‘HALKA PLAN DEĞİL PİLAV LAZIM’

Gene başladılar asgari ücret 8 bin olacak, 10 bin olacak demeye!

İsterseniz 20 bin lira yapın, yaptığınız ve yapacağınız her şey hava cıva...

Yeni yılda tüm çalışanlar asgari ücrette eşitlenecek.

Halk gittikçe fakirleşiyor.

Derin bir yoksulluk sirayet etmiş durumda.

4 milyon 300 bin aile ancak sosyal yardımlarla ayakta durabiliyor.

Avrupa’nın en düşük asgari ücreti bizde.

Öyle ki Arnavutluk bile bizim önümüzde.

20 yıldır bu ülkeyi yönettiğini zanneden AKP iktidarının mensupları,

acaba utanır mı diye yazıyorum bunları.

Ama yol yaptık, araba yaptık, iha-siha yaptık, cart-curt yaptık hamasetleri.

Arkadaş tamam da tencereyi ne yapacağız?

Tencerede taş mı kaynatacak bu millet!

Asgari ücreti taş çatlasa 500 Euro yapsanız bile Almanya’daki asgari ücretin beşte biri anca yapıyor.

Yani bir Türk işçisi, hem bir Almanın çalıştığı sürenin 2 katını çalışacak,

hem de beşte biri kadar ücret alacak!

Bizi kıskananlar çatlasın!

Türkiye’nin Yüzyılı propagandalarına emekçilerin karnı TOGG.

Bakın size bir seçim sathı mahallinden çarpıcı bir örnek vereyim.

10 Ekim 1965 tarihinde yapılan Türkiye genel seçimleri öncesi Demirel ile İnönü müthiş şekilde kapışmıştı.

CHP Türkiye'nin planlı bir gelişmeye ihtiyacı olduğunu belirtmiş,

ve yeni 5 yıllık kalkınma planları hazırladıklarını ve iktidara geldikleri takdirde,

Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki gibi hızlı bir atılım hamlesi gerçekleştirmeyi planladıklarını açıklamıştır.

Planlı büyüme sloganları atmaya başlarlar.

Adalet Partisinin başında Süleyman Demirel vardır.

CHP'nin bu planlı kalkınma önerisine Demirel şöyle cevap verir.

Kısa ve basit bir yaklaşımla, 'halka plan değil, pilav lazım!'

Kıvrak zekayı gördünüz mü?

CHP’nin sloganını kendine seçim sloganı yaptı.

CHP’yi kendi sloganıyla vuruyor.

Süleyman Demirel, o dönem her şeyin planlı bir şekilde yapılmasını savunan,

CHP'ye karşı seçim süresince kullandı bu sloganı.

Demirel zihniyetine göre planlı olan her şey komünist işi idi,

ve halkın laf salatasına değil yiyeceğe ihtiyacı vardı.

Sonuç olarak Adalet Partisi o seçimlerin kazananı olmuştu.

Seçimin en ilginç yanı Demirel’in yoğun anti-komünizm propagandasına karşın,

Türkiye tarihinde ilk defa bir sosyalist parti olan,

Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili çıkararak meclise girdi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP), 54 ilde, yüzde 3'le 15 milletvekili kazanarak Meclis'te grup kurdu.

Cumhuriyet tarihinde nispi temsil sistemi ile yapılan tek seçim 1965 seçimleri olmuştur.

Çünkü 61 Anayasası her ne kadar 27 Mayıs darbe Anayasası olsa da en demokrat Anayasadır.

Plan Değil, Pilav İstiyoruz!

Bir süre sonra seçmenler de plan değil pilav istiyoruz demeye başladılar.

Demirel bu sloganı her gittiği yerde bağıra çağıra iktidar oldu ama ne plan ne de pilav gerçek oldu.

Tribüne oynayan oportünist sağ politikacıların hazır cevap özelliklerini bilmeden,

ellerine malzeme verirseniz demagojinin alasını görürsünüz.

Bugünkü iktidar halkı değil pilava, bir kuru ekmeğe muhtaç bıraktı.

Muhalefetin derdi ise başörtüsü.

Kılıçdaroğlu durup dururken yaptığı türban açılımı ile İnönü’nün düştüğü tuzağa düştü.

Bakın görün Tayyip Erdoğan aldığı bu gollük pasla ne demagojik goller atacak.

Referanduma gidelim demeye başladı.

Yani Cumhurbaşkanlığı ve türban oylamasını aynı anda yapabiliriz.

Filler tepişirken işçi sınıfı eziliyor.

Uygarlığın tüm yükünü omuzlarında taşıyan emekçiler bir kuru ekmeğe muhtaç hale getirildi.

Teorik olarak çok şey başarması mümkün olmasına karşın,

pratikte kendi haklarını korumayı bile düşünemiyorlar.

Halk halinden memnun mu yoksa kadercilik mi içimize işlemiş onu bilmiyorum,

ama haklarının gasp edilmesine tepki vermekten korkan bir toplum olduk.

Bu düzenin yani kapitalizmin mezar kazıcıları nasıl bu hale getirildi?

Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan işçi sınıfına ne oldu?

Nerde o hükümetler devirip, çağ kapatıp çağ açan sınıf?

Bunu anlamak için mevcut iktidarın en az 15 yıldır,

işçi sınıfı ve sendikalar üzerinde yarattığı bölünmeyi görmemiz gerek.

Böyle giderse işçi sınıfının daha uzun bir süre etkisi olmayacaktır.

Bir halk düşünün ki yüzde 80’i emekçi ama meclisin de yüzde 80’i sermayedar, patron.

Yüzde 80’i emekçi diyorum çünkü Marks,

‘üretim araçlarını elinde bulundurmayan her insan işçi sınıfına dahildir’ demişti.

İşçi sınıfı ideolojisini unuttu, bilincini kaybetti.

Sendikaların da desteklediği sağ politikaların rüzgarına kapıldı gitti.

Sendikaların işverenlerden ve devlet otoritesinden bağımsız olması,

bir sendikanın sendika olabilmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.

Gelin görün ki, sendikalar iktidarın, devletin ve siyasetin kuyruğuna takılmış gidiyor.

İşçi sınıfı muhafazakar bir çizgide tutulduğu sürece işveren açısından tadından yenmez.

Sömür sömürebildiğin kadar!

Açlıktan, yoksulluktan şikayet edilir ama buna sebep olarak da muhalefeti gösterir.

Sosyolojik açıdan çığır açan böyle bir işçi sınıfı sadece Türkiye’de var.

Sermaye iktidarını sürdürebilmesi için işçi sınıfını sömürmesi şarttır.

Sadece bizde değil tüm dünyada işçi sınıfı bastırılmış durumda.

Eskisi gibi enternasyonal bir dayanışma yok.

Dayanışma dedim de aklıma geldi.

İspanya iç savaşı sırasında faşist darbeciler,

direniş halindeki işçilerin üzerine Alman yapımı el bombaları atıyorlardı..

Onca atılan bombaya rağmen bombalar ne hikmetse patlamamış.

İşçiler neden patlamadığını merak edip bombayı parçalarına ayırdıklarında,

içinden şöyle bir not çıkar.

‘Yoldaşlar, şimdilik bu kadar!’

Gördünüz mü dayanışmanın inceliğini?

İşçinin aldığı ücret karnını doyurmak ve çocuklarını gelecekte kendi yerine geçecek şekilde yetiştirmesi içindir.

En önemlisi aldığı ücret ertesi gün onu sağ salim yeniden sömürülmek üzere işverenin önüne getirmelidir.

Bir de dışarıda onun işini, ondan daha az maaşa yapabilecek binlerce işçi varsa vay haline.

Türkiye’de halk plana değil pilava oy verir, mutfağa, tencereye oy verir.

AKP iktidarı insanı kul yapan ekonomik politikalarla yönetiyor.

Açılan her ekonomik paket bizi daha da yoksullaştırıyor.

Biz bu ülkenin yönetiminde hiçbir zaman söz ve karar sahibi olmadık.

Türkiye’de sol hareketin baştan itibaren zaafı işçi hareketi ile bir türlü birliği sağlayamamıştır.

Yükselen milliyetçilik, solun zaaflı tutumu ve lümpen yaklaşımlarla,

işçi sınıfı popülist bir sağcı zırvasının peşinden gitmektedir.

Halk Demirel ile plansız pilav olabileceğine inandı.

Plansız geldiğimiz noktada artık pilav da bitti.

Örgütlü ve sınıf bilincini özümsemiş işçi sınıfı,

yani proletaryaya evrilmiş bir sınıf tavrımız olmazsa işimiz gerçekten çok zor.

Biz sınıf bilincini geçtik de çalışanların tamamını örgütlemeyiöpelim de başımızın üstüne koyalım.

İşçilerin örgütlenmekten başka kurtuluş yolu yoktur.

İşçiler, sendikalarda, grevlerde, direnişlerde daha çok olmak zorundadır.

Ülkemizde 16 milyona yakın çalışanın sadece 1 milyon 900 bini sendika üyesi.

Yani yüzde 10’u sendikaya üye yüzde 90’ı sendika üyesi değil.

Bu oran İzlanda’da yüzde 85,5, Danimarka’da yüzde 68, İsveç’te yüzde 66.

Türkiye’de ise yüzde 10 bile değil.

Çıkarılan yasalarla alt işveren uygulamaları, yap-işlet-devret,

hizmet alımı, taşeronlaştırma, özelleştirme, esnek çalışma, güvencesiz çalışma biçimleri,

en son kiralık işçi büroları da buna eklenince yaşanan son kaçınılmaz oldu.

Sendika üyesi olsa ne olacak?

İşçilerin toplu sözleşmelerinin çoğunu sendikalar değil,

Yüksek Hakem Kurulu bağıtlamaktadır.

İşçi sınıfı, bütün ulusların üreticilerini bağrında toplayan o büyük sınıf,

ayağa kalktığında insanlığı eninde sonunda köle gibi çalışmadan kurtaracak,

insanı, hayvanı ve doğayı mutlaka özgür durumuna getirecektir.

Nasırlı elleriyle er ya da geç emeğini sömürenlerin boğazına yapışacak olan bu sınıf kendine gelmelidir.

Büyük şair Nazım Hikmet’in söylediği gibi:

‘Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle:

işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet...’

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-30.10.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?