(Gümrük, orman, tuzla, madenler, limanlar, tütün, su) el koydular. 2. Abdülhamid, bütün gelir kaynaklarımızı yabancılara teslim eder.
Bu kötü ekonomik şartlarda emperyalist devletlere karşı bağımsızlık savaşını veren Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'in ilanından önce, 17 Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi'ni yapar ve siyasi bağımsızlığı ekonomik bağımsızlık ile taçlandırmak ister.
Lozan Antlaşması ile(24 Temmuz 1923) Kapitülasyonlar (Osmanlı Devleti'nin Avrupa Devletleri'ne tanıdığı ticari ayrıcalıklar) kaldırıldı. Osmanlı'nın Avrupa Devletleri'ne olan borçları ödenmeye başlanır. Osmanlı zamanında köylüden alınan ürün vergisi olan 'Aşar' kaldırılır.
Tarım ve hayvancılıkta modernlik esas alınır; köylüler teşvik edilir.
Endüstriyel tarım ve ağır sanayi alanında pek çok fabrikalar kurulur.(şeker, dokuma, kağıt, cam, demirçelik, otomobil, uçak ve diğerleri)
Yabancıların elindeki limanlar ve işletmeler devletleştirilir. Kara, hava ve deniz ulaşımı arttırılır.
Ekonomi seferberliği sonunda 1923-1938 arasında 11 yıl bütçe denkliği sağlanır, 3 yıl ise gelir, giderden fazla çıkar.*
1938'de Merkez Bankası'nda 36 milyon dolar döviz, 26 ton altın birikir.*
Osmanlı'da yaşanan ekonomik sorunlar günümüzde de yaşanıyor:
Türk Lirası, yabancı paralar karşısında sürekli değer kaybediyor, enflasyon artıyor, insanların alım gücü azalıyor ve yoksullaşıyor.
Devletimiz, üretim yapan köylülerimize tarım ve hayvancılık yönünden desteklemelidir. Üretim olmazsa, hep ithalat olursa devletin dış borçları çoğalır.
4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2500TL., 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı yaklaşık 8000 TL.' ye dayanıyor.
İşsizlerin sayısının 15 milyona dayandığı, üniversite mezunu her üç gençten birinin işsiz olduğu ülkemizde gençlerimiz mutsuz ve gelecekten umutsuz; fırsat bulabilen yurtdışına gidiyor.
Açlık ve yoksulluğun önlenmesi, insanların insan onuruna uygun olarak yaşayabilmesi için Cumhuriyet ekonomisi örnek alınmalıdır.
İşçiler, memurlar, emekliler ve toplumun her kesimi enflasyon altında ezilmemelidir.
Yöneticiler, halkının refah ve mutluluğunu esas almalıdır.
Yerli ve milli olmak; Türk Lirası'na ve ekonomisine gerekli itibarı sağlamakla olur.
Paramızın pul olmaması için, gerekli tedbirler alınmalı; üretim arttırılmalı, birlik beraberlik içinde ve her alanda tasarruf yapılmalıdır.

* Sinan Meydan

Related Articles

d1391c5b14123.gif