MADENCİLERİN YÜZ KARASI

Akbelen’de 3’ncü kez bilirkişi keşfi yapıldı.

Önceki keşifte  ‘madenden kömür çıkarılması gerekli’ kararı çıkmıştı.

Bakalım bu defa bilirkişinin kararında bir değişiklik olacak mı?

Santrallerde ve madenlerde çalışan arkadaşlarımız aylardır huzursuz.

Bu santrallerin kömürsüzlükten durmasını isteyen güruha karşı oldukça öfkeli.

Hele kendi içimizden çıkan eski madenci, sendikacı,

yeni çevreci kuyrukçuluğu yapan vekil Süleyman Girgin’e çok daha öfkeli.

Çünkü onunki ihanet boyutunda.

Zeytinime dokunma diye ağaca sarıldığı günden beri hiç kimse ona hakkını helal etmiyor.

Bugüne kadar madenden ve madencilerden sağladığı faydalarla ilgili bol bol beddua alıyor.

Sen 447 gün süren Yatağan direnişinin yüzü suyu hürmetine vekil olacaksın,

debelendiğin çukurda maden çıkarılmasın diye zeytinime dokunma çığlıkları atacaksın.

Onun tekrar vekil olabilmek için satamayacağı hiçbir değer yoktur!

Kömür karası değil madencilerin yüz karası!

Çevrecilerin ve siyasilerin tuzları kurudur ama o işsiz kalma ihtimalinin ne demek olduğunu çok iyi bilir.

İşçiler keşifte Süleyman Girgin’i bekliyordu ama o gelmedi, belki de zeytinden daha önemli işleri vardı.

Ya soru önergesi veriyordur ya da elinde döviziyle bakanın birinin kafasına baret takmakla meşguldür.

Yatağan Termik Santralini kapatmaya gelen sözde çevrecilerin kuyruğuna takılıp gelen,

CHP milletvekilleri Mürsel Alban ve Suat Özcan’ın zihniyetini zaten biliyoruz.

İşçilerin tazminatlarını alıvereceklerini söylemişlerdi.

Neyse bu kez canlı yayın muhabiri kılığında Burak Erbay çıktı meydane.

Burak beyimizde aynı masalı anlatmış ‘hele bir santrali kapansın, işçilere de sahip çıkarız’ demiş..

Biz de yedik tabi!

Beyimiz öyle bir havaya girmiş ki, bu hiddetle Bahattin Gümüş’ün yanına gitse,

Deştin çimento fabrikasının ruhsatını iptal ettirir.

Muhammet Tokat’a gitse Bargilya Tuzlasının peşkeşini durdurur ama yapmaz.

Belediye başkanları başka bir partiden olsa gök kubbeyi başlarına yıkmışlardı.

CHP’li oldukları için tek kelime laf edemiyorlar.  

Bugüne kadar enerji ve maden işçilerini karşısına alan hiçbir güç başarıya ulaşmamıştır.

Çalışan arkadaşlarımızın büyük bir bölümü çevre köylerden ve hatta madenin çıkarıldığı İkizköy’den.

Çıkarıldığı diyorum çünkü hali hazırda santrallerin kömür ihtiyacı İkizköy ocağından karşılanıyor.

Yapılmak istenen sadece mevcut ocağın genişletilmesi.

Yani aslında değirmeni sel götürmüş, tek dertleri kapısının şakşağı.

Bu santrallerin temelleri atılırken, bu ocaklar açılırken siz nerelerdeydiniz?

30-40 yıl sonra mı düştü jetonunuz?

Enerji ve maden işçileri olarak nerede bir çevreci görsek tiksiniyoruz artık!

İşe girdiğimiz günden beri işimizi aşımızı bu tuzu kurulardan korumaya çalışıyoruz.

Her biri bakın ne kadar da duyarlıyım, ben harika bir çevreciyim, dünyayı biz kurtaracağız havalarında!

Aslında onların dünyasında zeytin, köylü, möylü yok!

Onlar işin bahanesi.

Öyle olsaydı yakılmış, yok edilmiş bir ormanın orta yerine yapılmış yazlıklarında,

çam ağacından yapılma kamelyalarının altındaki gürgen sandalyelerine kaykılarak,

zeytin yaprağı yeşil türküsü dinlemezlerdi.

Altlarında bilmem kaç bin cc’lik motorlu ciplerle finl atmazlardı.

Tek dertleri var, Termik Santraller kömürsüzlükten kapansın.

Bunun için ellerine ne geçerse onu kullanıyorlar.

Çam ağacını, zeytini, köylüyü, basını, siyasetçiyi, yerel yöneticileri,

meslek odalarını, reformist-revizyonist sol dernekleri bile kullanıyorlar.

Sözde yaşamı savunurlarken emekçilere açlık dayatılıyor.

Bu santrallerde çalışanlar olarak işimizi, ekmeğimizi ve çocuklarımızın geleceğini canhıraş savunuruz, savunmaya da devam ederiz.

Ne yapalım sessizce oturup kendi buruk kanımızı mı içelim?

Var mı bir çözümünüz?

Biliyorum gene sosyalist solun otoritesi edalarıyla onursuzca ağzınızı burnunuzu kıvırarak,

sarı, turuncu, işverenin ağzı, sermayenin uşakları filan diyeceksiniz.

Demezseniz namertsiniz!

Ne derseniz deyin hiç biri umurumuzda değil.

Bu mücadele insanın onurlu bir yaşam sürebilmesini sağlayan,

bir iş ve ücrete sahip olması için emek hareketinin tarihsel mirasıdır, biz bundan asla vazgeçmeyiz!

Kimsenin gazlamasına gerek yok ki, bizi yok sayanı biz gereken cevabı verecek güçteyiz.

Bu santrallerden geçimini sağlayan 10 bine yakın işçi, çocuklarının geleceğini düşünmek zorundadır.

Termik Santraller kapatılsın da işçilere ne olursa olsun zihniyeti tam bir emek düşmanlığıdır.

İşçilerin çalıştığı fabrikalarının kapatılması sonucu işsiz kalma ihtimaline karşı tepki göstermeleri eşyanın doğası gereğidir.

İşçiler açlığa mahkum edilemez!

Bu santraller kapansın da gerisi ne olursa olsun diye düşünen bozuk zihniyet,

işçilerle köylüleri karşı karşıya getirmeye çalışıyor.

Köylüyü kendilerine siper ediyorlar.

Halbuki bizim sınıf kardeşliğimiz onların zeytin kardeşliği safsatasından çok daha güçlüdür.

İşçi köylü kardeştir, siyasetçiler ve çevreciler kalleştir.

Bir yıldır köylüye nöbet tutturup kendileri Bodrum tatili yapıyor.

Kömür madeni ya da termik santral kapatıldığında bu sözde çevreci güruh tasını tarağını toplar buradan çeker gider.

Hiç biri buralara ait değil.

Olan santrallerde, madenlerde çalışan emekçilere ve o bölgede yaşayan köylülere olur.

İşsizlik, yerel ekonominin çökmesi, yerel toplumsal sorunlar, iş için göç, emekçiler daha da yoksullaşma ile baş başa kalırlar.

Ya bütün umudunu bu santrale bağlayan emekçilerin ve çocuklarının geleceği ne olacak?

Muğla’da yerli kömürden enerji üreten 3 adet Termik Santral var.

Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri.

Düşük kalorili linyit kömürünü Termik Santralden başka hiçbir yerde kullanamazsınız.

İki yolu var, ya enerji üretiminde kullanarak ülke ekonomisine katacaksın,

ya da sonsuza dek toprağın altında bırakacaksın.

İkinci yolu seçerek enerjiyi toprağın altında bırakacak kadar zengin bir ülke değiliz.

Lafı eveleyip gevelemeyi pek sevmem.

Sözün özü şu bu santraller yıllardır çevrecilere rağmen çalışıyor bundan sonra da çalışacak!

1994 yılında üç-beş çevreci avukatın açtığı dava sonucu Yatağan Termik Santrali mahkeme kararıyla kapatılmıştı.

Bir hafta sonra çevrecilerin de desteklediği ‘filtre takılsın santral çalışsın’ ortak akılla,

mahkeme kararına rağmen bakanlar kurulu kararıyla apar topar tekrar açıldı ve öylece devam ediyor.

O bir haftada yaşanan milleti canından bezdiren elektrik kesintilerinden bahsetmiyorum bile.

Saynur Gelendost’un tırnağı olamayacak güruh ‘Kömürsüz Muğla’ diyerek onun ruhuna Fatiha okutuyorlar.

Demek ki, ‘Kömürsüz Muğla’ demek onun aklına gelmemiş.

Türkiye’de emek mücadelesi ile ekoloji mücadelesi arasında uzlaşmaz bir çelişki var.

Bunun nedeni emeği yok sayan, görmezden gelen bu oldu bittici zihniyet.

Çünkü zeytini bahane eden çevrecilerin ve onların kuyruğuna takılan siyaset erbabının tek bir amacı var.

‘Kömürsüz Muğla’ diyerek Termik Santralleri kapatmak.

Bacagazı arıtma tesislerini kuran, hava kirliliğini müsaade edilebilir değerlerin altına düşüren bu santralleri,

kapatamayacaklarını anlayan uyanıklar bu kez kömür çıkarttırmama üzerinden oynuyorlar oyunlarını.

Geçimini bu santrallerden sağlayan binlerce emekçi var.

Sözde çevrecilerin ve onların kuyrukçularının bu umurlarında değil de ben gene de hatırlatmış olayım.

Ancak santraller kapanırken emekçilerin isyan edeceklerini,

başkaldıracaklarını düşünemeyecek kadar da öngörüsüz olamazlar.

Belki de böyle bir çatışma ortamı hazırlayarak kargaşa yaratmak istiyorlar.

Bunların arkasında hangi güçler var, ne iş yaparlar, nereden besleniyorlar merak etmiyor değilim?

Biz bir gün işe gitmesek kapının önüne koyarlar, ertesi gün de kuru ekmeğe muhtaç kalırız.

Bunların işleri güçleri yok mu, neyle geçimlerini sağlıyorlar?

Arkalarında çok uluslu şirketler mi var?

Mesela yenilenebilir enerji teknolojisi üreten tekeller tarafından destekleniyor olabilirler mi?

İster istemez aklıma bu ve buna benzer sorular geliyor.

Yıllarca işçi sınıfı iktidarının hayalini kurmuş ancak bunu başaramayınca,

kapitalizmi yıkmak yerine onu düzeltmeye çalışan, düzenin suyuna giden bir avuç yılgın oportünist bunlar.

Küçük burjuva karakterli şehirli orta sınıfın sınıf kaçkınları da denebilir.

Yazık, sömürünün, yağmanın, talanın kapitalizm içinde çözülebileceğini ileri süren bir açmazın içindeler.

Yoksa bu kadar emek ve emekçi düşmanı olamazlar.

Köylüyü kullanarak emek düşmanlığı yapıyorlar.

Daha önceki yazımın birinde işsiz kalma ihtimali olan işçilerden korkun demiştim.

Bilirkişi keşfinde protesto yapan emekçileri görünce baya paniklediler.

Ve artık şu andan sonra karşı karşıyayız!

İşsizler ordusuna yeni işsizler katamayacaksınız!

Bu sefer karşınızda işine, işyerine sahip çıkan ve sendikasıyla kenetlenmiş örgütlü işçiler var.

Bir çift lafım da meslek örgütlerine olacak.

TMMOB Elektrik mühendisleri odasının geçenlerde yayınladıkları bildiri tam bir fiyasko.

Neymiş efendim? Termik Santraller kapansa da elektrik kesintileri yaşanmazmış!

Geçen yıl üretilen enerjinin %35’i kömürlü Termik Santrallerinden karşılandı.

Elinde yerli ve alternatif enerji kaynaklar olmayan ülkeler bir gün karanlıkta kalmaya mahkumdur.

Alternatif enerji kaynakları çalıştırılmasa bile emre amade olmak zorundadır.

Bizim ülkemizde enerjinin %35’e yakını dışa bağımlı doğalgazdan üretiliyor.

En ufak bir anlaşmazlıkta gazın vanasını kapatsalar halimiz duman.

Bunları bilmiyor olamazlar!

Gerçek bir meslek örgütü böyle yanlı ve kamuoyunu yanıltıcı açıklamalarda bulunamaz.

Burada asıl niyet bilirkişiyi, dolayısıyla mahkeme heyetini etki altına almak!

Bizim santrallerimiz anlık tüketime cevap verebilen 7/24 çalışan baz yük santralleridir.

Enterkonnekte ve iletim hatlarının yeterliliğinden bahsetmişler.

Bölgenin turizm bölgesi olması nedeniyle yaz aylarında tüketim maksimum düzeyde olur.

Bu yüzden tüketilen enerjinin uzak kaynaklardan beslenme imkanı yoktur.

Mevcut hatlar o yükü kaldıramaz.

Ondan sonra bu yangınları kim çıkardı diye arar dururuz.

Biliyorduk ama bir kez daha öğrenmiş olduk,’İşçinin işçiden başka dostu yok!

Nazım Ustanın dediği gibi, ‘Biz bıraktığın gibiyiz/Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta/

Dostu düşmandan ayırmakta..’

Hoşkalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-09/08/2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.

02

Önder - Yazının üst kısmına "Aşırı beyin yoksunluğu içerir"uyarısı yazılmalı

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Ağustos 10:09
01

Zekai Türkmenoglu -

'Çevrecilerin ve siyasilerin tuzları kurudur ama o işsiz kalma ihtimalinin ne demek olduğunu çok iyi bilir.' demiş, sendika ağası bir yazısında.

'Siyasileri' bilmiyorum ama çevrecilerin tuzu kuru değil be ağa. Bunu 'Sendika ağalarının tuzu kurudur' diye düzeltelim isterseniz. Ağaların 'tuzunun ne kadar kuru olduğunu bizi 'Soma gerçeği' net bir şekilde gösterdi. Öyle kuru ajitasyonla yürümüyor bu işler ağa. Kapitalizmin kar uğruna her şeyi yaşam alanları ve yaşamın kendinin de dahil olmak üzere yok ettiğini sen benden iyi biliyorsun. Ama o rahat koltuğuna yaydığın baseninle, payına düşen üç beş kırıntı ile yetinip, kapitalizmi savunmakta hiç bir sakınca görmüyorsun, hem de devrimci bir jargonla.İşsiz kalma ihtimalini yüreğinde hissedenleriz ağa. Senden farkımız sen bu korkunun ticaretini yaparsın biz çözün önerileri sunarız.

Bundan 40-50 yıl önce buralarda termik yoktu. Hiç kimde açlıktan ölmedi. Ne zamanki köylünün topraksızlandırılmasına karar verdi kapitalizm ve uluslararası emperyalizm. Önce dünyanın en kaliteli şark tütünlerinin yetiştirdiği topraklarda tütüne kota kondu, sonrasında tütünden olduğu gibi vazgeçildi, o zaman başladı sorun be ağa. Köylü mülksüzleştirildi, tütün fiilen yasaklandı, sonra çevre yağması geldi. Yani açlıkla terbiye edilip siz gibilerin eline teslim edildi köylüler işsizleştirilip aç bırakılarak. Şimdi de işsizler ordusuna yeni neferler katılmalı zeytinlikler de yok edilip, sizde TİS sürecinde demelisiniz ki işçilere; 'bakın binlerce aç işsiz var sırada bekleyen imzaladığımız TİS en iyisidir', sonra yapışın koltuklarınıza.

Çalışanların çevre köylerinden olması bundandır uyanık ağa. Sorunun özü kapitalizm ve emperyalizmdir. Senin var olmanın nedeni de aynıdır. Varlığını ' kapitalizmin varlığına armağan etmen de 'ondandır.

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 11 Ağustos 21:11


Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?