Acımak

20200915_turgay_mutlu_0c54c.jpg

               Toplumun bir yarasıdır önyargılı olmak. Özellikle kapalı, eğitilmemiş, bağnaz ve okuma oranı düşük toplumlarda bu daha çok görülür. Cumhuriyet döneminden sonra ülkemizde büyük bir okuma yazma seferberliği başlayınca önyargı, biraz olsa da kırılmıştır. Aile içinde bile çeşitli nedenlerden, iletişimsizlikten ve bastırılmış duygulardan önyargılar olabiliyor. Reşat Nuri Güntekin’in ‘’Acımak’’ adlı eserini okuyunca bunu daha iyi anladım. 159 sayfalık, İnkılap Yayınlarından çıkan romanını Bağla Koyunda severek zevkle okudum. Önyargı, öngörü ve önsezi ayrı şeyler ama öne çıkma gibi de bir huyumuz vardır. Bu kitapta bunların hepsini bir arada görebiliyorsunuz. Reşat Nuri’nin birçok eserini daha önce okumuştum. Bu eseri de ders niteliğinde bir roman. Mutlaka okunmalıdır. Tavsiye ediyorum. Özellikle gençler, öğrenciler okumalı ve buradan kendilerine ders çıkarmalıdır.

                            Zehra öğretmen okulun müdürüdür. Yeni eğitim öğretimin bütün gereklerini yerine getirir, öğrencilerle bire bir ilgilenir; fakat öğrencilerin yaptıkları yanlışları affetmez. İçinde hiç acıma duygusu hissetmez. Zehra’nın bu özelliğinden çok rahatsız olan Milli Eğitim Müdürü, çeşitli zamanlarda uyarmış olmasına rağmen hiçbir değişiklik görmemiştir. Milli Eğitim Müdürü Tevfik Hayri ile Vekil Şerif Hayri Bey Zehra’nın okulunu ziyarete giderler. Şerif Hayri Bey Zehra’ya babasının hasta olduğunu, bu nedenle İstanbul’a gidip babasını görmesini ister, fakat Zehra babasının olmadığını, o kişinin başka birisi olabileceğini söyler. İki gün sonra Tevfik Beye bir telgraf gelir. Zehra’nın babası Mürşit Efendinin ölmek üzere olduğunu, öğretmenin hemen yola çıkmasını bildirir. Müdür Zehra’yı çağırtarak hemen gitmesini ister. Fakat Zehra yine karşı gelir. Müdür fazla üstelemez. Biraz sonra hazırlanmış, elinde çantasıyla Zehra gelir ve gitmeye karar verdiğini söyler.

                       Zehra İstanbul yolunda babasının ailesine yaptıklarını annesini, ablasını ve anneannesini nasıl öldürdüğünü ve en sonunda da kendisini bir yatılı okula verip hiç arayıp sormamasını düşünür. İstanbul’a varır. Eski komşuları Vehbi Bey kendisini karşılar. Niçin daha önce gelemediğini, babasının ‘Zehra, Zehra’ diye öldüğünü söyler. Eve vardıklarında babasının başında birkaç kadın vardır. Babasını görmek istemez. Kendisine babasının eşyalarının bulunduğu sandığın anahtarı verilir. Aslında bunu hiç istemez fakat sandığı açar, içinde bir günlük vardır. Günlüğü okumaya başlar. Babasının ilk memuriyet yıllarını, annesiyle evlenmesini, anneannesinin davranışlarını okur. Zehra daha önce bildiği şeylerin hepsini tam tersi olduğunu öğrenir. Aslında bu olaylarda bütün suçlunun annesi ve anneannesi olduğunu anlar. Bundan sonra içinde bir acıma duygusu oluşur. Hemen gidip babasının ayağını öper. Birkaç gün sonra okuluna tekrar döner ve artık Zehra’nın hiçbir eksiği kalmamıştır. Acımayı öğrenmiştir. Reşat Nuri Güntekin, 1928 yılında yayımlanan bu eserinde; çalışkan, başarılı, ancak zaaf gösterenlere acımasız olan Zehra öğretmen ile babası Mürşit Efendinin bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini aktarıyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor. Keyifli okumalar dilerim…

Related Articles

d1391c5b14123.gif