KÖMÜRE DÖNÜŞ

Dünya çok ciddi şekilde bir enerji krizi ile karşı karşıya.

Dünyanın bu enerji krizinden kısa vadede çıkması mümkün değil.

Petrol, doğalgaz, kömür ve elektrik arzında ciddi sorunlar var.

Fiyatlar aldı başını gitti.

Yerli enerji kaynakları dünya ülkelerinin sigortası haline geldi.

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ancak yerli enerji kaynaklarıyla mümkündür.

Geldiğimiz noktada ‘Kömürsüz bir Dünya’yı konuşacağımıza,

ülkemizin bugünü ve geleceği için kritik bir öneme sahip olan,

yerli kömürümüzü en etkin şekilde nasıl kullanabileceğimizi tartışmalıyız.

Bu ülkede maden ocakları açılmaya başladığı günden beri taşınan zeytin ağaçları,

bugün sanki hiç taşınmamış, taşınamazmış gibi gürültü çıkarılıyor.

Kim bu gürültü çıkaranlar?

Hayatta yaşanacaklar yaşanmış, elde edilecekler edilmiş,

sıkıntısı, problemi ve derdi olmayan insanlar.

‘Bir eli yağda bir eli balda’ olanlar.

Köylüyü kendilerine kalkan yaparak enerji ve maden işçilerine,

onların temsilcilerine pervasızca saldıran tatilci kılıklı zevat.

Biz onlara kısaca tuzu kurular diyoruz.

Bize kömürsüzlüğü dayatan Amerika ve Avrupa Birliği bile bu konuda U dönüşü yapmıştır.

Emperyalist bir dayatma olan ‘Kömürsüz bir Dünya’ hayalleri suya düşmüştür.

Yeşil mutabakat, Paris iklim anlaşması, sınırda karbon vergileri, karbonun ayak izleri falan, filan derken,

bir de baktık ki tek çare tekrar kömür olmuş.

Almanya Ekonomi Bakanı doğalgaz yerine kömürden elektrik üretimini arttıracaklarını açıkladı.

Bakan kapatılan 10 Gigawatt’lık kömür santralinin tekrar işletileceğini söyledi.

Ardından Avusturya hükümeti, eski bir kömür santralini yeniden açacaklarını duyurdu.

Bir gün sonra, Hollanda İklim ve Enerji Bakanı kömür santrallerinin,

üretim kısıtlamalarını geri çekmeye karar verdiklerini söyledi.

İngiltere ise rüzgar elektriğinin azalması ve pahalı doğalgaz nedeniyle,

geçen hafta eski bir kömür santralini tekrar çalıştırmaya başladı.

Avrupa Birliği yeni durum nedeniyle mevcut kömür kapasitelerinin,

beklenenden daha uzun süre kullanılabileceğini ve üye devletlerin bu konudaki planlarının biraz değişebileceğini açıkladı.

Dünya’da kömüre dönüş başladı, peki bizde durum ne?

Bizim de ülke olarak yerli kömürle enerji üreten santrallere olan ihtiyacımız her zamankinden çok daha fazla.

Gerçekçi olmak lazım.

Yatağan, Yeniköy, Kemerköy Termik Santralleri kömürden enerji üretmek zorundadır.

Kendi topraklarımızda milyonlarca ton kömürümüz varken,

onu yerin altında bırakarak dışarıdan enerji ithal etmek akıl karı değildir.

Kömürden vazgeçmek az gelişmiş ülkelere dayatılan emperyalist bir projeydi.

Emperyalistler kendi dayattıkları projenin altında kaldılar.

Kaldı ki dünyada en fazla fosil yakıt kullanan gene bu emperyalist ülkeler.

Her şey Paris İklim Anlaşmasıyla başladı.

Önce 15 yaşındaki küçük bir kızın düşüncelerini,

enerji politikası olarak benimsediklerini yutturdular dünyaya.

Sonra yeşiller ve dünyadaki muadilleri yani sol liberal çetenin zırvaları başladı.

Fosil yakıtlara pervasızca saldırmalarının altında Paris iklim anlaşması yatıyor.

Paris iklim anlaşması özünde emperyalist bir projedir.

Birinci dünya ülkeleri, diğer üçüncü dünya ülkelerindeki ağaçları yakıp yıkarken,

üçüncü dünya ülkelerinin bu anlaşmayı imzalaması kendilerine ne kazandıracak onu düşünen yok!

Teşviklere, fonlara, sıcak paraya fit oldular.

Bu emperyalistler o kadar küresel ısınma, karbon salınımı diye kafa ütülediler,

şimdi de kalkmışlar kömüre geri dönüyorlar.

Hani hepsi kapanacaktı?

Türkiye’nin de aralarında olduğu 190'dan fazla ülke bu anlaşmanın altına imza attı.

Bana göre ticari bir anlaşmadır.

Nitekim en büyük sera gazı üreticisi Amerika bir süre sonra anlaşmadan çekildi.

Dünya’ya en çok karbon salınımı yapan iki ülke var.

Bunlardan biri Çin diğeri Amerika’dır.

Bu ülkeler karbon salınımında azalmaya gidip ağaçlandırma yapmazlarsa,

dünyanın geri kalanı ne yaparsa yapsın hepsi boş, yani hava cıva.

Bu konuda istatistiki bir bilgi paylaşmak istiyorum.

Türkiye’nin küresel ısınmaya etkisi %1’in altında.

Yani Amerika, Çin gibi gelişmiş sanayilere sahip ülkeler bir günlüğüne üretimlerini durdursa,

üretilmeyen ürün miktarı, Türkiye’nin 3 aydan fazla bir süre de ürettiği ürün miktarına eşittir.

Eğer bu süre 1 aya çıkarılırsa 8 yıla eşit olur.

Yani siz düşünün Türkiye’nin küresel ısınma ve iklim değişikliğine olan etkisini..

Neredeyse sıfır.

Anlaşmaya göre 2050 ye kadar tamamen yenilenebilir enerjiye geçilecekti.

Şimdi bu sureyi 2035 e çektiler.

Anlaşmaya imza atan ülkeler 2035 yılına kadar fosil yakıtlardan tamamen vazgeçeceklerdi.

Bu emisyon karbon şovları falan hepsi hikâye.

Yakında Rusya’dan izinsiz tuvalete dahi gidemeyecekler.

Ukrayna savaşı ile birlikte elektrikten doğalgaza, doğalgazdan suya kıtlık kapıda diyebiliriz.

Almanya başbakanı bile durumun vahametini anlatmak için halka ‘duş almak yerine bez kullanın’ demiş.

Şimdi de utanmadan insani bir ihtiyaç olan duş almanın yerine,

haksız olduğumuz ortaya çıkmasın diye havluyla silinmeyi tavsiye ediyor.

Kaldı ki, Türkiye Rusya’ya Almanya’dan 10 kat daha fazla bağımlı.

Avrupa, iklim krizini ikinci plana atarak,

artık santrallerini tekrar açmaya ve kömüre dönmeye başladığı bir sürece girdi.

Bizimkiler hala zeytinime dokunma kafasında.

Tamam çevrecisiniz, kömürü sevmiyorsunuz, zeytini seviyorsunuz falan da,

sorması ayıp elektriği nasıl elde etmeyi düşünüyorsunuz?

Bir saniye bile elektriksiz ve internetsiz kalmaya tahammülü olmayan bu güruha tavsiyem şu,

bekleyin yakında Akkuyu Nükleer santral reaktörleri önümüzdeki yıl devreye girecek.

Nükleer santral çevre dostu mu ki, Akkuyu’da nöbet tutan bir tek çevreci yok?

Çevre felaketi yaşanma riski Akkuyu’da mı, Aköprü’de mi daha fazla?

Nükleer santral işletmeye açılmadan engel olunması gerekmiyor muydu?

Yarın reaktörler devreye alındıktan sonra,

santral  3-5 bin kişinin ekmek kapısı olunca mı ‘santral kapatılsın’ diye bağırmaya başlayacaksınız?

Çevreci tayfa işte bu iki yüzlülüğün dayanılmaz hafifliği içinde emek ve emekçi düşmanlığı yapıyor.

Bu santrallerde ve madenlerde çalışan işçileri yok farz etmek,

işçileri ve ailelerini açlığa ve yoksulluğa mahkum etmek çevrecilik değildir.

Dünya enerji krizinden çıkmanın yolunu kömüre dönüşte bulmuşken,

gelin bu ‘Kömürsüz Dünya veya Muğla’ saçmalığından vazgeçin!

Levent Kırca, ‘Olacak O kadar’ güldürü programına başlarken,

kıracağı potlarla ilgili şöyle bir şarkı ile ön alıyordu.

Niyetimiz kimseyi kırmak değildir

Şuradakini buraya koymak değildir

Arada bir dilimiz sürçerse af fola

Tutmasını biliriz de kemiği yok bunun

Ben de yazımı aynı şarkı sözleriyle çok sert yazdığımı söyleyenlere ithaf ederek son alayım.

Bu arada şiirlerinde küfür etme denilen üstad Can Yücel’e de selam olsun…

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-02.10.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?