Çocuklarımıza Duygularını Bastırmayı Nasıl Öğretiyoruz?

‘’Acımadı ki, acımadı ki! ‘’

‘’ Ben ağlamam, ben erkeğim/büyüdüm/ablayım/abiyim. ‘’

diyen çocuklar...

“ Git odanda ağla.”

“ Susmanı bekliyorum.”

“Sen ağlayınca üzülüyorum/sinirleniyorum/ çirkin bir çocuk oluyorsun.”

“ Buna da ağlanmaz, bir şey olmadı ki.”

diyen ebeveynler…

Biz yetişkinler ne kadar farketmesek de duygularımızı bastırmayı bilinçdışı olarak çoktan öğrenmişiz. Bize de böyle öğretilmiş olması olası. Hepimizin duyguları aynıdır ve aynı şeyleri hissederiz. Hepimiz bazen kendimizi üzgün, kıskanç, hayal kırıklığı yaşamış, imrenmiş, dibe çökmüş, mutsuz, heyecanlı, keyifli hissederiz. Ama herkes yüzeydeki duygulardan bahseder. Kimse derin duygularından, korkularından, arzularından, heveslerinden, zayıflıklarından, pişmanlıklarından, hasetliklerinden bahsetmek istemez. O yüzden bunları yaşayan sadece biziz sanırız. Bu yüzden de böyle zamanlarda yalnız ve farklı hissederiz kendimizi çünkü çoğu insanın yaşamadığı şeyleri yaşıyor, hissediyoruz diye düşünürüz. Böylelikle kendimizi daha çok içe kapanık, işe yaramaz,  kötü ve gereksiz hissederiz. Başkalarının da bizi öyle gördüğü düşüncesine kapılırız.

Bu bize duygularımızı gizlemeyi ve çevremizin bizi görmek istediği  biri gibi davranmaya iter. Böylelikle maskelerimiz oluşur.

Maskelerimizin oluşmasının bir diğer nedeni, anne babamızın da maskelerinin olduğudur.

Hangimizin ebeveyni bize korkularından, arzularından, hayallerinden bahsediyor? Ya da biz kime kıskançlığımızdan, dürtülerimizden, zevkimizden, aşkımızdan söz ediyoruz?

Sanıyoruz ki bunları paylaşmak bizi çarpık bir ilişki içine sokar.

 Duygularımızı düdüklü tencerenin içine hapsediyoruz.

Sanki düdüklü tencere hiç patlamayacak gibi…

Duygularımızı paylaşmak iyileştiricidir. Duygularımızı dinleme, empati kurma, anlayabilme, anlatabilme becerisi düdüklü tencerenin havasını alır ve patlamasını önler.

Anlattıkça, kendimizi yeniden inşa etme fırsatı bulur, koşulları yeniden değerlendiririz.

Çocuklara kötü düşüncelerini, dürtülerini, kıskançlıklarını, kabul etmenin ve sözlü olarak ifade etmelerini sağlamanın ilişkilerini bozmadığını, değerlerinden bir şey kaybetmediklerini göstermek çok önemlidir.

Biz çocuğa “Git odanda ağla” dediğimizde, onun yaşadığı duyguyu kabul etmediğimiz hissiyatını verir ve çocuğun yaşadığı duygusunu bastırarak, daha kabul edilebilir bir duygu göstermesini bekleriz. Yetişkin olduğunda da çeşitli maskeleri olur bu çocuğun.

Bir çocuğun büyümesine rehberlik edecek yetişkinin, bu maskelerden kurtulması, maskelerinin farkında olmasını umut ediyorum.

Ağlamalar, krizler, hıçkırıklar duygularının ifade edilmesi açısından iyileştirici olabilir. Amacımız çocuğun karşısında her zaman haklı ve doğru bir ebeveyn olmak değil, asıl amacımız onların duygularını “anlatmalarına”, hatta o duyguları birlikte “yaşamanıza” alan açmaktır.  Sevgiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nilay Ece Kaçar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 8. Milas Zeytin Hasat Şenliği'nin En Başarılı Etkinliği yada Bölümü Hangisiydi?
Tüm anketler