BURAK ERBAY ŞAŞIRMA SABRIMIZI TAŞIRMA!

Geçenlerde yayımlanan ‘Madencilerin Yüzkarası’ başlıklı köşe yazım,

çevreci tayfadan çok sözde ‘sol-sosyalist, entel-dantel’ takımının oldukça gücüne gitmiş.

Ciddi derecede hazımsızlık, kabızlık çekenler olmuş.

Aksi durumda kendimden şüphe ederdim.

Hani ‘vurdu ve gol oldu’ derler ya, aynen öyle olmuş.

Bana salya sümük saldıranlar oldu, hiçbirini ciddiye almıyorum.

Çok sert yazmışım, ötekileştirici ve hakaret dili filan kullanmışım,

yazdıklarım basın meslek ilkeleriyle bağdaşmıyormuş.

Vayy seçilmiş milletvekillerine ben nasıl böyle çemkirirmişim!

Bir de utanmadan ‘bu yazıyı kaça yazdın?’,

‘Sendikadan kaç para alıyorsun?’, ‘sarı sendikacı’ ithamları..

‘Senin tuzun bizimkinden daha kuru’ diyerek tuzlarının nemini ölçenler bile olmuş.

Vız gelir tırıs gider!

Yalnız şu yorum çok dikkatimi çekti.

Emek düşmanı hadsizin biri ‘o santrali başınıza yıkacağız!’ diye yorum yapmış.

İşte bunların gerçek yüzü bu.

O santrali başımıza yıkacaklarmış!

Hadi oradan!

Haddini bilmez, emek düşmanı, çevreci bozuntusu seni!

Santrallerde ve madenlerde çalışan emekçileri yok farz ederek santraller kapansın naraları atan,

bir avuç çevreci tayfa ve onların kuyrukçularına mavi boncuklar mı dağıtacaktık?

Ne yapacaktık?

Hiç kimse kusura bakmasın ekmeğimize göz dikenlere karşı benim dilim böyle.

İster hoşunuza gitsin, ister gitmesin herkese anlayacağı dilden konuşmak benim tarihsel sorumluluğum.

Ben 40 yıldır Yatağan Termik Santralinde çalışan bir enerji işçisiyim.

25 yılım dolu dolu aktif sendikal mücadele içinde geçti.

Çok çetin süreçlerden bugünlere geldik, kolay olmadı, kelle koltukta ekmek kavgaları verdik.

Emek mücadelesinin tam göbeğinde, hıncahınç bir kavga ile geçen bir ömür benimkisi.

Aslında beni herkes çok iyi bilir de işine gelmeyen bilmemezlikten gelir.

Akbelen’de neler gördük?

Eskiden siyasi iktidara, onun mensuplarına ve ketum patronlara karşı attığımız beylik bir slogan vardı.

‘Hükümet şaşırma sabrımızı taşırma!’

Bu sloganın bir muhalefet partisi milletvekiline karşı atılmasına ilk defa şahit oldum.

Belki de o da ilk defa böyle bir slogana maruz kaldı. 

Geçtiğimiz günlerde bir avuç çevreci tayfaya destek için Akbelen’ e gelen,

CHP Muğla milletvekili Burak Erbay’a enerji ve maden işçileri bu sloganla protesto ettiler.

‘Burak Erbay şaşırma sabrımızı taşırma!’

Evet enerji ve maden işçilerinin sabrını taşırmayın!

Şimdi ben böyle dedim diye zeytin ağacının pıtırcıkları tehdit edildiklerini filan düşünürler.

Bir CHP milletvekilinin geldiği duruma bakın!

Eğer CHP milletvekili işçiler tarafından bu sloganla protesto ediliyorsa,

bırakın orada tuzun kuruluk derecesini, tuzun kendisi kokmuş demektir.

Çok yazık!

Belediyeler betonlaşmaya, çimentoya ruhsat veriyor, milletvekilleri çevre kuyrukçuluğu yapıyor.

Muğla’da CHP böyle siyasi ikilemin içinde debeleniyor.

Gücünüz yetiyorsa o ruhsatları iptal ettirin!

CHP Genel Merkezinin kararına rağmen neyi bekliyorsunuz?

Daha iktidara gelmeden, iktidara gelebilmek için oyunu isteyeceğin kesimden tepki alıyorsunuz.

Demek ki bu siyaset anlayışının emekçilerin oyuna ihtiyaçları yok!

Buna yıllarca işçileri sağ partilere mahkum eden sol iticiliğin vücut bulmuş hali denir.

Bir de parmak sallayarak ‘Mahkeme heyeti Beşli Çete’nin kesmek istediği zeytin ağaçlarına sığındılar’ ajitasyonu çekiyor.

Bunları söylerken adeta bacakları üstünde yaylanarak Kocatepe’den Afyon ovasına atlıyordu.

Mahkeme heyetinin zeytin ağaçlarının gölgesine ihtiyacı varmış gibi!

Sanki mesele zeytin ağacıymış gibi.

Adama sorarlar 40 yıldır bu bölgedeki zeytin ağaçları taşınırken neredeydiniz?

Yeni mi aklınız başınıza geldi?

Ben bildim bileli açılan kömür ocaklarının üstündeki zeytin ağaçları köklenerek,

başka alanlara dikilir ve orada zeytin vermeye devam eder.

Akbelen’de ‘Emek en yüce değerdir!’ diyerek işçi sınıfını istismar edenlerin gerçek yüzlerini gördük!

Çevrecilik kisvesi altında zeytini bahane ederek santral kapattırmaya çalışanları gördük!

Sahip olduğu her şeyi madene ve madencilere borçlu olan içimizden çıkan dönekleri gördük!

Maden işçisi eski bir sendikacının nasıl da çevre kuyrukçuluğuna evrildiğini gördük!

Bana diyorlar ki neden bu kadar sert ifadeler kullanıyorsun?

İhanetin dışındaki her şeyi hoşgörüyle karşılarım ama sınıfa ihaneti asla affetmem!

Böyük sendikacı maden ve enerji işçilerine ihanet etmiştir.

Sendikacı iken gözünün önünde binlerce zeytin ağacı köklenip başka alanlara taşınırken,

beldeler, köyler kömür için yerinden yurdundan edilirken zevkten ellerini ovuşturuyordu.

Mikrofonu eline aldı mı ‘yüz karası değil, kömür karası

Böyle kazanılır ekmek parası?’ ajitasyonları çekiyordu beyimiz.

Çünkü o gün işine öyle geliyordu.

Zatı muhterem vekil olunca ne olduysa günah çıkartırcasına birden bire zeytine sarılıverdi.

Sevsinler senin iki yüzlü zeytin ağacı sevgini!

Keskin bir ‘Kömürsüz Muğla’ savunucusu olmak demek,

ekmeğini kömürden ve santralden çıkaran emekçileri karşına almak demektir.

‘Kömürsüz Muğla’ demek, Termik Santrallerde üretimin durması demektir!

Çalıştıkları fabrikanın kapanması demek, işçiler için işsizlik, açlık, yoksulluk demektir.

Peki madenlerde, santrallerde çalışan binlerce işçinin geleceğini düşünen var mı?

Kimsenin umurunda değil!

Velhasıl işçinin işçiden başka dostu olmadığını Akbelen’de bir kez daha görmüş olduk!

İşimiz, aşımız ve çocuklarımızın geleceği bizim kırmızı çizgimizdir.

Bu saldırı iktidardan da gelse, patrondan da gelse, çevreci tayfadan da gelse bizim için hiç fark etmez.

Bunun böyle olduğunu en iyi bilen dönek sendikacı Süleyman Girgin’dir.

Onun sendikacılığında Yatağan’da koskoca bir belde başka yere taşındı.

Hiç sesini çıkardı mı?

Çıkarmaz, çünkü o gün işine öyle geliyordu.

O arazilerdeki zeytinler başka alanlara taşınarak yerin altındaki kömür çıkarıldı.

Bu ocaklarda binlerce zeytin ağacı başka alanlara taşınıp dikilirken aşk yok muydu?

O zaman neden engel olmamış da bugün kalkmış utanmadan zeytinime dokunma şovları yapıyor!

Bu ihaneti işçi unutmaz!

Amaç zeytin bahane edilerek kömüre ulaşılmasını engellemek,

Paris iklim anlaşması’na göre 2050 yılında terk edilmesi planlanan fosil yakıttan,

2022 yılında terk edilmesini sağlayarak Termik Santralleri kapatmak.

İddia ediyorum, zeytinyağı Termik Santralde yakıt olarak kullanılmış olsaydı,

bugün sarıldıkları o ağaçları gözlerini bile kırpmadan keserlerdi.

Bunların niyeti üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!

‘Kömürsüz Muğla’ diye duvar örenlerle neyi konuşabilirsiniz?

Çökmüşler köylünün toprağına, zeytinine, güya onların hakkını hukukunu savunuyorlar.

Kardeşim sizin ne işiniz var o köylünün zeytininde?

Köylüyü kendini savunamayacak kadar aciz mi görüyorsunuz?

Çekilin aradan, biz köylülerle yıllardır olduğu gibi konuşur, anlaşırız.

Ahmed Arif’in dediği gibi,

Bunlar,

Engerekler ve çıyanlardır,

Bunlar,

Aşımıza, ekmeğimize

Göz koyanlardır,

Tanı bunları,

Tanı da büyü...

Hoş kalın İnançla ce Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-16/09/2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.

02

Anıl - İşçi köylü kardeştir diyipte keşif günü bir köylüyü yuhlamanız da kardeşlik göstergesi herhalde :) Kimin iki yüzlü olduğu burdan belli. Ha bu arada bende köylüyüm ve Kömürsüz Muğla pankartını açan benim. Önce o gün yaptıklarınızla şu söylediklerin uyussun ondan sonra oraya buraya saldır. İyi günler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Eylül 11:15


Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?