KÖMÜRDEN BAŞKA ÇIKIŞ YOLU YOK!

Bir hafta önce Mısır'ın Şarm El Şeyh kentinde COP27 iklim zirvesi düzenlendi.

Zirveye 140’a yakın ülke katıldı.

40’tan fazla ülke kömürden çıkış sözü verdi.

Bu ülkelerin arasında Türkiye yok!

Türkiye’nin mevcut iklim planları arasında,

kömür kullanımının kısıtlanmasına dair verdiği bir söz yok.

Yani kömürden çıkış Türkiye’nin iklim planları arasında yer almıyor.

Türkiye aynı zamanda yeni kömürlü termik santral planlarından da vazgeçmiyor.

Daha geçtiğimiz Haziran ayında Adana’da 2x660 MW gücünde Hunutlu Termik Santrali devreye alındı.

‘Kömürsüz Muğlacılara duyurulur.

Yerli veya ithal kömürle enerji üretmeye devam.

İklim değişikliği bakanı Murat Kurum zirvede yaptığı konuşmada 2023 yılında karbon borsası kuracaklarını açıkladı.

Karbon borsası ile fazla emisyon üretenler cezalandırılacak.

2030 yılına kadar karbon emisyonlarında 2020 seviyesine kıyasla yüzde 33 artış kaydedilecek,

ve ancak 2038 yılından itibaren net düşüş olacak.

Geçen yıl yapılan zirvede kömürün insan kaynaklı iklim değişikliğinin başlıca sebebi olduğuna dikkat çekilmişti.

Yeni kömür projelerinin tamamen durdurulması ve 2040 yılına kadar,

var olan kömür sahalarının kapatılması gerektiği konusunda uzlaşılmıştı..

En çok karbon salınımını ABD, Çin ve Avrupa ülkeleri yaparken,

hiç düşündünüz mü neden biz hemen devreye giriyoruz?

Asıl önlem alması gerekenler, malum ülkeler.

Karbon salınımı bizim gibi ülkelere bir dayatmadır.

Emperyalist bir projedir.

Uluslararası tekeller sanayileri gelişen ülkelerin sanayilerini yok etmek için,

karbon salınımını azaltmak yalanı ile fabrikalarını kapatmaya çalışıyorlar.

Emperyalist haydutlar çevreye verdikleri hasarı hafifletmek için önlemleri az gelişmiş ülkelere aldırıyorlar.

Karbon kullanarak zenginleşen emperyalistler, bugün karbon kullanımı azaltılsın diyor.

250 yıldır dünyanın içine etmişler, bize karbonu azaltın baskısı yapıyorlar.

Olur hemen azaltıyoruz, başka bir emriniz var mıydı?

Bu ülkeler eğer günah çıkarmak istiyorlarsa şimdiye kadar karbondan kazandıklarını, dünya halklarına dağıtsınlar.

Paris Anlaşması kapsamında Türkiye'ye 3 milyar 157 milyon dolarlık bir kaynak sağlandı.

3 milyar 157 milyon doları almak için bakanlığın adını bile değiştirdik.

T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı oldu.

Karbon olayı gelişmiş devletlerin gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerin,

gelişmesini engellemek amacıyla uydurulmuş bir safsatadır.

Atmosfere olağanüstü derecede karbon salan emperyalist işgalcilerin,

yediği haltın ceremesini bizim gibi ülkeler çekiyor.

Karbon ayak izi diye baskı yapanlar dünyayı savaşlarla, atom bombalarıyla darmaduman ettiler..

Dün Rusya’nın doğal gaz boru hatlarını havaya uçurarak atmosferi tonlarca doğal gazla zehirlediler.

Bunlar küreselci terör örgütü!

Almanya, enerji krizi nedeniyle kömür santrallerini devreye almaya karar verdi.

Bütün Avrupa ülkelerinde kömüre dönüş başladı.

Enerji krizi nedeniyle karbon emisyonunu azaltma fikri ise şimdilik rafa kalktı.

Yani dünya enerji krizi yaşamayı göze alamadı.

Bu olayın çevrecilik endişesi ile, doğayı korumak amacıyla çıkartıldığını da düşünmüyorum.

Amaç şu, biz Dünya’yı bozmaya devam edelim, siz tamir edin!

Fabrikalarınız havayı kirletiyor, onları kapatın, üretmeyin!

Hayvanlarınız Karbon salgılıyor, yaşatmayın!

İnsanlar doğayı kirletiyor, evden dışarı çıkartmayın!

İstikrarınız bozulsun, bize mecbur kalın demek istiyorlar.

Salınan emisyonun yüzde 51,1'ine Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan sahip.

Türkiye’nin karbon salınımındaki payı ise sadece yüzde 1

En çok karbon salınımı yapan bu ülkeler bizim üzerimizden ‘sıfır karbon’ hedefine ulaşmak istiyor.

Gelelim bizim yerli işbirlikçilerine.

Bu emperyalist dayatma ülkemizde kendine meşakkat arayan tuzu kuru entel-dantel kesimlerden büyük destek gördü.

Ekoloji aktivisti ve yaşam savunuculuğu adı altında bu projenin bir parçası oldular.

Genelde kapitalizme karşı sosyalizmi savunan,

bu kokuşmuş düzeni değiştirip, işçi sınıfını iktidara taşıma hayallerini askıya alan,

devrimci, sosyal demokrat, sol-sosyalist, 68-78’li kesimler arkalarındaki uluslararası güçlerle birlikte,

madenleri kapatıp, Termik santrallerini başımıza yıkma tehditleri savurmaya başladılar.

Hem de bu santrallerde ve madenlerde çalışan binlerce örgütlü işçiyi yok farz ederek!

Eyy ‘Kömürsüz Muğla’ edebiyatı yapan uyanıklar!

Santralleri kömürsüz bırakıp üretim durunca, hiç düşündünüz mü çalışan binlerce işçinin hali ne olacak?

Sessiz sedasız oturup kendi buruk kanlarını mı içecekler?

İsteyen darılsın, isteyen gücensin, biz tarafız, emeğin tarafındayız,

işimize, aşımıza ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak için ne gerekiyorsa yaparız.

Bize işsizliği kim ve nasıl dayatırsa dayatsın karşısında bizi bulur.

Bunun aksi kendi emeğimize yabancılaşma, çürüme ve ihanettir.

Ben daha önce de yazmıştım ama nedense tehdit olarak algılandı.

Tekrar yazıyorum, ‘gelecekte işsiz kalma ihtimalini gören işçilerden korkun!’

‘Canım eşek değiliz ya kıdem tazminatlarınızı alırız’ diyen siyasiler olduğunu biliyoruz.

Biz işçiler olarak bunu söyleyen siyasetçilere de şunu soruyoruz,

Bugün kapatılsın diye mücadele ettiğiniz madenleri ve santralleri,

olur da önümüzdeki seçimleri kazanır, iktidara gelirseniz kapatacak mısınız?’

Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy enerji ve maden işçileri,

madenler ve santraller kapansın diyen siyasetçilerden bu sorunun cevabını bekliyor.

Bunlar bozuk düzende sağlam çark olmayacağını herkesten çok iyi bilirler.

Reformist düşünceleri ve konformist yaşam biçimleri onları devrimin şanlı yolundan,

oportünizmin dayanılmaz hafifliğine, oradan da emperyalist işbirliğine doğru savurdu.

İşin garip tarafı aralarında Marks’ın o ünlü sözünü bilmeyen de yoktur hani.

‘Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser’ der Marks.

Düzen bozuk olduktan sonra tüm çarklar o düzene göre işlemek zorundadır.

Yani istediğiniz kadar çevreci takılın, maden kapatın, santral yıkın,

Ancak şunu unutmayın, doğuya giden bir geminin güvertesinde istediğimiz kadar batıya doğru koşalım,

hiçbir şeyi değiştiremezsiniz.

Asıl amaç geminin rotasını çevirmek olmalıdır.

Maalesef Türkiye solunun geldiği nokta, emek ve işçi düşmanlığı saflarında,

kahvaltıda kömür mü yenir, zeytin mi yenir? tiyatrosu oynamak.

Kırk katır mı, kırk satır mı? ayarında, kömür mü, zeytin mi? hadi bakalım seçin birini tutarsızlığı.

Neden birini seçiyoruz ki, kömür bizim de zeytin sizin mi?

Bırakın bu küçük burjuva ayak oyunlarını!

Enerji ve maden işçileri olarak kömür de bizim, zeytin de bizim!

Bize bu kadar katı olmayın, görüşün belki orta bir yol bulursunuz filan diyenler var.

Geçeceksiniz onu, ‘Kömürsüz Muğla’ diyerek, karşımızda Çin seddi çekenlerle ne konuşacağız?

Biz kömürü yıkayalım, eleyelim, santralde yanma şeklini değiştirelim filan diyeceğiz,

onlar santralleri kömürsüz çalıştırın diyecek!

Ya bırakın bu işleri onlar o kapıyı kapattılar.

Biz aptal değiliz, kiminle ne konuşulacağını veya konuşulmayacağını çok iyi biliriz!

Sonuç olarak içinde bulunduğumuz enerji krizinden çıkmamız için,

kömürden hatta yerli kömürden başka çıkış yolumuz yok!

Zaten İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’da,

zirvede üstüne basa basa ‘Kömürden vazgeçmiyoruz!’ diyerek son noktayı koydu.

Ancak 2038 yılından sonra 15 yıl içinde yavaş yavaş vazgeçilecek kömürden.

Gerçekçi olmak lazım, öyle çevreci ütopyalarıyla olmuyor bu işler!

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-24.11.2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?