İNCİTENLERİ UTANDIRALIM…

           “Eşek sudan gelinceye kadar döveceksin” veya Nasrettin Hocayı kaynak göstererek söylenen “Çocuğu testiyi kırmadan döveceksin”; döveceksin de ne olacak? Ne elde edeceksin? Eğitmiş oluyor musun? Yanlışından ve zor kullanımlarından vaz geçirebilecek misin? Öyle mi olacak acaba? Toplumumuzun ekinsel yapısını göz önüne aldığımızda, insanlar arası, diğer canlılar ve doğaya karşı zor kullanımlarına esas değerlendirmelerde farklı sorunlarla karşı karşıya kalırız. Şöyle düşünelim, ülkemizde “Dayak cennetten çıkmadır” diye bir söz var. Bu türden bir anlayış çocukların dayakla terbiye edilmesine uygunluk veya izin vermek anlamına gelir. Elbette ki geleceğimizi önemsiyoruz. Geçmişten bugüne kalan birikimleri akıl ve ahlak süzgecinden geçirerek sahip çıkmamız gerektiğine de inanıyoruz. O yüzden dayağın cennetten çıktığını kabullenmemiz olası değil. Üstelik dayakla terbiye, sanıldığı gibi çocuğun aynı yanlışı yenilemesini engellemez. Aksine çocuk bunu şöyle yorumlar: “Demek ki bu işten birazcık sopa yiyerek kurtulabilirim. Öyleyse yine yapabilirim.” Yani davranışının yanlışlığı konusunda bir fikir sahibi olmaz. Oysaki onunla konuşabilsek, ona yaptığının neden yanlış olduğunu anlatabilsek daha etkili sonuç almamız olası olur.

 

           Zor kullanımı söz konusu olduğunda “psikopat” olarak bilinen antisosyal kişilik bozukluğuna da değinmek gerekir. Bu kişilerin en belirgin özelliği, pişmanlık duymamaları ve vicdan azabı çekmemeleridir. Kurallara uymazlar, sık sık başları yasalarla derde girer, başları her zaman beladadırlar. Suça yatkındırlar, adeta kendilerinde başkalarının haklarına zarar verme ve bozma erki, gücü olduğunu düşünürler. Empati duygusundan yoksundurlar. Engellendikleri noktada zora başvururlar. Sabırsız ve dürtüsel kişilerdir, duygu ve dürtülerini aklın süzgecinden geçirmekte zorluk çekerler. Toplumda değer yargılarının çökmesi ve aile yapılarının çözülmesiyle antisosyal kişilerin oranı da artma eğilimi gösterir.

 

           İnsanlar büyük bir topluluğa bağıntılı oldukları zaman birden kendilerini çok güçlü hissederler. Yani sokakta yürürken kendini zayıf hisseden bir insan, büyük bir topluluğa ait olduğu zaman birdenbire kendisini çok güçlü olarak algılamaya başlar. Konunun uzmanları bu aldatıcı duyguya “grup içindeki insanın çocukluğa gerilemesi” diyorlar. İnsanlar toplum içinde daha çabuk çocuklaşır. Askere gidenlerimiz bilirler; büyük bir gruba dâhil olan kişiler, ne kadar olgun yaşlara erişmiş olsalar da kalabalığın içinde birden bire çocuk gibi davranır olurlar. Aynı şekilde on, on beş bin kişilik stadyumlarda taraftarlık duygusuyla bir araya gelen insanların davranışlarında da değişmeler olur. Zannederler ki bir oyunun içindeler ve sözleri, eylemleri bu oyunun içinde kalacak, bunların gerçek hayatta bir karşılığı olmayacak. Burada esas olan, oyunu anlamının dışına taşırarak, ona çok büyük anlamlar yükleyerek hareket etmektir. Kalabalıkta yumruk sallayan çoktur, bunu da anonimliğin, bilinmezliğin zırhına bürünmekle tanımlayabiliriz.

 

           Zor kullanımlarına karşı sessiz kalmak bir çözüm üretmez, aksine suçu teşvik eder. Bütün büyük cürümler tanıkların sessizliği ile tamamlanır. Bizler toplum olarak zor kullanım üretenlere karşı durabilmeliyiz. Zor kullanımlarına karşı çıkabilmeli ama bunu zor kullanım diliyle değil, daha başka bir dil oluşturmaya gayret ederek yapmalıyız. Aksi halde zor kullanımlarını çoğaltır ve kendimizi içinden çıkılmaz bir duruma sokarız. Bu konuda pasif direnişin başarılı olma şansı pek yoktur. Zor kullanım uygulayanlara karşı aktif şekilde direnmeli ve bunu bireysel çabalarla sınırlı tutmak yerine kolektif bir bilinç oluşturmaya çalışmalıyız. Unutulmamalıdır ki hiçbirimiz insanları hizaya getirme, düzene sokma hakkına sahip değiliz. Çevremizdeki insanların bazı davranışlarında hatalı olduklarını görüyorsak onu dile getirmekle yükümlü olabiliriz ama hizaya sokmakla yükümlü değiliz. Zor kullanımlarına göz yumduğumuz takdirde onu doğru, haklı, yasal olan olarak görmüş ve çoğaltmış oluruz.  

 

          Zor kullanım ekinini değiştirmek kolay değil. İnsanlara ilişkilerini barışçıl bir şekilde düzenlemeleri için yapısal, ekonomik, teknolojik ve politik araçlar vermeliyiz. Konuşabilmenin, öfkeyi daha yapıcı bir konuşma isteğine çevirmenin yolları aranmalıdır. Sosyal gruplar, başkalarını inciten herkesi utandırmayı ve onlardan uzak durmayı öğrenmelidirler.

 

           Zor kullanım kültürünü değiştirme çabalarının diğer önemli ayağı ise eğitimdir. Eğitim denildiğinde sadece okullar akla gelmektedir. Ancak eğitim çok yönlü etkileşim ile yaşam paylaşımlarının ortak birikimidir. Eğitimle ilgili Goethe “Hayatı nasıl okuduğun yerdir okul” der.  Bir başka düşünür Mevlana ise insan olma ile ilgili “Senin tasın az su alıyorsa ummanın günahı ne?” deyişinde; vicdan ve insan olma tasımızı büyütmeyi işaretler. Zor kullanımlarına karşı en etkili sözlerden birisi de Sabahattin Ali’ye; “ Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim.” Aittir. Zor kullanım sadece insanların kendileri arasında görülen bir olay, olgu değil; diğer canlılar ve doğaya karşı da zor kullanımları sıkça karşımıza çıkmaktadır. Konuyu şair Emin Şanlı:

      “Karga bülbül oldu, bülbül susalı

        Kirlenmiş bulutlar çoktan tasalı

        Doğa korunacak deyip masalı

        Okuyup doğayı yakan utansın.”

dörtlüğü ile dile getirmektedir. Furkan Eroğlu ise “Sapkın dürtülerin ve zevklerin tamamı zararlıdır. Aklıselim insanda vücut bulmaz bulmamalıdır.” diye konuyu özetler. Aklıselim olmanın yolunu tüm insanlık olarak bulmalıyız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.

01

Osman Kara - Harika eline diline sağlık toprağım iyi günler diliyorum

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 06 Kasım 11:59


Anket Türk Kahvenizi nasıl içersiniz?
Tüm anketler