‘BİZE KÖMÜR LAZIM SİZİN KEYFİNİZ DEĞİL!’

Einstein demiş ki,

‘Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek ahmaklıktır!’

Ne yazık ki, tekrar tekrar madenciler katlediliyor.

Türkiye'nin kaderinin bir döngü olduğunu bu patlamayla tekrar hatırladık.

Maden kazaları, depremler, yangınlar, seller, ekonomik krizler, darbeler, uluslararası krizler,

yokluk, yolsuzluk ve mafya sürekli bir döngü içinde kendini tekrarlıyor.

Türkiye ne zaman bu kısır döngüyü kıracak?

Sürekli dönüp duran bu çemberin dışına kendini atabildiği günleri görebilecek miyiz?

Başımızda dini, imanı para olan ve insan hayatını hiçe sayan bir zihniyet olduğu sürece bu mümkün değil.

Maden katliamı denince Taner Yıldız'ın üç gün değiştiremediği beyaz gömleği,

Yusuf Yerkel' i ticari ataşe yapan tekmesi, gayri ciddi devlet aklı, torba torba dizilmiş bedenler geliyor aklıma.

Soma’da özel harekat polislerinin yerde sürüklediği madenciyi tekmeleyen bu siyasi militan,

başbakanlık müşaviri olarak görevini kötüye kullanma ve darp suçlarıyla yargılanması gerekirken,

hiçbir ceza almadığı gibi tekme attığı ayağı incindiği için bir haftalık doktor raporu aldı..

Amasra’da maden ocağında patlama meydana geldi.

Devletin AFAD’ı önce trafo patlaması dedi sonra anlaşıldı ki grizu patlamasıymış.

İstanbul valisi doğalgaz bağlı olmayan daire için doğalgaz patladı demişti,

halbuki dairede bomba imal edilirken patlama olmuş.

Mersin’de karakol basan teröristin CHP listesindeki gazeteci olduğu söylendi o da yalanmış.

Her olayda siyasi nemalanma hesapları yapmazsanız olmaz.

Yahu arkadaş bir defa doğru söyleyin ya!

41 ailenin ocağına ateş düştü.

Öngörülebilir ve de önlenebilir olduğu için kaza değil cinayettir!

Ne hayatlar, ne umutlar, ne mücadeleler yine bir ihmale kurban gitti.

Emekçiler ihmal, liyakatsizlik ve beceriksizliğin kurbanı oldular.

Tarifi yok öfkemin!

Öyle ki öfkemi, kinimi kusabilecek söz bulamıyorum.

Ekmeğinin peşindeki bu emekçi kardeşlerimizin son anlarını düşündükçe nefes alamıyorum.

Yıl 2022 olmuş hala maden ocağında grizu patlıyor.

Türkiye 21. yüzyılda maden katliamı yaşayan tek ülke durumunda.

İsteseler engellenemez miydi?

Yoksa para insan hayatından daha mı önemli?

Demek ki Soma ve Ermenek facialarından hiç ders alınmamış.

Gerçi işçi yakınlarını tekmeleyen birinin alana gelmemiş olması sevindirici bir gelişme.

Tekmeci zevat Almanya’da keyfine bakıyor.

Bu sefer Soma'da halkı sakinleştirmeye giden sarıklı ve cüppeliler olay yerine gönderilmemiş.

Tarihe kayıt düşülecek elbette ama hayat kaldığı yerden devam edecek.

Bir iki gün ah vah yapılır, sağa sola küfürler edilir ve sonrasında unutulup gider.

Olacağı söyleyeyim…

Faili, azmettireni bilindiği halde suçu Allah’a atarak olayın üstü örtülür.

Şükretmeler, kaderler, şehitler havada uçuşur.

Ölen madencilere şehitlik payesi verilerek suçun üzeri örtülmek istenir.

Kader söylemi, şehit söylemi, bayrağa sarılı tabutlar bir afyon gibi yakınlarını uyuşturma işinde kullanılır.

Ortalığı yatıştırma, susturma, sus payı vermelerine şahit oluruz.

Sus payı dedim de daha cenazeler defnedilmeden farklı devlet kurumları tarafından,

500 bir yerden, 500 bir yerden, 200 bir yerden, 100 bir yerden ve 50 bir yerden olmak üzere,

toplamda 1 milyon 350 bin lira ailelere yardım yapılacağı dünya liderimiz tarafından açıklandı.

Hadi bir daha ki katliama kadar dağılalım!

Her türlü acıdan sonra bolca vatan, millet, şehit edebiyatı yapılması bundandır.

Kimse kusura bakmasın ama bu utancı hiç bayrak örtemez!

Üzülmüş gibi davranmak bir şeyi değiştirmiyor.

Acı bir gerçeği ikiyüzlü bir üzüntü ile geçiştiremezsiniz!

Dünya liderimiz ‘Hamd olsun ki cenazeleri 24 saatten önce çıkardık’ diye övündü.

Koruyamadık ama cesetlerini erken çıkardık!

2019 yılından beri Sayıştay’ın raporunu görmezden gelinip bu felakete sürükledikleri saklanıyor.

Sonra birde bu duruma kader adı verilerek sanki Allah tarafından geldiğine inandırmaya çalışıldı.

Almanya’da, Fransa’da, Rusya’da, İngiltere’de neden bu kader can almıyor da,

bu ülkede sürekli bizim başımızda olduğunu bir oturup düşünmek lazım.

Bu patlama medeni bir Avrupa ülkesinde olsaydı şu an istifa eden edene olurdu.

Ama maalesef bir Ortadoğu ülkesiyiz ve 24 saat içinde hamdolsun 41 şehidimize ulaştık diyebiliyoruz.

Sessiz sedasız uğurladık onca canı.

Bunun adı kanıksamak değil de nedir?

41 kişinin öldüğü bu katliamda ceza alan, istifa eden olur mu?

Tabi ki hayır!

Çünkü her zaman suç ölenlerde olur!

Utanmasalar madencilerin orada ne işi vardı? diyebilirler.

En alt seviyedeki 3-5 kişiye can yakmayacak cezalar verilecek o kadar.

Yıllık taş çatlasa 70-80 milyon ton kömür üretiyoruz.

Sanki dünyanın en büyük kömür madenciliği Türkiye'de yapılıyor.

Bunun kaderle hiçbir alakası yok, burada insan hayatı çok ucuz.

Her yere 1500 korumayla giderken kadere karşı gelinmiş olunmuyor mu?

Tedbiri elden bırakmıyor, can tatlı tabi..

İşçinin ‘kader planı’nda ölüm, bunu söyleyenlerin ‘kader planı’nda dünyaya sahip olmak yazıyor.

Soma'da madenci yakınlarına tekme atanın ödüllendirildiği,

işçilerin hakları için mücadele eden avukatların,

türlü bahaneler ile tutuklu yargılandığını düşününce Bartın'da ne yapabiliriz ki?

Dünyada grizu patlaması kesin olarak önlenebiliyor ancak bizde hala can alıyor.

Soma’da ‘Hesap soracağız!’ dediler ve bütün suçluları serbest bıraktılar!

İktidar değişmezse aynı aymazlık bu faciada da yaşanacak.

İhmalin adı kader olmuş fıtrat olmuş!

Facia yaşandıktan sonra hangi kanalı açsan ‘yok o geliyor, yok bu açıklama yapacak!’ serenatları.

Önce 18 madenci hayatını kaybetti sonra 26 madenci yaşamını yitirdi dediler,

can kaybı 41 olunca ölen madencilere birden bire şehit demeye başladılar.

Televizyonda İçişleri bakanımızın konteynıra girip çıkmalarını,

oraya buraya işaret etmelerini, gayretli, yorgun ve mahzun poz vermelerini izledim.

Helal olsun işinde çok mahir filan dedim içimden.

Hiçbir önlem almayıp olay olunca cümbür cemaat olay yerine gitmek de moda oldu.

Hem de Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle..

Bir de çizmelerini giyip gelseydi değmeyin keyfine.

Bizim cayır cayır içimiz yanıyor.

Yanıyor da, ne giden geri geliyor, ne de gidenin yakınlarına yardımcı olabiliyoruz.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Herkes siyasetine, rehavetine, muhalefetine, muhabbetine, şiirine, yazılarına, yayınlarına devam edecek.

Kulağımızda ölen madencinin eşine söylediği o söz yankılanmaya devam edecek.

‘Şef bize kömür lazım, sizin keyfiniz değil!’

Bakın Ernesto Che Guevara ne demiş?

‘Özgürlüğün en büyük düşmanı halinden memnun olan kölelerdir.’

Albert Camus ise,

‘Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın!’ diyerek son noktayı koymuş.

Tuncel Kurtiz’in sesinden dinleyip de çok etkilendiğim ‘Geçit Yok!’ isimli şiirden bir alıntıyla bitireyim yazımı.

Derine, hep derine kazıyoruz...

nerde? çağımızın o altın kalbi?

çağımızın altın kalbini arıyoruz.

üzerimizde ağır bir yeryüzü,

gökyüzünden uzakta, çok uzakta,

derine, hep derine kazıyoruz...

nerde, çağımızın o altın kalbi?

çağımızın, altın kalbini arıyoruz...

madencileriz biz, devrimcileriz biz...

Evet dostlar bir sonraki faciaya kadar hepimizin başı sağ olsun.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-17.10.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?