ÖZLEMİM BİR ARPA BOYU YOL ALMAK…

           Sabahattin Eyüpoğlu’nun çevirisi ile “MOTAIGNE”nin dev eseri “Denemeler”ini 1999 yılında okumuştum. M.S. 1572’den 1591’e kadar 19 yılda yazmıştı Montaıgne “DENEMELER”ini. Çağımızda yaşadığımız savaşlar, vahşetler, canavarca birbirini ve doğayı katledenlerin varlıklarını yoğunlaştırmaları yeniden okumama neden oldu.

            Aşağıda aynen alıntıladığım makalesi; o günlerden bu günlere insanlığın akıl, bilim ve kültür birikimi ile neden değişiklik yaratamadığıydı. Özlemim savaşlar, vahşetler ve doğaya verilen zararlara karşı hiç değilse bir arpa boyu da olsa yol kat etmesiydi insanlığın. “Denemeler”in savaşlarla ve vahşetle ilgili o makalesi:

                                 *  “SAVAŞ ÜSTÜNE”

             Gelelim savaşa: İnsanların en büyük, en şatafatlı eylemlerinden biri olan savaşı, bizim hayvanlara üstünlüğümüzü göstermekte mi kullanacağız, yoksa tam tersine budalalığımızı,  eksikliğimizi mi? Doğrusu, birbirimizi paralayıp öldürme, kendi türümüzü yıpratıp yok etme sanatımızın, bu sanattan yoksun olan hayvanları imrendirecek bir yanı olmasa gerek.

              Ne zaman bir aslanı

              Daha güçlü bir aslan öldürdü? Hangi ormanda

              Büyük domuzun dişi küçük domuzu paraladı?    (Juvenalis)

             Ama hayvanların tümü bu marifetten uzak kalmış da denemez: Bal arıları arasında da azgın çatışmalar olur, iki hasım ordunun başları bizim krallar gibi davranırlar:

              

              Bir kavgadır kopar iki bey arasında çoğu kez

              O zaman seyredin arı milletindeki azgınlığı

              O coşkun vızıltılı savaş hengâmesini.   (Vergilius)

 

           Bu yaman tasviri her görüşümde insanların saçmalığını, budalalığını oku gibi olurum onda. Çünkü azgınlığı ve korkunçluğuyla insanı kendinden geçiren savaş tepinmeleri, o gümbürtü ve çığlık kasırgası.

             Kimi yerde bir parıltı sarar gökleri

             Ayak patırtıları yükselir her yandan

             Dağlara çarpan bağrışmalar

             Yankılanır yıldızlara doğru.  (Lucretius)

 

           O kaç binlerce silahlı insanın korkunç düzenliliği, bunca azgınlık, bunca coşkunluk, bunca yiğitlik… Bütün bunların ne boş nedenlerle sönüverdiğini düşününce gülüyor insan:

               Paris’in aşkıymış derler

               Hellenlerle Barbarları savaşa sokan.  (Horatius)

            

             Paris’in zamparalığı yüzünden koca Asya savaşlarla bitti tükendi. Bir tek adamın tutkusu, bir kırgınlık, bir keyif, bir karı koca kıskançlığı, ringa balığı satan iki kadının birbirini tırmıklamasına değmez. Böylesine nedenler bütün o büyük hengâmenin canı, ilk hızı olabiliyor. Savaş çıkaranların kendilerine inanır mısınız? Dinleyin imparatorların en büyüğünü, en çok zafer kazanmış olanını, en güçlüsünü; bakın nasıl eğleniyor kendi kendisiyle, çocukça hoşlanarak nasıl alay ediyor karadan, denizden giriştiği birçok savaşlarla, ardından giden beş bin insanın kanıyla, canıyla, seferleri uğruna dünyanın iki büyük parçasında harcanan nice güçler ve zenginliklerle:

                Antonius Glaphyra ile yattı diye benim de

                Fluvia ile yatmam gerekmiş, Fluvia’ya göre.

                Yatacak mıyım ben şimdi Fluvia ile,

                Manius’la da mı yatacağım gerekiyor diye?

                Kendine gel! Ya savaş, ya yatak diyor kadın.

                Ne demek? Canım mı daha değerli, erkekliğim mi?

                 Çalsın savaş boruları!       (Martialis)

           

             İşte o büyük ordu, yeri göğü titreten o bin bir yüzlü, bin bir ayaklı ordu:

                 Likya denizi üstünde ak dalgalar yuvarlanır gibi

                 Sert Orion kış sularına gömüldüğü zaman,

                 Ya olgun yaz buğdayları gibi

                 Hermus’un, Liakya’nın sarışın ovalarında,

                  Ürperiyor çiğnenen toprak, gümbürdüyor kalkanlar.     (Vergilius)

             

           Binlerce kollu, binlerce kafalı bu azgın dev nedir aslında? Hep aynı zavallı, dertli, cılız insanoğlu! Kızışıp kaynaşan bir karınca yuvasından başka bir şey mi ki bu?

                Kara tabur ilerliyor ovada.   (Vergilius)

              Ters bir rüzgâr, bağrışan bir karga sürüsü, bir atın sürçmesi, yukarıdan bir kartalın geçivermesi, bir rüya, bir ses, bir görüntü, bir sabah sisi yeter bu devi yıkıp yere sermeye. Güneşin bir ışını vurmaya görsün yüzüne, eriyip dağılıverir. Biraz toz serpiverin gözlerine (bizim şairin arılarına serptiği gibi) bakın nasıl kopup paramparça oluyor sancak erleri, alaylar, başlarında büyük Pompeius’la birlikte; çünkü oydu sanırım Sertorius’un bu yaman silahlarla İspanya’da yendiği. Aynı silahları Eumenes Antigonus’a, Surena Crassus’a karşı kullanmıştı.

                  O azgın yürekler, o korkunç cenkler,

                   Biraz toz atın durulur hepsi.   (Vergilius)

         

                 Bizim arıları bile salsanız üstüne, güçleri ve yürekleri yeter o devi bozmaya. Daha geçenlerde Portekizliler, Xiatima’da Tamyl şehrini kuşatmışlardı. Arısı bol olan bu şehir halkı surların üstüne yüzlerce kovan getiriyorlar; ateş yakıp arıları dumanla birden öyle salıyorlar ki dışarı, saldırılarına ve iğnelerine dayanamayan düşman bırakıp gidiyor kuşatmayı…

                  İmparatorların ruhlarıyla çarkçıların ruhları aynı kalıptan çıkmadır. Kralların gördüğü işlerin önemine, ağırlığına bakıp öyle sanıyoruz ki bunları yaptıran neden de önemli ve ağırdır; aldanıyoruz. Onları davranışlarında dürtükleyip durduran nedenler bizimkilerden başka türlü değildir. Bizi bir komşumuzla kapıştıran nedenin aynısı krallar arasında bir savaş koparır. Bize bir uşağı kırbaçlatan nedenin tıpkısı bir krala düştü mü bir ili yıktırır ona. Onların istedikleri de bizimkiler gibi sudan, ama yapabildikleri daha fazla. Bir peynir kurduyla bir fili iştahlardır dürtükleyen.”  *

  

                  Ahmet Haşim bir makalesinde “umut şişede oksijene benzer, ne kadar boşaltırsan boşalt birkaç molkeül kalır” der. Bende insanlıktan umudumu kesmedim. Bir gün bilimin eğitimler akılları biçimlendirmesini ve savaşları, vahşetleri, doğayı canavarca katletmesini yeneceğine inanıyorum.

                                                                                                                                            

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?