Çayı Ben Koyarım, Siz Yeniden Başlamak için Hazır Olun!

Bilirsiniz; anlatılan o ki ateş, su ve ahlak arkadaş olup ormana gitmişler. Malum, orman denilen yer kaybolmaya müsait; üç arkadaş, “kaybolursak birbirimizi nasıl bulacağız?” diye birbirlerine sormuşlar.

Ateş, “beni bulmak basit, gökyüzüne bakın; nerede bir duman varsa ben oradayım” demiş. Su da, “nerede şırıltı sesi varsa ben de orada olurum” diye cevap vermiş.

Peki ya sen diye sormuşlar ahlaka; ahlak şöyle cevap vermiş:

“Ben kaybedilmeye gelmem; kaybederseniz, beni bir daha bulamazsınız.”

Sanki o günleri yaşıyoruz gibi; ateşi, suyu, ağacı, toprağı, parayı her şeyi bulabilmenin anahtarı sayabileceğimiz ahlak ve dolayısıyla vicdan kaybolmuş.

Üstelik bu kaybın gündelik hayatımızdaki öneminin farkında değiliz.

Hele Türkiye’de…

Kamunun olanaklarını kimin kullanacağına karar veren de siyasetin vicdanı sıfırlanmış; ahlak ortalarda görünmüyor.

HAKSIZLIĞI KİM KURAL HALİNE GETİRDİ?

Bir zamanlar, “yürü ya kulum” denilmesi için papatyaların okşaması yeterliydi; şimdi “beşli çetelerimiz” var. Bir zamanlar, Anadolu’da bir futbol takımı; diyelim ki Trabzonspor, “Farozun çocukları” ile İstanbul dükalığına kafa tutabilir ve bu duruşuyla sonuç alıp şampiyon olabilirdi. Günümüzde iktidarın istemediği bir takımın şampiyon olması mucizeler kabilindendir.

Teknoloji bu kadar gelişmiş, VAR sistemi işlerken ve herkesin gözü önünde topun ele çarpmasını görmezden gelmek; “sahipsiz” Anadolu takımlarıyla iktidar ile illiyetli takımlar arasındaki maçlarda bir “yolunu bulup”, Anadolu takımlarının hakkını yemek, neredeyse kural haline dönüşmüş bir ligimiz var.

Haksızlığın kural haline gelmiş olması, en çok insanlığın evrensel kurallarını törpüler; insanlığın vicdanı yok olmuş ahlak kaybolmuş durumdadır.

Vicdan yok, ahlak söz konusu değilse “sisler bulvarı” içinde “gücü yeten yetene” kuralı geçerli hale gelir.

Haftabaşında oynanan Ankaragücü-Rizespor maçında vukubulan elim olay da, “gücü yeten yetene” kuralsızlığının sonucudur.

Ne demişti Nazım?

“Haksızlık

İbrahim için diş ağrısı gibi bir düşmandır.

Bir vatandaş uğrayınca haksızlığa İbrahim'in dişi ağrır.”

Sizin de ağrıdı mı dişiniz?

Niçin mi?

HAKKINA SAHİP ÇIKMANIN YOLU HAKSIZLIK YAPMAK MI?

Tarihe notumuzu düşelim; bir zamanlar Erdoğan’ın oturduğu evin sahibi, bu özelliğinden olsa gerek, AKP’den milletvekili yapılmış biri, vermiş olduğu kararı yanlış bulduğu için maçın hakemine yumruk attı. Yumruk atanın “yancıların” yere düşen hakem Halil Umut Meler’i “tekmelemeleri” ise nedense aklıma Soma’da tekmelenen madencileri getirdi.

Hatırlıyor musunuz, o tekmeciyi?

 “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür”, o nedenle biz hatırlatalım; hiçbir liyakati yokken Frankurt’a ticari ataşe olarak atanmıştı.

O kadar uzağa gitmeyelim; adaylık başvurusu kabul edilen ve sonuçta milletvekili seçilen “Can Atalay’ın tutuklu kalması yasalara aykırıdır” diyen ve hala Anayasada “en yetkili mahkeme” olarak tanımlanan Anayasa Mahkemesi kararını hiçe sayan Yargıtay 3. Ceza Dairesine ne demeli?

Pazartesi akşamı olanlar istisna değil yani!

Kural yoksa herkes kendi kuralını koyar; herkes kendi kuralını koyarsa kaos olur. Bütün bunlar, 21. Yüzyılda olmamıza, insanlığın yüzyıllardır taşıyıp getirdiği evrensel birikimlerimize rağmen kabile hukukuna döndüğümüzün resmidir.

Halil Umut Meler’e saldıranın ve ona büyük başkan” şeklinde hashtag açanların gerekçesi nedir?

 “Hakkımızı yedirmeyiz.”

Böyle mi aranır hak?

Bir insanı, hele hele kamu görevi yürüten birini mağdur ederek, hak aranabilir mi?

Hakkı gözeten “adaletin hassas terazisi” çalışmaz ise olacak budur.

Ne demiş Pir Sultan Abdal?

“Bozuk düzende sağlam çark olmaz.”

Demek ki neymiş?

Öncelikli ihtiyacımız, “insanca, hakça bir düzen” kurulmasıymış.

AMACA VARMAK İÇİN HER YOL MÜBAH MI?

Herkesin hakkının, hukukunun tanındığı, kimsenin zayıf olduğu için ötekileştirilmediği, inancından, dünya görüşünden ötürü dışlanmadığı bir Türkiye için kuralları kişilere göre değişmeyen bir “yeni düzen”e ihtiyacımız var.

O “yeni düzen”de, bizimle aynı dünya görüşünü paylaştığını varsaydığımız kişiler, kamunun olanaklarını kendine yonttukları vakit, kırıntılarından da bizi yararlandırıyor diye sessiz kalmayacağımız; kitabına uydurup kentlerimizin rantlarına el koymaya kalkıştıklarında karşılarında duracağımız bir duruşa, ahlaka ve vicdana ihtiyacımız var.

Tuttuğumuz takım, haksız, hukuksuz, futbolun adaletine aykırı bir biçimde kollanmasına; o takımı kolladığına çıplak gözümüzle tanık olduğumuz hakemin, bir sonraki hafta haksız bir biçimde daha popüler bir karşılaşmaya atanmasına sessiz kalışımıza; bu sessizlik karşısında kendi adaletini uygulamaya kalkışan Vandalların yumruklarının “içimizi soğutmasına” itiraz edecek bir duruşa ihtiyacımız var.

Bunun yolu, arınmaktan geçer. Arınıp temizlenmek için ısrarla ve inatla insanlığın evrensel birikimine sarılmaktan, her durumda binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülüp gelen kuralları uygulamaktan başka çaremiz yok.

Ha bu arada “ittifak yapıyoruz” diye “ahlaken malul” isimleri, Çankaya gibi garantili yerde belediye meclisinde birinci sıraya yazmaya itiraz etmemenin ceremesi olarak, “ikinci turda oyumu başkasına verdim” diyenlere de diyecek bir şeyimizin olması için “amaca varmak için her yol mubahtır” şeklindeki pragmatik siyasetten uzak durarak işe başlayabiliriz.

Üstelik tam de yerel seçim öncesinde; titizlenmek için o kadar gerekçemiz varken…

Tam da yeridir; “çayı koyun, yeniden başlıyoruz” demenin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yüksel Işık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.