ZOR OLMASA GEREK…

                     Geçenlerde misafir gelen yerli turist arkadaşlarıma, yaşadığım yeri tanıtma adına bir plan oluşturdum. Amatör halimce. Coğrafi güzellikler, tarihi ve kültür değerlerini oluşturan eserler, toplu yaşanılan yerlerdeki insan ilişkilerini yaşamak; parklar, yürüyüş güzergâhları, yeme ve içme mekânları, sinema ve tiyatro gibi aklıma gelen yer ve aktiviteleri aklımca sıraladım. Misafirlerimin onayını aldım. Koca şehri bir ucundan bir ucuna yürüyemez, şehir dışındaki yerler ile bazı tarihi kalıntılara yaya ulaşamazdık. Araçlarımızla gezmeye karar verdik.

                       Akşam yemeğinde bende bir hava… Anlat anlat bitmiyor. Yaşadığım yerlerin beşeri, coğrafik ve tarihsel esasları, özellikleri. Misafirlerimde bir merak; ne siz sorun, ne de ben anlatayım. Sabahı zor etmişiz. Bazılarımızın gözü sabah erken uyanmadan dolayı şiş…

                         Kahvaltıdan sonra, bindik araçlarımıza ve çıktık yola. Daha ilk kavşakta ; “dakika bir, gol bir” denilir ya… Tam da öyle. Arabalarımızın camlarına üşüşen dilenciler ile kadın, çoluk çocuk peçete ve su satmaya çabalayanlarca sarıldık. İyi ki trafik ışıkları çabuk yeşile döndü de… Kendimizi zor kurtardık. Gezimizin ilk durağı tarihsel özelliği olan kalıntının yakınına araçlarımızı park ettik. Akşamki anlattıklarımı tekrarlamaya çalışıyorum. İki bin üç yüz yıl önceki insanların yaratıcılıklarını göreceğimiz yerde ne görelim? Ellerindeki naylon poşetlerden “bali” çekmiş ve sızmış tinerci çocuklar. Onlu yaşlardan on beşli yaşlara. Okulları, evleri, işleri, arayan aileleri var mı? Yok mu? Bilemiyor ve de soramıyoruz da. Her yer çöp içerisinde. Şaşkınlık belirten sözlerle oradan ayrılıyoruz.

                         Mahalle arasında giderken takip ettiğimiz araçların dışında, arkamıza da birkaç araç sıralandı. Konvoylaşmış şekilde ilerlerken dar sokakta karşımıza bir araç sırası çıktı, bize doğru. Herkes araçlarından inmiş, yüksek seslerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Kavga başladı başlayacak. Meğer yol, ilçe trafik komisyonunca tek yön olarak belirlenmiş. Ana yoldan girişte levha varmış, ancak ara yollarda uyarı levhasının olmaması soruna yol açmış. Arasında kaldığımız konvoyun yönü de tersmiş… Anlat anlatabilirsen. Uğraşırken durumu zar zor tatlıya bağlayabildik. Bir defaya mahsus kendimizce sorunu çözdük. Belediyenin levhalama eksikliğinden kaynaklı sorunun infialini yaşamaya ramak kalmıştı. Misafirlere karşı yüzüm kızardı. Bu kadar zor mu ki; belediye levhalamayı niye beceremiyor diye…

                        Yol üzeri şehir parkında bir çay iyi gelir diye düşündüm. Girdik parka. Parkta masaların altı ve etrafı çöp içerisinde… İşleticinin çalışanı görevli temizliyoruz, arkamızı döndüğümüzde yine hemen çöp doluyor diye dertlendi. Çayı nasıl içtiğimi bilemiyorum. Çay güzel miydi diye düşündüm, utancımdan nasıllığını algılayamamışım. Çevre masalardan yükselen sin kaflı sesleri dinleme de cabası.

                          Yerel girişimlerle şehrimizde üç beş ayda bir tiyatro gösterisi ancak yapılabildiğinden sinemaya yönlendik. Koca şehirde müstakil sinema salonu olmadığından tek tercihe yöneldik. Şehirdeki tek AVM de bulunan bir tek cep sinemasına karar kıldık. Hangi film oynuyor bilmiyoruz. Dayandık kapısına. Görevli iyi ki geldiniz, kaç gündür kapımızı çalan yoktu demez mi… Üzüldük. Matine saatine bakmadan oradan ayrıldık. Şehrin eski yerleşim mahallelerinde ilerlerken, dar ve kıvrımlı sokaklarında; birden yolun kapandığını gördük. Belediye eski binanın yıkılma riskine karşı önlem almış güya… Küçücük de bir yazı yazmış “yıkılmaya karşı güvenliğiniz için yol yaya ve taşıt trafiğine kapatılmıştır”. Çıkmaz yolda bulduk kendimizi. Sokaktan geri geriye çıkışımız bir macera…

                        Araçlarımızı bir otoparka bıraktık, sonrasında başımıza geleceği bilmeden. Çarşıyı yürüyerek gezelim diye. Bir lokantada yemek yer, üzerine de gallavi fincan ile okkalı bir kahve de içeriz diye… Yürümek ne mümkün. Küçük kaldırımlar tıka basa esnafın sergi salonu… Yolda araçlar ile yaylar karma karışık. Sürücülerin homurtuları, yayaların söylenmesi birbirine girmiş, taraflar birbirine ters bakıyor. Zaman zaman atışmalara tanık olaraktan bir aşevine ulaşabildik. Bir şeyler yedik ancak, kahve başka bahara.

                        O kadar gezme, çay ve su derken; sıraya boşaltım sistemlerimiz girdi. Tuvalet arayışına başladık. Yakın yerde umumi tuvalet yok, Daha doğrusu koca şehirde girilebilir umumi tuvalet sayısı bir elin parmağı, onlar da uzakta. En yakın camiye yöneldik, tuvaleti vardır diye. Tuvaletin kapısında kocaman bir asma kilit.  Namaz saatlerinden beş on dakika önce açılıyor ve kapanıyormuş. Sonrasında bir kamu binasına gidelim, mutlaka bir tuvaleti vardır diye düşündük. Girdik içeriye, merdiven altında bir adam ve kadın kafası resmi ve altında (WC) yazılı yer bulduk. Ancak kapısı kilitli. Yaşlımızın sorunu hat safhada. Çaresiz yakın odadaki memura sordum, tuvalet nasıl açılır diye. Çekmecesinden utana sıkıla bir anahtar çıkardı memur. Burada herkeste birer tane anahtar var. İşiniz bittiğinde kilitleyin ve anahtarımı getiriverin dedi. Ben patlıcan morundan daha mor…

                           Dedim araçlara giderken çarşı yerine ara sokaklardan geçiverelim. Hep birlikte yürüdük ara sokağa. Bir de baktık karşımızdan bir kadın bağırarak bize doğru koşmakta. İlerde sapık var, orasını burasını gösteriyor diye… Ne yapacağımı şaşırdım. Kendime gelip kadının söylediği yöne yöneldim, ancak sapık kalabalığı görünce sırra kadem. Tabanları yağladı. Eşeğe hakaret olacak belki ama eşek kadar insan. Yakalasak ne yapabilecektik, hangi riskle karşı karşıyaydık, onu da bilemiyorum.

                        Şehirden umudu kestim, bir marketten piknik malzemeleri alayım da… Alayım da pikniğe gidelim dedim. Rahat bir nefes alırız diye düşündüm. Birkaç parça piknikte yenilebilir, içilebilir malzeme aldıktan sonra su akan, yakın bir piknik yerine gittik. Orası da iç açıcı değildi. Herkes bütün artıklarını, poşet ve diğer atık malzemelerini bırakıp gitmişler. Tüm piknik masalarının etrafı ve alanın tamamı pislik ve çöp içerisinde. İçimden hiç değilse buraya “Yaşadığınız yerlerde hayvanlar gibi davranın, onlar zarar vermiyor” diye tabela yazıp asmak geldi.

                       Bir makalede okumuştum; “Cehalet, hiçbir şey bilmemek ve iyinin cazibesine kapılmaktır. Masumiyetse her şeyi bilmek ve yine iyinin cazibesine kapılmaktır” diyordu makale sahibi.  Kendi kendime sordum, hangi iyinin? Toplumca nereye, hangi iyiye gidiyoruz?

                      Nasıl sonuçlar bizi bekliyor diye sormayacağım. Yaşamdan kesitler bir istikamete işaret ediyor. Umutsuzluk var mı? Var, ancak çözümler de var. Suçluluğa ait bu durumlarda herkesin payı ve sorumluluğu var. Fakat kamu kurumlarının payı, sorumluluğu ve suçluluğu daha büyük diye düşünüyorum. Biliyorum bana kızacaklar, her kamu kurumu bir başka kurumu suçlayacak ve kimse sorumluluğu üstlenmeyecek. Müdahale ve önlem olmaz ise içten içe toplumsal değerler ve yaşam şekilleri çürümeye devem edecek. Çürüme genişleyerek ilerleyecek. Herkes birlikte pisliğe bulanmış yaşam havuzunda boğulacağız. Önlem ve müdahaleler ise zor olmasa gerek…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.

01

Osman Kara - Sağol koca toprağım çok iyi izah etmişin,evin önünde park var samimi söylüyorum yakında kapatılması istenebilir, gençler yiyiyor saçıyor olduğu gibi bırakıyorlar, eğitim aileden, okuldan ve toplumdan başlar, maalesef bizde hiç-bir şey yok,iyi günler diliyorum toprağım

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 17 Ocak 13:54


Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?
Tüm anketler