ZEYTİN YAPRAĞI YEŞİL

Bugünkü yazıma bir çevrecinin özeleştiri niteliğindeki,

sosyal medya paylaşımından yaptığım alıntıyla başlamak istiyorum.

Halis keresteden yapılmış pergoleli verandasına çıktı şehirli kişi.

‘Bahçeye beton atıp arabayı içeri aldığımız iyi oldu’ diye geçirdi içinden,

yol kenarında çizerler neme lazım.

Eli hortuma uzandı, kayrak taşlı zemini suladı, serinletti ortamı...

Rakısını (çay da olur) koydu masaya, süzme yoğurt, kavun, zeytin ezmesi,

vakit gelmişti gün batıyordu, otomatik sulama açıldı, fıtı fıtı çimleri sulamaya başladı.

Gürgen sandalyesine kuruldu.

Telefondan bir şarkı açtı.

‘Zeytin yaprağı yeşil, aman bir yar elinden’

Madenler zeytinlikleri yok edecekmiş, aklına geldi kızdı...

Neyse dedi yılda 10 gün yazlık keyfimiz var, şimdi sırası değil,

şehre dönünce sosyal medyadan gereğini yapar, sayar saydırırım.

Olmadı atlarım uçağa Fazıl konserine falan giderim dedi kendi kendine.

Yüzlerce zeytin ağacı kesilmiş sitedeki yazlığında, ufka baktı, mırıldandı,

‘Zeytin yaprağııııı yeşillll…’

ZEYTİNLİKLERİ KATLEDEN ve yerine yazlık, site, otel, ıvır zıvır yapılırken,

SUÇ ORTAĞI OLAN veya SEYİRCİ KALAN Vatan sever, çevreci binlerce yazlıkçı,

yüzlerce demokrat müteahhit, yüzlerce Atatürkçü emlakçı, onlarca gün görmüş, mürekkep yalamış otel sahibi...

ve tüm bunlara yıllardır üç maymun oyunuyla tepki veren, çanak tutan,

ve o mülkleri edinip mayosundan kum çıkartan, kayrak taşı verandasında keyif çatan,

çatmaya devam eden sosyal demokratlardan da, milliyetçisinden de,

hassar ve çakma çevrecisinden de hesap sorulacak mı???)

Çevreci Halil Uzel günümüz çevrecilerinin gerçek yüzünü anlatmaya çalışmış

Türkiye’nin sözüm ona çevreci profili aynen böyle.

Çevrecilik bir nevi küçük burjuva karakterli orta sınıf hobisidir.

Bir çoğu ormanların yakıldığı, zeytin ağaçlarının katledildiği yazlık sitelerde ikamet eder.

Ya da çevre katliamından sonra yapılan 5 yıldızlı otellerin müşterisidirler.

Biraz da çevreciliğin tarihsel gelişiminden bahsedeyim.

12 Eylül faşist darbesinin getirdiği ideolojik tasfiye dalgası,

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birleşerek çok yönlü bir etki yarattı.

İşçi sınıfı ideolojisi yerini ekolojiye bıraktı.

İşçi sınıfından kaçan ve sınıfının devrimci rolünü sorgulayan lümpenler türedi çokça.

Sivil toplum çevreciliği, yeşiller hareketi, sığ çevrecilik,

derin ekolojistler, eko-anarşistler, sol-sosyalist çevreciler gibi.

Birçok sosyalist çevrecidir ve birçok çevreci de sosyalisttir diyebiliriz.

Nihai amaç ekolojik devrime doğru evrildi.

Adeta sınıf eksenli siyaset bu oluşumlar tarafından küçümsenir, dışlanır oldu.

Bu dönemin en büyük özelliği, sınıf kimliğine karşı bireycilik ve kültürel kimlikler baskın hale geldi.

‘Emek En Yüce Değer’ olmaktan çıktı.

İşine, ekmeğine, geleceğine sahip çıkan işçiler ve onların temsilcileri düşman ilan edildi.  

İşçi sınıfı hareketinin yerine çevre, feminist, eşcinsel,

ya da ezilen ulus hareketleri ikame edilmeye çalışıldı.

Velhasıl çevrecilik sınıf eksenli siyasetin önüne geçti.

Halbuki işçi sınıfının evrensel devrimci rolünü üstlenecek, onun yerine geçecek,

ve kendi kurtuluşuyla birlikte insanlığın da kurtuluşunu sağlayacak başka bir sınıf,

başka bir kesim veya özne yoktur.

Çevreci hareket bugün bu sömürü düzeninin temel aktörlerinden birine dönüşmüştür.

Çevreci hareketlerin siyasi veya ekonomik anlamda iktidarı ele geçirme ya da dönüştürme iddiası da yoktur.

Bu hareketlerin kapitalizme-emperyalizme karşı verilen mücadelenin öznesi olması mümkün değildir.

İşçi sınıfı hem kapitalizmi yıkabilecek tek devrimci güç hem de birleştirici bir güçtür!

Sadece ve sadece sınıf eksenli bir siyaset, toplumun çeşitli kesimlerinin mücadelesini kapitalizme karşı yönlendirebilir.

Gerisi hikaye…

Yani Zeytin Yaprağı Yeşil…

Çünkü ekoloji bu sistemin içinde kurtarılamaz!

Sınıf kimliği tek ve yegane birleştirici kimliktir!

Çevreciliğin temelinde yer alan anti-endüstriyel tavır, özellikle istihdam konusunda,

işçi sınıfı ile bir çıkar çatışmasına sokmaktadır.

Neyse esas konuya geleyim.

Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy santrallerinin yakıtı linyit kömürüdür.

Yakıtı yerli kömür olan bu santrallerin hammadde ihtiyacı,

bölgelerindeki kömür havzalarından karşılanmaktadır.

Hammaddesi olmayan fabrikalar üretim yapamaz.

Kömür olmazsa Termik Santraller çalışmaz.

Ve bu santraller binlerce enerji ve maden işçisinin, aileleriyle birlikte on binlerin ekmek kapısıdır.

Hiç kimse ama hiç kimse bu santrallerde ve madenlerde çalışan işçileri yok sayamaz!

Fabrikalarının kapanmasını istemeyen işçilere ve onların örgütlü oldukları sendikalara saldırmak,

tam bir küçük burjuva sahtekarlığıdır!

Sözde çevreci, siyasetçi, sendikacı olduklarını iddia eden otoriteye buradan sesleniyorum!

İşsiz kalma ihtimali olan işçilerden korkun, onlarla karşı karşıya gelmeyin!

Asıl niyetleri üzüm yemek değil santralleri kapattırmak olan bu zihniyet,

vakti zamanında ‘filtre takılsın, santral çalışsın’ edebiyatı yaparlardı.

Filtre takılıp santraller çevre mevzuatına uygun hale getirilince birdenbire ‘Kömürsüz Muğlalı’ oluverdiler.

Dikkatimi çekti geçenlerde Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı FOX’da konuşuyor.

Diyor ki; ‘Muğla mermeri işlenmeden kütük olarak ihraç ediliyor.’

Halbuki işlenerek ihraç edilse daha çok döviz getirirmiş!

Muğla mermeri Termik Santral yakıtı olarak kullanılsaydı, derhal ‘Mermersiz Muğlalı’ olur çıkardı.

Çevreci maskesi takmış belediye başkanlarına ne demeli?

Bahattin Gümüş, ÇED raporunun süresinin dolmasına 2 gün kala Deştin çimento fabrikasına ruhsat verdi.

Vermeseydi 2 gün sonra ÇED olumlu raporu geçerlilik süresi dolduğu için kendiliğinden iptal olacaktı...

Muhammet Tokat, yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan Bargilya Tuzlası,

yanı başına Ali Ağaoğlu ve Besim Tibuk'un ortaklığıyla kurulmak istenen,

30 bin kişilik ‘turizm kenti’ne inşaat ruhsatı verdi.

Yarın bu konutlarda oturacak olanların çoğu çevreciler olur.

Ne gariptir ki, bu ruhsatları verenler, maskeleriyle birlikte ‘zeytinime dokunma’ diyerek soluğu İkizköy’de aldılar.

Ben siyasetçileri, yerel yöneticileri geçtim de içlerinde biri var ki, asıl o yaralar bizi.

Eski bir maden işçisi, Yatağan Maden-İş sendikası eski başkanı, yeni vekil Süleyman Girgin.

Enerji ve Maden İşçilerinin özelleştirmeye karşı verdiği, 447 günlük mücadele sayesinde milletvekili olan bu zat,

ne yazık ki bugün çevreci kuyrukçuluğu yaparak geldiği yeri ve sınıfına ihanet etmektedir.

Soma’da yerdeki madenciyi tekmeleyen Yusuf Yerkel’den hiçbir farkı yoktur!

Tek fark bizden olması.

İyi ki milletvekili olmak için Maden-İş Şube başkanlığından istifa ederek ait olduğu yere gitmiş,

yoksa bugün onulmaz çevreci ruhuyla iş-ekmek mücadelesinin içinde samimiyetsizce sırıtırdı.

Çevreciliğe sınıfsal boyut kazandırmaya çalışan eski tüfek, yılgın solcular ayrı bir ideoloji yaratma peşindeler.

Oysa çevrecilik bir ideoloji değil, bir yaklaşım tarzıdır.

Halis keresteden yapılmış pergoleli verandasına çıkan şehirli kişi, gürgen sandalyesine kurulur,

ve telefondan bir şarkı açar, ‘Zeytin yaprağı yeşil, aman bir yar elinden’

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-16.05.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.

02

Metin Yılmaz - Sayin özcan,

Çevreye duyarlı insanları lumpen,tuzu kuru ,burjuva olarak , cevre hareketini de hobi olarak nitelemıssiniz çok yazık.

Oysa ki siz

Sosyalistim devrimciyim,(ozellestirme sürecinde) siyasetçi katili yapmayın bizi diyerek geldiğiniz nokta İSVEREN SOZCÜLÜGÜ olmuş ..yazıklar olsun yolunuz açık olsun..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Mayıs 11:48
01

Kerim - Kemal usta çok güzel anlatmış sin yüreğine eline sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 17 Mayıs 20:51


Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?