‘ZİHNİMİZE KARAKOL KURDULAR!’

Sansür yasası da sansür yasası.

Kaç gündür yetti gari arkadaş ya.

Tek adam rejiminde hangi özgürlükten bahsediyorsunuz siz?

Sanki bugüne kadar bu ülkede hak, hukuk, adalet ve sınırsız özgürlükler varmış gibi,

‘Dezenformasyonla Mücadele’ adı altında yasal düzenleme yapıldı diye kıyameti kopardılar.

22 Ocak’ta söylediği bir atasözünden dolayı 50 gün tutuklu kalan gazeteci Sedef Kabaş çok mu özgürdü.

Ya sanatçı Gülşen’in başına gelenler.

Orkestra arkadaşıyla İmam Hatip Liseleri ile ilgili şakalaşmasının bedelini tutukluluk, ev hapsi ve konser iptalleriyle ödedi.

Fiilen zaten var olan sansür ve baskı saldırısı meclisten geçerek yasallaşmış oldu.

Tatlı sularda yüzenler sansür kendilerine dokununca ağlamaya başladılar.

Bir ceza profesörü şöyle demiş, ‘zihnimize karakol kurdular’

Artık bundan sonra hırsıza hırsız diyemeyeceğiz, beğenmiş, canı çekmiş de almış diyeceğiz.

Katil için şeytan doldurmuş, tecavüzcüye tahrik edilmiş,

dolandırıcıya hayırsever iş adamı veya girişimci filan diyeceğiz.

Susanlar, korkanlar olacak tabi ancak kalemini namus bilen,

hiçbir yürekli gazeteciyi susturamayacaklar!

Türkiye’de basın özgür değildir, hiçbir zaman da özgür olmamıştır!

Fakat özgürlüklerin bu kadar kısıtlandığı başka bir zaman dilimi de olmadı.

Geçmişimiz zifiri karanlık.

Faili meçhul onlarca gazetecimiz toprağın altında.

Cemal Kaşıkçı’yı öldüren Suudi Arabistan’dan aşağı kalır bir yanımız yok.

Türkiye, geçen yıl dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 154. sırada yer almıştı.

Birçok üçüncü dünya ülkesinin gerisindeyiz.

Mesela Filistin, Mozambik, Tanzanya gibi ülkelerin gerisindeyiz.

Havalimanı, otoyol, köprü, yerli araba, İHA-SİHA yapabilirsiniz, hatta uzaya bile çıkabilirsiniz,

ama basınınız özgür değilse dünyada hiç bir ülke size saygı duymaz.

Çünkü ilerlemenin baş şartı özgür basının ve muhalefetin eleştirel dilidir.

Dünya nüfusunun sadece yüzde 13'ü özgür basın olan bir ülkede yaşıyor.

Dünya nüfusunun yarıya yakını için ise basın özgürlüğünden haberi bile yok.

Dünyada demokrasinin gerilediği, otoriter rejimlerin güçlendiği bir dönemden geçiyoruz.

Basın ve ifade özgürlüğü de bundan payını alıyor.

Oysa ki basın ve ifade özgürlüğüne hava, su, ekmek kadar ihtiyacımız var.

Sonuç olarak insan sesini kimse susturamaz.

Ağzını kapatsan elleriyle, gözleriyle, gözenekleriyle, ne bulursa onunla konuşur.

Geçenlerde Bay Kemal durduk yere olmayan başörtü sorununu gündeme getirince,

herkes iki hafta sansür yerine başörtüsünü konuştu.

Ardından tuttu Amerika’ya çekti gitti.

Sen Cumhurbaşkanı olacağım diyorsan böyle kritik günlerde yapman gereken tek şey vardı.

Ankara’da kalıp, her gün meclise gidip, liderlik yapıp,

bütün CHP’li vekilleri arkana alarak sansür kanunun her maddesi konusunda konuşma yapman gerekirdi.

Meclisin altını üstüne getirmen gerekirdi, bu kanunu sürekli gündemde tutman gerekirdi,

Belki de seni Cumhurbaşkanlığına götürecek bir fırsattı bu.

Ziya Gökalp’in kitabını ve tespih göstermekle filan olmuyor bu işler.

Son zamanlarda çıkarılan bundan daha önemli bir kanun maddesi var mı?

Tabi senin dokunulmazlığın var gazeteciler senin umurunda mı?

Sansür yasası 70 oy farkla kabul edildi.

Oylamaya katılmayan CHP’li vekil sayısı 90.

CHP’nin 134 tane milletvekili adı altında maaş alan personelinden 40 tanesinin katıldığı bir oturumla yasalaşmıştır.

Bu arada CHP Muğla Milletvekili Burak Erbay kürsüye çıkıp çekiçle cep telefonunu kırdı.

Yasaya kızıp kırdığı telefon kendi kullandığı telefon muydu yoksa maket miydi bilmiyorum?

Dolar yükseliyor diye dolar yakanların, yaktıkları dolarların sahte olduğu ortaya çıkmıştı.

Bir ara Hollanda’ya kızıp portakal bıçaklayanlar vardı ya onun gibi olmuş.

Savcıların, iktidarın icraatına yönelik her eleştiri için bu yasa kapsamında,

soruşturma açmasının önünde hiçbir engel kalmamıştır..

Bundan sonra biz de yazdığımıza, konuştuğumuza dikkat edelim, şakası yok bu işin.

Böyle devam ederlerse bir gün kendi çıkardıkları bu yasaların altında kalacaklarını unutmasınlar.

Emperyalizm 1948'lerde ‘Marshall Yardımları’ ile ülkeye girdi ve kendine bağlı tekeller oluşturdu.

İşbirlikçi bir sermaye yaratıldı.

Ve Amerikancı Menderes iktidara getirildi.

Onun da ilk işi Kemalistleri tasfiye etmek, Orduyu NATO’ya bağlamak oldu.

Ülkede sivil faşizm hortlatıldı.

Bunlar devlet eliyle desteklendi, korundu, kollandı.

Darbelerle faşizm iyice kurumsallaştırıldı.

Buna rağmen 'yasalar karşısında herkes eşittir' cart-curt edebiyatları yapılıyordu.

Menderes bir şey daha yaptı.

1956 yılında öyle bir basın yasası çıkardı ki, tesadüfe bakın kelimesi kelimesine bugünkü ile aynı.

Faşizme ve Emperyalizme karşı savaşmayan bir toplumun,

mevcut dünya koşulları içinde insanca yaşamaya, insan olmaya,

haysiyetli bir hayat sürmeye hakkı yoktur.

Ülkemizin geleceğine dair azıcık umudum vardı onu da kaybettim, kaybettik.

Her gün bu kadar da olmaz, yapamazlar denilen şeyleri yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar.

Resmen bir distopyanın içine doğru süratle yuvarlanıyoruz.

İnanır mısınız Abdülhamid’in istibdat dönemine geri döndük.

Mesela bu kanun maddesine göre ‘dolar 25 lira olacak’ diyen biri 2 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılabilir,

ve daha tahliye edilmeden dolar 25 lira olabilir.

TÜİK'in açıkladığı enflasyona inanmıyor musun?

Bir de utanmadan bunu sosyal medyada paylaşma cüreti mi gösteriyorsun?

Al sana dezenformasyon…

İşte öyle bir yasa maddesi bu.

İnsanlar hala farkında değil, farkında olduklarında zaten farkında olduklarını bile ifade edemeyecekler.

CHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine götürdü.

Eğer bu yasa Anayasa Mahkemesi tarafından bozulmazsa, zaten sıradan vatandaş olarak yapabileceğimiz çok bir şey yok.

Oturup seçimi bekleyeceğiz.

Önümüzdeki seçimlerde mevcut iktidarın kazanmaması için ne gerekiyorsa o yapılmalı.

Yoksa işimiz yaş!

2023’te kazanırlarsa o beğenmediğimiz İran’ı mumla arar hale gelebiliriz.

Her türlü gericiliğe, baskıya, zorbalığa karşı basın emekçilerinin sesi kısılamaz.

Bu yasa yapılan yolsuzluklar, yenilen haramlar ve kul hakları duyulmasın,

konuşulmasın, yüzümüze vurulmasın yasasıdır!

Pisliği halının altına süpürme yasasıdır!

Ne yaparsanız yapın bu kokuşmuş sömürü düzeniniz mutlaka değişecek!

Ne demiş değirmenci dayım?

‘Sen kralsın ama Berlin’de hakimler var!’

‘Eğer; Hak haksızlıktan yüce,

sevgi nefretten üstün,

aydınlık karanlıktan güçlüyse..

Çaresi yok usta…

Biz kazanacağız!..’

diyerek umudumuzu yeşerten  Nazım Usta’ya bin selam olsun!

İngiliz gazeteci George Orwell’ın bir sözüyle bitireyim bugünkü yazımı.

‘Aslında hiçbir şey yasa dışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.’

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-19.10.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?