‘ŞİMDİ GÜLME SIRASI BİZDE’

Son 75 yıldır sağcısından solcusuna, dincisinden, milliyetçisine tüm partiler çeşitli dönemlerde bu ülkeyi yönetti.

Halkın çıkarına dair tek bir şey yapmadılar.

Emperyalizmin ve işbirlikçi tekellerin çıkarlarının bekçiliğini yaptılar.

Emperyalizmin dayattığı 24 Ocak kararlarını uygulayabilmek için askeri darbe bile yaptılar.

Dönemin Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı,

Halit Narin’in darbe ile ilgili söylediği sözler darbenin gerçek nedenidir.

‘Şimdi Gülme Sırası Bizde!’

12 Eylül sonrası, 24 Ocak Kararlarının uygulamaya sokulmasıyla rahatlayan TİSK Başkanı,

bu sözlerle sevincini dışa vuruyordu.

Zatı muhteremler sevinmekte haklıydı.

Çünkü toplumsal muhalefet susturulmuş, sendikalar kapatılmış, grevler yasaklanmış,

toplu sözleşme işverenleri temsil eden Yüksek Hakem Kurulu’nun insafına terkedilmiş,

fiyatlarda hiçbir denetim kalmamış, devletin sermayeyi teşviki en üst boyutlara ulaşmış,

kısacası sömürüyü rekor düzeye çıkarmanın tüm koşulları hazırlanmıştı.

Nasıl sevinmesinler? 24 Ocak, 12 Eylül faşist darbesiyle hayat bulmuştu.

Mimarlığını Turgut Özal ile Süleyman Demirel’in yaptığı,

ve 24 Ocak 1980’de Milliyetçi Cephe Hükümeti tarafından uygulamaya konulan,

24 Ocak Kararlarıyla birlikte, Türkiye’nin geleceği IMF’ye ve emperyalizme teslim edildi.

24 Ocak Kararları, gerçekte, bu ülkenin emperyalizmin açık pazarı haline getirilmesi planından başka bir şey değildi.

Bu plana göre dış borçların ödenmesi, emperyalist şirketlerin ve oligarşinin sermayesinin daha da arttırılması amacıyla,

ülkenin bütün zenginliklerinin ve emeğin eskisine oranla daha da çok sömürülmesi gerekiyordu.

24 Ocak Kararlarının uygulanabilmesi ve uygun siyasal şartların sağlanması,

ancak faşist bir darbe ile mümkündü.

24 Ocak Kararları ancak, halkın tümden susturulup yıldırıldığı, grevlerin yasaklandığı,

solun ezildiği bir ortamda uygulanabilirdi.

Bunun için de her şeyden önce sınıf mücadelesinin durdurulması, sözde siyasi istikrarın sağlanması şarttı.

24 Ocak Kararlarının uygulanmasına, 12 Eylül’ün tesadüf etmesi, başka bir deyişle

24 Ocak’la 12 Eylül’ün çakışması bir rastlantı değildir.

Sınıflar mücadelesinde tesadüflere yer yoktur.

Bana göre tesadüf, zorunlulukların buluşması, bilince çıkmasıdır.

12 Eylül’ü gerektiren koşullar, 24 Ocak’ı gerektiren koşullarla aynıdır.

12 Eylül olmasaydı, 24 Ocak Kararları uygulanamazdı ve aynı şekilde,

24 Ocak Kararlarını uygulamayı zorunlu kılan koşullar doğmasıydı, belki 12 Eylül’e gerek olmayacaktı.

Oligarşi ekonomik saldırılarını esas olarak,

yükselen sınıf mücadelesinin bastırılmasından sonraya ertelenmişti.

Ama artık 1980’e gelindiğinde oligarşinin ekonomik ve siyasi çıkmazı,

tam anlamıyla bir krize dönüşmüştü.

Askeri darbe yapılmalıydı ama halk buna rıza göstermeliydi.

11 Eylül akşamına kadar faşist terör kudurmuş bir şekilde sürdürüldü.

Birileri ‘tavşanı kaç, tazıya tut’ diyerek faşist darbenin meşru zeminini hazırlıyordu.

24 Ocak Kararlarının uygulanması oligarşi ve emperyalist tekellerin güvenilir adamı Turgut Özal’a bırakılmıştı.

Çünkü Ecevit, Demirel ve diğerlerine hiç güvenmiyorlardı.

Zaten Turgut Özal ekonomik alanda gizli başbakan durumundaydı.

Özal, IMF ve tekelci sermayenin, ekonomik işleyişini- doğrudan temsil ediyordu.

Ecevit’in demokratik görünümlü yöntemleriyle, emperyalizmin istekleri yerine getirilemezdi.

1979 ortalarına gelindiğinde, Ecevit Hükümeti gerek siyasal gerekse de ekonomik olarak,

aldığı kararlar ve uygulamalar sonucu iyice yıpranmıştı.

O sıralar İran’da meydana gelen mollalar devrimi nedeniyle,

Türkiye’nin yükleneceği görevleri yerine getirebilmesi için, sınıf mücadelesini bastıracak,

emperyalistlerin ekonomi politikalarını tam anlamıyla uygulayacak bir hükümete,

veya askeri faşist bir yönetime ihtiyaç duyuluyordu.

Bugün, 24 Ocak Kararlarının üzerinden 43 yıl geçti.

Resmi cuntacılar gitti sivilleri geldi, hükümetler değişti,

isimler değişti ama emperyalizm ve işbirlikçi tekeller adına uygulanan,

24 Ocak kararları, ekonomik programları olduğu gibi devam ediyor.

Dolayısıyla 24 Ocak ve 12 Eylül ikiz gibidirler.

24 Ocak, 12 Eylül’ün ekonomi cephesidir.

Türkiye, Adnan Menderes, Turgut Özal, Tayyip Erdoğan tezgahından geçiyor.

24 Ocak Kararları AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la sürüyor.

Kendi aralarında farklılıkları olsa da hepsi devlet aygıtının yetkinleştirilmesinde,

solun ve işçi sınıfının ezilmesinde birleşiyorlardı.

Bunun tek çıkar yolunun ise açık faşizmde olduğu biliniyordu.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı diğerlerinden ayıran özellik ise kararları din sosuna bandırıp millete öyle yedirmesidir.

Evet şimdi gülme sırası onlarda…

Eskiden gülüyorlardı, bugün kahkaha atıyorlar!

Çünkü tüm grevler, ‘milli güvenliği bozduğu’ gerekçesiyle Cumhurbaşkanı kararıyla ertelenir oldu.

Ülkemizde 1950’lerden beri siyasetçiler krizlerin en derinleştiği noktada,

demokrasi adına halkın önüne sandık koyarak bu krizlerini aşmaya çalıştılar.

31 Mart 2024’de ülkemizde de yerel seçimler yapılacak.

Halk kendi ilini, ilçesini yönetecek belediye başkanlarını gene kendisi seçemeyecek.

Partilerinin önlerine koyduğu atanmış adaylardan birine oy verecekler.

Burjuva demokrasisi, halk için hiçbir zaman demokrasi olmadı.

Sonuçta Hitler’de sandıkla iktidara gelmişti.

Halk kendisini temsil etsin diye vekil seçip gönderdiği Can Atalay'ı bile meclise sokmadılar!

Çok partili sisteme geçilen 1946’dan bu yana 50’ye yakın hükümet kuruldu.

Yapılan her seçimde demokrasi goygoyları yapıldı.

Gelen giden tüm hükümetler demokrasi paketleri açtılar.

Açılan yüzlerce demokrasi paketinin sonucunda gelinen durum budur.

Her seçim döneminde halk türlü vaatlerle bir şekilde kandırıldı.

Ve tek bir seçim bile yoktur ki bu seçimler çok önemli denilerek halk sandığa çağrılmasın.

Bunu en son 14 ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadık.

Ülkenin geleceği için Kılıçdaroğlu’nu mutlaka seçmeliydik.

Oy kullanmanın en temel vatandaşlık görevlerinden birisi olduğu söylendi.

Ve oy kullanma oranının en yüksek olduğu ülkelerden birisiyiz.

Sandığa gidip oy kullanmayanlara para cezası kesildiği dönemler oldu bu ülkede.

Seçimler biter bitmez dün dündür diyerek arsızca verdikleri sözleri unuttular.

Mesela CHP, Muğla’da halka rağmen 25 yıldır Osman Gürün’ü dayattılar ve seçtirildi.

Baktılar Osman Gürün ismi yıprandı, kriz var, seçim riske girecek hemen başkasını atayıp geçtiler.

Zaten Osman Gürün’de akıllı davranıp aday adayı olmadı.

Atama adayları Muğlalının önüne koy, onlar da tıpış tıpış sandığa gidip önüne konulanı seçsin.

Muğla CHP’de bütün mücadele parti içinde yaşanır, listenin başına gelebilmek için yapılır,

bunun adı ceket asma mücadelesidir.

Ceketi asanın halktan oy istemesine bile gerek yok, zaten kazanır.

Sözde devrimciler de ‘Osman Gürün giderse, faşizm gelir!’ diye,

kırmızı renkli bir bildiri yayınlayarak halka korku saldılar mı al sana seçim!

Her neyse konuyu dağıttım gene, 24 Ocak Kararları siyasal alanda bugün yaşadığımız,

tüm çöküntünün en önemli dönemeçlerinden biridir.

Gereken servet transferleri, ekonomik sabotajlar ve özelleştirmeler bu kararların şemsiyesi altında yapıldı.

Kendi kendine yetmeye çalışan bir ülke, küresel sermayeye peşkeş çekildi, neoliberalizmin talanına açıldı.

Kararların son ayağı ise siyasal İslamcı iktidarla birlikte, Cumhuriyetin yüzüncü yılında doruğa ulaşmıştır.

O gün ülkenin önünde iki seçenek vardı, ya neoliberalizm devreye girerek, halkı ezmek pahasına istikrar vaat edecekti,

ya da çıkış yolu sosyalist devrime doğru evrilerek kapitalist sömürü tamamen yok olacaktı.

Sonuç olarak sosyalist devrime engel olan 12 Eylül faşist bir darbedir ama asıl darbe 24 Ocak Kararlarıdır.

Gene 24 Ocak’ta katledilen Uğur Mumcu ise ‘24 Ocak Kararları'nı 12 Eylül darbesi izler ancak bu sayede,

yani "süngü zoruyla" tam bir uygulanabilirlik kazanmıştır.’

24 Ocak kararlarının yıldönümlerinde halkın sokaklara dökülüp,

geniş çaplı protestolarda bulunması gereken kara bir gündür.

Bu ülke her zaman için nicel birikimlerin niteliğe dönüşeceği günlere gebe…

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-08.02.2024

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.