DOĞA BİZE DEĞİL, BİZ DOĞAYA MUHTACIZ…

                   Ne yaman çelişki. Nereden bakılırsa bakılsın, neresinden tutulursa tutulsun; makul ve mantıklı bir tanım bulmak, izah getirmek olası değil. Ama yaşam süreci şimdilik sürüyor görünmekte. Ancak gelecek nesillere bırakılacak yaşam alanı ve doğal miras; azalan bakiyeler sistemine göre azalmakta. Bir ileri iki geri. Dünyamızın sürdürülebilirliğinin sonuna hızla yaklaşıyoruz.

                   Anayasamızın 56. Maddesi: “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” demektedir. Devleti ve vatandaşı eşit sorumluluk altına almaktadır. Çevrenin sağlıklılığı ve kirlenmemesi ile korunması konusunda.

                    Pratikte öyle mi? Sanki hiç de öyle değil sözlerini duyuyor gibiyim. Yol kenarları atılmış çöp ve ambalaj atıklarıyla dolu. Ambalajların dolusunu taşımak daha zahmetli ve kiloca ağırken. Tarım yapılan tarlalarımız; sera naylonu, sulama borusu kalıntıları, aşırı kullanılmış tarımsal ilaçlar ile ilaçlara ait ambalaj atıkları, plastik torba ve plastik çuval kalıntıları dolu. Dağların zirveleri ile patikaları da ambalaj atıklarıyla zenginleşmiş. Denizler ambalaj atıklarıyla başlayarak otomobil lastikleri, balık ağı artıkları, misina parçaları, buzdolabı dâhil ne varsa çöp ve atık dolu… Denizlerdeki balıklarda çok yoğun ve fazla miktarda mikro plastik tesbitlendiği bilim insanlarınca açıklanmakta; yani balık yerine mikro plastik kalıntıları tüketiyoruz. Madencilik adına dağlar taşlar kazılmış, kazılmaya da devam ediyor. Geçende “Süleyman Demirel Üniversitesinin” Ispartalı sanayicilerle Almanya gezisini izledim. Almanya’da mermer ocaklarından çıkarılan mermerin %90’ını kullandıklarını; ülkemizde ise %90’ın pasa (atık), %10’unun kullanılabilir kılındığını açıklıyordu uzman. Sözlerine eklemesi ise ilginçti, “ biz yüzde on verimlilikle onlardan ileriyiz.”  Köyler kentlere, kentler metropollere akmış; devasa şehirler ortaya çıkmış. Çanakkale’den Hatay’a kadar tüm sahiller, yıllık ortalama kullanım süresi 15 veya 20 gün olan ikinci konutlarla doldurulmuş durumda. Bina, yol ve eklerinin yapımı için dağların; güzelim bahçelerin, zeytinliklerin kafa derisi yüzülmüş. Yeni yerleşimlerin suyunun temini için, tüm bölgelerindeki derelerin suyu taşınmış; taban araziler ise derin su kuyularıyla kurutulmuş. Ya turizm bölgelerindeki devasa oteller… Atığı, suyu, ulaşımı, enerji kullanımı her şeye bedel… İkinci konutlar, kentler, devasa oteller, sanayi bölgeleri “kan eksen can bitecek” ovalara yayılmış… Güzelim topraklar geri dönülmez şekilde betona boyanmış. En verimli, güzelliği dillere destan bölgelerde, bir bakıyorsunuz devasa çimento fabrikaları ve termik santraller… Sıralarca sıralanmış. O bölgelerde görülmedik oranda kanser ve diğer hastalıklar kaplamış ortalığı. Nerede bir akarsu, şirin bir dere görsek hemen oraya bir baraj… Kullanım süresi sınırlı gölet veya barajlar hemen kuruluveriyor. Derelerin habitatını düşünen yok… Anadolu’da erozyonla dolmuş ve dolmaya yüz tutmuş gölet ve baraj örnekleri bolca görülmeye başlamışken.

                    Nasıl planlanıyor, nasıl izinler veriliyor; anlamlandırmak olası değil. İkinci konutunun suyu için dereleri, derin kuyularla tarlaları kurutanlar, bir başka yerde çevreci. Siyasette ve sendikalarında mangalda kül bırakmayanlar; bir bakıyorsunuz kömür işçisinin sözde ekmeği adına dağların onarımsız kazılmasını savunuyor, savunabiliyor. Sanki işçinin ki geçim veekmek de, o yörede yaşayanların ki geçim ve ekmek değilmiş gibi… Anlat anlat bitmez tükenmez sorunlar, çözümsüzlükler, plansızlıklar…

                      Ülkemizde böyle, Dünya nasıl bakıyor çevre sorununa? Geçenlerde Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinde “Birleşmiş Milletler” COP27 iklim zirvesini topladı. Zirvenin açılış konuşmasını yapan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es Sisi, liderlere ve uluslararası topluma “zamanımızın en acil sorunlarından biri olan iklim değişikliğiyle birlikte mücadele etme” çağrısında bulundu.  

                      Sisi, “art arda felaketler gördük. Birini ele aldığınızda, bir diğeri ortaya çıkıyor. Bu, iklim sorumluluklarımızı yerine getirmek için son şansımız” dedi.

                      Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ise açılış konuşmasına , “sadece birkaç gün içerisinde gezegenimizin nüfusu yeni bir eşiği geçecek. İnsanlık ailemizin sekiz milyarıncı üyesi doğacak. O çocuk bize dünya için ne yaptığımızı sorduğunda nasıl yanıt vereceğiz? Sorusuyla sözlerine başladı. Guterres, özetle şunları söyledi.

                        “Hayatımızın en büyük savaşı çevreyi koruma savaşı ve savaşı kaybediyoruz. Sera gazı emisyonları artmaya devam ediyor. Küresel sıcaklıklar yükselmeye devam ediyor. Gezegenimiz, iklim kaosunu geri döndürülemez hale getirecek dönüm noktalarına hızla yaklaşıyor. Ayağımız gaz pedalında, iklim cehennemine giden oto yoldayız.”

                         Dünya liderlerine seslenen Guterres, gelişmiş ve gelişen ülkeler arasında tarihi bir anlaşmaya varılmasını talep etti. Guterres, bu anlaşma kapsamında tüm ülkelerin 1.5 derece hedefi doğrultusunda 2030 yılına kadar emisyonlarını azaltmak için daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini; özellikle büyük ülkeler olmak üzere her ülkenin elini taşın altına sürmesi ve sorumluluk alması zorunluluğunu belirtti.

                       Dünyamızda doğal dengenin bozulduğunu, atmosferimizin ısısının yükseldiğini söylüyordu bilim insanları. Atmosferin ısısının yükselmesine en açık işaret; yaz mevsimlerindeki orman yangınları. Neredeyse yaz mevsimi gelmesin istemeye başlayacağız. Orman yangınları Artvin’e kadar uzandı. Isının yükselmesinden orman yangınlarını söndürmede; onlarca helikopter, yangın söndürme uçakları, yüzlerce arazöz, diğer insan ve makinelerle tonlarca su taşıyor sonuç alamıyorlar; her şey tutuşma sıcaklığına yükseldiğinden. Öte yandan nesli tükenen canlıların sayısı bir biri ardına artıyor. Bitkilerin de hakeza…

                      Kötü gidişten Devletlerimizle, insanlarımızla hep birlikte sorumluyuz. Çünkü çevre felaketleri açık maden ekmek kapımdır diyen kömür işçisini de, zengini de, fakiri de, sağcıyı da, solcuyu da, zenciyi de, beyazı da, bütün dinlerin taraftarlarını da, saraylısını da, gecekondulusunu da… Birlikte yutuyor, yok ediyor, yavaş yavaşça. İnsanların, hayvanların, bitkilerle kayaların yazgısını iyi okumak, birlikte okumak gerekiyor. Değilse söylem yetmiyor, sorumlu uygulama ve uygulamalarda samimiyet gerektiriyor.

                      Sonunda unutmayalım; “Doğa bize değil, biz doğaya muhtacız.”

                   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?
Tüm anketler