Toprağın üstü altından değerlidir

20201114_osman_kara_15e4b_02799.jpg

Osman Kara

Emekli SMMM / Öğretmen

              Gülbağlık, Dutağacı, Uzunçam, Kozalaklı, Karanfiller, Bademli, Çavdar, Kızılağaç, Çamovası, Çamköy, Bağdamları, Çamiçi, Karahayıt, Zeytin, Zeytinköy, Korucuk, Kozağaç (ceviz ağacı) aklıma gelen yerleşim yeri adları. Ne güzel isimler. Yörelerinde baskın bulunan ağaç ve diğer bitkilerden isimlendirilen. İnsanların isimlerine imrendiği, yörelerinin özelliklerini yansıtan yerler.

                Çok değil yirmi beş veya otuz yıl önceleri adları gibiydiler. Şırıl şırıl akan dereleri, sürekli akan musluksuz çeşmeleri vardı. Suları sürekli akardı. Adını aldıkları ağaç veya bitki yoğunluklu olmak üzere yem yeşil, cıvıl cıvıldı bu yerler. Kuşlar, böcekler, arılar, kelebekler ile tüm yaban hayatı yaşam pınarı olarak dünyamıza hayat enerjisi dolduruyorlardı dünyamıza.

                İnsanlar tabiatın coşkusuna paralel hoş görülü, mütevazi ve sevgi doluydular. Topraklarını işledikleri oranda geri dönüşü ürün olarak alıyorlardı. Mutluydular. Ürünlerini yetiştirmede onlarca ilaç kullanmıyorlardı. Özdeyişlerde “ Kan eksen, can biçersin”, yada “Bastonu tarlada unutsan ağaç olur” sözlerine uygun verimlilik içerisindeydi tabiat ana.

20201014_osman_kara1_f6c9f.jpg

               Yirmi beş veya otuz yıl önce, toprağın altının birkaç firmayı zengin etmeye açılması ile doğanın talanı başladı. Teknolojinin gelişmesi ile devasa makineler kullanılarak her yer alt üst edilmeye başladı. Bölgemizde Diaspor, kömür, feldspat, demir, mermer, taş ocağı gibi maden işletmelerinin bozgunu altında. Uzmanların maden yasasında ; köy, kasaba, mezra, mahalle gibi yerleşim yerlerine altmış metreden daha yakın, zeytinliklere üç bin metreden yakın olamayacağı ve bu özelliklerin dışında yöre insanlarının bilgilendirilerek olurlarının alınması yasal zorunluluktur yazdığını söylemesine rağmen uyulmadığı gözlenmektedir. Bu talanlardan sonra yakınımızdaki trekkinğ rotalarımızı merakla ilk olarak en yakından başlamaya karar verdim.

             Kurukümes dağındaki patika madencilerden ne kadar etkilenmiş diye keşif gezisine çıktım. Yatağan Kozağaç mahallesinden başlayan ki; diğer adıyla ceviz ağacı adını mahalleye vermiş. Her yerin ceviz ağacı dolu olmasından ve insanların çuvallarla ceviz satışı ile yaşamlarını istihdam etmelerinden isim almış. Başlangıç noktası mahalleye varır varmaz bin ah ve şikayetle karşı karşıya kaldık. Yürüyüş patikası Zımpara tepesi, Özgürlük tepesi ki; Özgürlük adını iğne yapraklı ve geniş yapraklı ağaçlar ile onlarca endemik bitkinin birlikte yetişmesinden alıyormuş. Küçük Aksivri üzerinden Aksivri zirvesine ve oradan da Varangelmez yaylası. Varanın gelmek istemediği güzellikte pınarlar ve devasa çınar ağaçları ile doluydu. Boa dağından Beypınarı’na inen cennet diyarı yerlerdi.

             Kozağaç mahallesinde daha başlamadan görüntü korkutuyor. Mermer pasalarının ki; pasa döküm sahalarının da izne tabi, yöre insanının oluruna dayanması gerektiği halde, maden yasası hiçe sayılmış, evlerin hemen bitişiğinden onlarca metre yükseliyor. Köy meydanında bulunan vatandaşlarla selamlaşıyoruz. Keşif yürüyüşüne başlıyamıyoruz.

20201014_osman_kara_0d189.jpg

             Köy meydanında bakkal Mehmet amca ile birkaç yaşlı teyze bizi görevli sanarak ağlamaklı dertlerini sıralamaya başlıyorlar. Toz en baş şikayetleriydi. Böcek kalmadı böcek dedi yaşlı teyze. Gece gündüz tır ve kamyonların, iş makinalarının gürültüsü, yolun sıra bekleyen tırlarca kapatılması ile hayvanlarını tarlalarına götürememeleri, hızla ve insafsızca gelip geçen taşıtların çiğnemesi ile kedi ve köpeklerinin öldürülmesinden kalmadığı gibi onlarca dert.

            Amcaya muhtar ne yapıyor, devlete iletmiyor mu diye soruyorum. Kim muhtar olursa kısa zamanda maden şirketinin adamları ile başlıyor gezmeye diyor. Siz şikayet edin dediğimizde ise; birkaç defa ettik. Görevliler gelmiş muhtar, jandarma, ormancı ile şirket görevlileri sorun yok tutanağı tutarak ayrılmışlar. Haberimiz bile olmadı diyor. Peki amca seçimler ve sonrası siyasiler ne diyor dediğimde; siyasileri batsın, sağcısı da solcusu da oy vakti çözeceğiz deyip kayboluyorlar. Bir defasında da hiç oy vermeyelim dedik, anarşik olursunuz dediler ve gizli örgüt kurmaktan suçlarlar diye korkutuyorlar. Haberlerde de görüyoruz. Köylerini korumaya çalışanlara kolluk kuvvetlerinin yaptığını görüyor korkuyoruz dedi Mehmet amca. Hiç bir şey söylemek mümkün değildi. Amca siz yine de milletvekillerini yakalayın, mecliste Muğla’nın yedi tane vekili deyip üzgün ayrılıyoruz.

             Özgürlük tepesi hiç kalmamış, tamamen kurumuştu. Maden işletmelerine bakıp sanki küsmüştü. Varangelmez yaylası ise daha vahimdi. Birkaç çınar ağacı kütüğünden, onlarda çürümeye başlamış. Pınarlar kurumuş meydan eğrelti otlarına kalmıştı.

             Dünü cıvıl cıvıl, herkesin işinde gücünde olduğu, üç gün üç gece düğünlerini yapabildiği köydü burası. Ancak işsiz, çaresiz, ürünlerini yetiştiremeyen, doğası küsmüş bir ortamda aynı insanları görmenin ve yaşadıklarının kader olmadığını bildiğimizden, hüzünle yok olan patikamıza bile üzülemedik.

             Gördük ki, ülkemizde toprağın üstü altından daha zengin ancak kime anlatılır. Nasıl?

Related Articles

d1391c5b14123.gif