KAHROLSUN İSTİBDAT YAŞASIN HÜRRİYET!

Mahsa Amini, İran’da şeriat polisi tarafından katledildi.

Örtüsünün altından azıcık saçı gözüktü diye acımasızca döve döve öldürdüler.

Polis Mahsa'nın kalp krizinden dolayı hayatını kaybettiğini söylese de,

genç kızın yakınları onun darp edilerek öldürüldüğünü öne sürüyor.

Kalp krizinden ölmüş diyerek aklı sıra kendilerini temize çıkaracaklar.

Bu kadar işkenceden sonra insan ya beyin kanamasından ya da kalpten ölür.

Şekerden veya kolesterolden ölecek değil ya.

Sen adamı uçurumdan aşağı at ondan sonra da ölüm nedeninin yer çekimi olduğunu söyle.

Zaten görüntülerde şiddetli bir şekilde darp edildiği açıkça görülüyor.

Bu yaptıkları din falan değil din adı altında zorbalıktır!

İslamofaşizmdir!

22 yaşında pırıl pırıl bir kadının katledilme sebebi sadece saçının gözükmesi!

Muta nikahından tutun, zenneye, badelemeden tutun da her türlü pisliği yaparlar ama başörtüsüne geldi mi ahlak polisi kesilirler.

Nasıl kıydınız o gencecik kadına?

Nasıl kıydınız aşklarına, gençliğine, hayallerine ve umutlarına?

Şu anda İranlı kadınlar protesto etmek için saçlarını keserek başörtülerini yakmaya başladılar.

Kadınların ağlayarak saçlarını kestikleri videoları gördüm.

Umarım bu isyan bir devrimin başlangıcı olur ve İran halkı en kısa zamanda gerici tiranlıktan kurtulur.

Bu gerici siyasal İslamcılara özgürlüğünüzü yedirmeyin.

Kadınların özgür olmadığı bir dünyada erkekler de köledir.

Özgür olmak nedir, özgür bir ülkede yaşamak nedir, hukuk nedir, adalet nedir, din nedir, laiklik nedir?

İran’da 21. yüzyılda Ortaçağ karanlığı yaşanıyor.

Molla rejimi eninde sonunda yıkılacaktır.

İran’da rejim ancak silahlı büyük bir ayaklanma ile değiştirilebilir.

50 yıldır mollalar halkı ideolojik olarak zehirlediği için İran’da iç savaş olmadan,

kan dökülmeden bir karşı devrim olması mümkün değildir.

Bu ülkenin kadınları Atatürk’e çok şey borçlu.

Atatürk’ün kadınlarına altın tepside sunduğu özgürlüğü söke söke almak zorunda kalan,

İranlı kadınların cehalete ve yobazlığa karşı onurlu bir mücadele veriyor.

İşte bu yüzden laikliğin değerini en çok kadınlar bilmeli.

İstediğiniz kadar ileri demokrasi, laiklik palavraları sallayın,

İran içinde bulunduğu durum nedeni ile bugünkü Türkiye’den daha ileridedir.

Şort giyen erkekler, LGBT, İstanbul sözleşmeleri ile başladık.

Bugün konserler, festivaller engelleniyor sesini çıkaran yok.

İlkay Akkaya, Aynur Doğan, Zakkum Grubu ve Aleyna Tilki konserleri engellendi.

Valilik kararıyla kültür-sanat ve gençlik festivalleri yasaklandı.

Ülkemiz insanı sahip olduklarının değerini kaybetmeden anlayamıyor maalesef.

Oysa çok iyi bir İran örneği var karşımızda.

Eskiden laiklik karşıtı bir hareket olduğunda ‘Türkiye İran olmayacak!’ diye bağırırdık.

Bugün onlar Türkiye olmayacağız diye bağırsa yeridir.

Bu olay ülkemizde yaşanan başörtüsü polemiğinin ne kadar boş ve ikiyüzlü olduğunu göstermiştir.

Ülkemizde başörtüsü mağduriyeti yaşayanların çok istedikleri İslam kanunları geçerli olsa,

başörtüsü takmayan kadınlar, okullara alınmamakla kalmayacak, demek ki öldüresiye dövülecekler.

İran’daki faşizmi sadece başörtüsüne indirgemeyelim, mesele bundan çok daha fazlası.

Er veya geç İran halkı nihayete ulaşacak ve bir daha dönmemek üzere siyasal İslam dayatmalarından kurtulacaktır.

Sonuçta iyi bir ders almış olacaklardır.

Türkiye’ye gelirsek, Türkiye tam aksi istikamette aşağıya doğru hızla dalışa geçmiştir.

Cumhuriyet aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya inşa edilen bir devrimdir.

Bu şekilde başarıya ulaşan, uzun ömürlü olan bir ülke yoktur.

İslam’la yönetilen hangi ülke vatandaşlarına huzur, refah ve adalet sağlıyor?

Yok öyle bir ülke!

Bizim yolumuz uzun ve çetrefilli maalesef.

İbretlik olmamak için, ibret almamız gerekiyor.

Başta kadınlar olmak üzere tüm dünya, İran’da türbanını tam kapatmadığı için,

ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından,

şüpheli biçimde hayatını kaybeden Mahsa Amini için isyan ediyor.

Türkiye’nin birçok yerinde kadınlar Mahsa Amini için çağrıda bulunarak protesto gösterileri düzenledi.

Ne yazık ki, CKD, Öncü Kadın, KADEM gibi kadın derneklerinden çıt yok!

Onlar İstanbul Sözleşmesine karşı çıkmakla, aile mitinglerinde gericilerle kol kola yürümekle meşguller.

Medya suskun, iktidar sahipleri suskun.

Aynı zulüm başörtülü bir kadına yapılsaydı savaş nedeni sayarlardı.

Bizim İran halkı gibi tepki vermemiz için daha çok yol yürümemiz gerekiyor.

Tüm ülke zifir karanlıkta kalmalı ki, aydınlığı arayalım.

Alaca karanlıkta olmuyor bu işler.

Her şeye rağmen İran’da molla rejimine, diktatöre karşı direniş devam ediyor..

Silahları yok, internet yok, dünyadan destek yok ama cesaretleri var.

Özgürlüklerini başka ellere teslim ederlerse, esir olarak yaşayacaklarını biliyorlar..

Başörtülü kadınların hakkını arayanlar, kadın sanatçıların konserlerini iptal ediyorlar.

İrem Derici’nin 30 Eylülde Elazığ’da vereceği konseri iptal edecekler.

Düşünün geçen yıl aynı yerde verdiği konser bu yıl gericiler istemedi diye iptal ediliyor.

Kadınlar her gün sessiz sedasız biraz daha hak ve özgürlüklerini kaybediyor.

Kadınlar kendi haklarından vazgeçerlerse sonları İranlı kadınlar gibi olur.

Bu gerici dinci yönetimlerin sonunu o yok farz ettikleri, ezdikleri kadınlar getirecek.

Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!

1908 yılında Abdülhamit’e karşı atılan bu sloganın tamamı şöyle,

‘Kahrolsun istibdat, kahrolsun zulüm.

Yaşasın hürriyet, adalet, müsavat, meşveret!’

Tüm İstanbul bu sloganla inliyordu.

İttihat ve terakki sloganı olsa da bugün bile hala geçerliliğini sürdürüyor.

Tek adamlığı, zalimliği, diktatörlüğü yerin dibine sokup,

düşünce özgürlüğünü, bağımsızlığı, demokrasiyi yüceltici bir anlamı var.

Bu sloganın iktidarın saraylarına karşı atılma huyu var.

Kızıl Sultan bu sloganla devrildi.

Tam bir asır sonra aynı sloganda buluşmak gerçekten çok manidar.

Ahmet Şık’ın tespitine göre bu dönemde tekrar dile gelmesi tesadüf değil.

Onuncu yıl marşının değil İzmir marşının tekrar dillendirilmesinin tesadüf olmadığı gibi.

Ülkenin kuruluş değil tekrardan kurtuluş moduna döndüğünü gösteriyor.

15 yıl sonra o sopalı ahlak bekçilerini bizim sokaklarımızda görmek istemiyorsak,

laiklik ilkesinin sahip çıkılarak korunması gerekiyor.

Gelecekte gerçek başörtüsü mağdurları, başlarına zorla başörtüsü taktırılan kadınlar olacaktır!

Şeriat özendiricilerinin sokaklarda, meydanlarda, medyada abuk sabuk fetvalar vermesine,

arsızca nefret söylemleri kusmalarına izin vermemeliyiz..

Cumhuriyetin bize yüz yıl önce sunduğu özgürlükleri sahip çıkmalıyız.

Ama hiç akıl almaz bir şekilde tarikatlara, cemaatlere kucak açıyoruz.

Son olarak şöyle bir ironi yapayım.

İran’daki protestocular Türkiye’ye gelsin, bu ülkede şeriat isteyenler İran'a gitsin.

Bu iş huzur içinde çözülsün diyorum.

İran’da devrimi kadınlar yapacak, bundan eminim!

Gösterilerde en az 76 kişi hayatını kaybetti, bunların 4’ü çocuk.

Molla rejiminden öncesini bilen kadınlar için molla rejimi bir zulümdür.

Din ve ahlak polisi Cumhurbaşkanı Ahmedinejat tarafından kurulmuştu.

Bugün kendi kızının destek için başörtüsünü çıkardığı iddia ediliyor.

Onlar Arabistan kadını gibi değiller, İranlı kadınların kafası daha özgür.

Pek ümidim olmasa da umarım başarırlar.

Çünkü onları yönlendirecek bir liderlik yok.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın.

Kemal ÖZCAN-27.09.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?