SAÇLARINA YILDIZ DÜŞEN ANALAR

Cumartesi anneleri, Galatasaray Meydanı’nda oturmaya başlayalı tam 912 hafta oldu.

700’üncü haftada biber gazlı, coplu, ters kelepçeli polis şiddetiyle gözaltına alındılar.

213 haftadır orada oturamıyorlar çünkü kaymakam bey yasakladı.

Bu insanlara reva görülen muamele düzenli bir polis şiddeti.

Tüm saldırılara inat her cumartesi aynı dirençle gözaltında kaybedilen ve işkenceyle katledilen yakınlarının isimlerini haykırdılar.

Faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının akıbetlerini sordular.

27 Mayıs 1995 tarihinde ‘kayıplarımızı istiyoruz!’ diyerek Galatasaray Meydanı’na çıktıkları ilk günün üzerinden 27 yıl geçti.

27 yıldır bu meydanda onların çocukları, torunları büyüdü.

Oy devşirilemediği için siyasetçiler tarafından görmezden gelinen analar.

Bir gün yavrum gelir diye kapısını, penceresini hep açık bırakan analar…

Ölen, kaybolan evlatlarının akıbetini öğrenmek isteyen analar.

Saçlarına yıldız düşen analar…

Ahmet Kaya’nın söylediği gibi,

Ah verebilseydim keşke

yüreği avucunda koşan

her bir anneye

tepeden tırnağa oğula

ve kıza kesmiş

bir ülkeyi armağan.

Bu analara evlatları ve hatta onların mezarları ve kemikleri yasak edilmiştir.

Katiller en çok neden korkarlar biliyor musunuz?

Analardan korkarlar analardan!

Berfo Ana’da yıllarca Cemil’ini aradı.

Yıllarca evine sıva yaptırmadı, oğlum gelir de evini tanıyamaz diye.

Köyünden göçmedi, evinin kapısını kilitlemedi gelir de döner diye.

Bir insanın ‘Artık gelmez’ diye düşünürken, gönlünden 'ne olur şu kapı açılsa da gelse' diye iç geçirmesi,

ve böyle bir ikircikliği yaşaması ayrı bir işkencedir.

Oğlunun peşinde bükülmüş beli ve küçülmüş bedeni ile evladının bir gün ortaya çıkacağı umudu ile oradan oraya savruldu yıllarca.

Gözaltına alınan oğlu Cemil Kırbayır 'ın işkence sonucu sorguda öldüğü açıklandı.

Cemil Kırbayır, 13 eylül 1980'de evinden alınmış, önce 247. Piyade Alayı’na,

bir hafta burada tutulduktan sonra da Kars askeri gözetim evi’ne gönderilmişti.

O dönem sorgu evi olarak kullanılan Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nde emniyet personelince sorgulanırken,

8 Ekim 1980'de işkencede öldü.

Cemil Kırbayır ile götürülen üç kişiden biri olan Cengiz Kaya olayı şöyle anlattı.

‘Gözlerimizi bağlayıp bir yere götürdüler, sonradan eğitim enstitüsü olduğunu anladık.

Orada çok yoğun işkence gördük, elektrik, falaka, askı... dördümüzü birlikte götürdüler sorguya.

Sırayla işkence yapıyorlardı.

Cemil’e sıra geldiğinde bizim üzerimize su döküp köşede bekletiyorlardı.’

‘Seslerini duyuyorduk.

Cemil bir ara 'hastaneye götürün, ben ölüyorum, kusacağım' dedi, küfrettiler.

Kustuktan sonra bir sessizlik oldu.

Polislerden biri 'şerefsiz kan kustu' dedi.

Bir panik havası olduğunu hissettik, bizi odanın dibine götürdüler.

Yarım saat boyunca etrafı temizlediler, aralarında fısıltıyla konuşuyorlardı.

Bize işkence yapmayı da bıraktılar.’

‘Sonra biz başka yere götürüldük, bizi 'ya cemil kaçtı biliyor musunuz, nereye gider?' diye sorguladılar.

Cemil’in oradan kaçma şansı yoktu.’

‘Onun sesi hala kulaklarımda, 'ağabey, ne olur, istifra edeceğim' demişti.

Sonra kan kustu, demek ki beyin kanamasından öldü.’

‘Oradan nasıl kaçacak?’

Berfo Ana bunlardan habersiz 30 küsur yıl oğlunun yolunu gözledi.

Vasiyeti oğlunun kemikleriyle gömülmekti ama olmadı.

Gözleri açık gitti Berfo Ana’nın.

Oğlunun kemiklerine hasret, oğlunun mezarına hasret gitti.

Bir annenin yüreğinde taşıyabileceği en ağır yükle göçüp gitti bu dünyadan.

Umarım doya doya kokluyordur Cemil’ini simdi.

Yarın cumartesi anneleri yorulduğunda onların çocukları devam edecek, olmadı onların da çocukları var arkalarında.

Zannetmesinler ki cumartesi anneleri oturup yorulunca bu iş bitecek.

Bu kadar kolay değil!

Anneler eşlerini, çocuklar babalarını, torunlar dedelerini aramaya devam edecek.

Arkada bıraktıkları çocuklar çok daha ağır şeyler yaşadı, asıl o çocuklar soracak hesabı.

Bu insanlar neden göz altına alındı ve ne oldu?

Öldürüldülerse nereye gömüldüler?

Hukukun işlemediği ve yaşanan acıların hiçe sayıldığı bir ülkede bunlara cevap vermezler.

Bu ülkede iktidarlar değişse de hiçbir şey değişmiyor.

Faşist sistemin yok ettiği ve bulmak için tüm yolların kapatıldığı çocuklarını arayan anneler için,

Yetmez ama Evet’çi Sezen Aksu 1997 yılında ‘Cumartesi Türküsü’ adında bir şarkı yapmıştı.

Tek şarkılık kaset parayla satılmadı.

Aktüel dergisinin 5’nci yılında dergi ile birlikte dağıtıldı.

O gün tek şarkılık kaset sayesinde dergi yok satmıştı.

Bekleye bekleye geçiyor günler/ Gün sağır dilsiz sustu bülbüller

Kemiğim etim kapı önlerinde / Can kayıp

Allah’ım bu nasıl bir dünya / Bu nasıl bir ayıp

Ben anayım / Yanmaz canım dışarıdan kora koysalar

Ümidimi kaybedemezsiniz ölsem de / Ahım tarihi karalar

Ardından Bandista ‘Benim Annem Cumartesi’ şarkısını annelere atfetmişti.

Ahmet Kaya ise ‘Beni Bul Anne’ şarkısıyla Cumartesi Anneleri’yle buluşmuştu.

Linç edildiği 1999 yılındaki Magazin Gazetecileri derneği ödül töreninde Cumartesi Anneleri’ne teşekkür etmişti.

Camlar düştü yerlere/ Elim, elim kan içinde

Yanıma gel, yanıma anne

İki yanımda iki polis/ Ellerim kelepçede

Beni bul, beni bul anne

Annelerden söz etmişken Diyarbakır Anneleri’nden söz etmemek olmaz.

PKK tarafından kaçırılan çocuklarının dağdan gelmesini bekleyen Kürt anneleri.

Diyarbakır anneleri çocuklarını HDP’den istiyor,

Cumartesi anneleri ise çocuklarını devletten istiyor.

Aslına bakarsanız Cumartesi Anneleri’nin de birçoğu Diyarbakırlı.

Siyasi iktidar Diyarbakır Anneleri’ne üzülüp, Cumartesi Anneleri’ni görmezden gelemez.

22 Ağustos 2019 tarihinde oğlunun dağa kaçırıldığını iddia eden Hatice Akar isimli 70 yaşındaki bir anne emniyet müdürlüğüne gider,

ne ilginçtir ki, emniyetten çıkar çıkmaz hemen HDP il binasının önünde oturma eylemi başlatır.

Oğlunun bulunması için HDP’den yardım ister.

Ertesi gün oğlunun kaçırılmadığı, ailesi tarafından zorla evlendirilmek istenmesi üzerine,

evden kaçtığı ortaya çıkar ve Hatice Akar eylemi bırakır.

Sonraki günlerde evlat nöbeti tutan ailelerin sayısında ciddi bir artış olur.

Cumartesi Anneleri de hırpalanmadan, terörist muamelesi görmeden,

Diyarbakır Anneleri gibi taleplerini demokratik bir yolla söyleyebilmeliydi.

Ancak siyasi iktidar çocuklarının kokusunu özlemiş anneler üzerinden iki yüzlü bir politika yapıyor.

Anneler iktidar tarafından siyasi amaçlar doğrultusunda destekleniyor veya engelleniyor.

Evet her şeye rağmen teslim olmak yok, umutsuzluk yok!

Bulunacak o katiller, o zalimler, o mezarlar, o kemikler!

Ve bir daha insanlar asla kaybolmayacak...

İnsanlık kazanacak, demokrasi kazanacak, biz kazanacağız!

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-18.09.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?