MART AYI DERT AYI

Anadolu'da 'Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır, Mart ayı dert ayı' olarak bilinir.

Siyasetin sloganlaştırdığı gibi Mart’ın sonu değil, Mart’ın kendisi Nevruz'dur, baharın başlangıcıdır, doğa bu ayda canlanır, renklenir.

Bizim ülkemizde Mart ayı aynı zamanda katliamların yoğun olarak yaşandığı bir aydır.

78 Ocak’ta Ecevit hükümeti yeni kurulmuştu, ülkenin her tarafında sola karşı sistematik bir saldırı vardı.

46 yıl önce 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversitesinde solcu öğrencilerin üzerine kurşun yağdırıldı, bombalar atıldı.

7 öğrenci katledildi, 41 öğrenci yaralandı.

Oysa emniyet müdür muavini 8-10 gün içinde solcu öğrencilerin üzerine dinamit atılacağı istihbaratını aldıklarını söylemişti.

Herkes bekledi ve beklenen kanlı saldırı 9’uncu gün geldi.

16 Mart katliamı ne üç beş faşistin planıydı ne de devlet içindeki çetelerin işiydi.

16 Mart Katliamı, solcu gençliğe yönelik planlanan ve yapılan yüzlerce saldırı ve katliamdan sadece biriydi.

Hukuk ve iktisat fakültesi öğrencileri güvenlik için topluca hareket ettikleri günlerdi.

Merkez kampüse giriş çıkışlar bu şekilde topluca yapılırdı.

Öğle sonrası da benzer şekilde topluca Süleymaniye’ye dönerlerdi.

16 Mart günü kampüsten dışarı çıkmak için toplanan öğrenciler kapıya doğru yöneldiler.

Kapıdan dışarı çıktıkları anda önce üzerlerine kurşun yağdırılır, sonra tahrip gücü yüksek parça tesirli bombalar atılır.

Aydınlı Hatice Özen’le birlikte Ahmet Turan Ören, Cemil Sönmez, Murat Kurt, Abdullah Şimşek,

Hamit Akıl ve Baki Ekiz isimli öğrenciler katledilir.

Katliamı planlayan ve uygulayanlar açığa çıkarıldığı halde haklarında dava açılan, yargılanan,

ceza alan kimseler olmadığı gibi, her bir katil ödüllendirilerek terfi ettirilmiş, devletin etkili bölümlerinde görevler alarak katliamlarına devam etmişlerdir.

Ardından Maraş ve Çorum katliamları gelmiştir.

Bu katliamlar 12 Eylül faşist darbesinin yolunu açmıştır.

Bombalar, ABD’den Türk Silahlı Kuvvetlerine hibe edilmiş yani ordu malıymış.

Bombaları Ali Çeviker adındaki bir yüzbaşı, ülkücü gençlik derneği şube başkanı Abdullah Çatlı’ya teslim etmişti.

O da bombaları Zülküf İsot’a vermişti.

Zülküf eylemden sonra ablası Remziye Akyol’un yanına sığınmış ve ona her şeyi anlatmış, teslim olacağını söylemişti.

‘Oraya bir minibüsle gittik, minibüste polisler de vardı.

Bombayı onlar atacaktı ama son anda karar değiştirdiler, bombayı bana attırdı Allahsızlar!’ demişti.

Teslim olacağı öğrenilince, davadan dönen Zülküf İsot, başka bir ülkücü Latif Aktı tarafından öldürüldü.

İsot'un ailesi oğulları ile birlikte Latif Aktı, Sıddık Polat ve polis memuru Mustafa Doğan'ın katliama karıştığını açıkladılar.

Abdullah Çatlı katliamı planlayan, uygulamaya koyan olarak geçti dava dosyasına.

Susurluk kazasıyla birlikte bütün pislikler ortaya saçılmıştı zaten.

Devlet-siyaset-mafya üçgenindeki yasa dışı ilişkiler ortaya çıkmıştı.

O bölgede bulunan polislere o gün ortalıkta görünmeyin emri verilmiş.

Polis şefi Reşat Altay ise katliam sonrası katillerin güvenliğini alarak bölgeden kaçmalarını sağlamıştır.

Saldırıyı yapanlar daha sonra gözaltına alınıp delil yetersizliğinden salıverildiler.

Sadece Elazığ’da yakalanan Sıddık Polat’a 11 yıl hapis cezası verildi, o da darbeden sonra beraat etti.

16 Mart katliamı Türkiye’nin tarihini değiştiren önemli olaylardan biridir, soruşturma derinleştirilseydi, devlet-siyaset-mafya bağlantıları ve emri verenler ortaya çıkacaktı.

Açık vermeyen bir koruma kalkanı sayesinde tam 33 yılın sonunda 16 Mart davası da diğerleri gibi zamanaşımına uğradı ve düştü.

Suç ilişkileri MİT'e, Emniyet'e ve askere kadar uzanıyordu.

Her üç kurumda mahkemeye hiçbir bilgi vermedikleri gibi en küçük çatlağı bile süratle kapattılar.

Gelelim Gazi Mahallesine.

Sıvasız gecekonduları, yıkık dökük kerpiç evleri, çamurlu yollarıyla, büyüyen İstanbul’un kenar mahallelerinden biridir.

Daha çok ekmek kavgası için Anadolu’dan İstanbul’a göçmüş, Alevi emekçi kesimin hayata tutunmaya çalıştığı bir mahalle.

Yani sisteme muhalif kesimlerin, ezilen sömürülen insanların yaşadığı bir mahalle.

12 Mart 1995 akşamı şampiyonluk yarışındaki Galatasaray, Gaziantep deplasmanında 2-1 yenik durumdaydı.

Mahallenin tüm kahveleri ağzına kadar doluydu.

Heyecanlı bağırışlar, tezahüratlar, şakalaşmalar, kahkahalar sokaklara taşıyordu.

Bu esnada görünmez karanlık bir el düğmeye basıyordu.

90’lı yılların en karanlık olayını tezgahlamışlardı.

Bir grup katil yoldan bir taksi çevirir ve taksi şoförünü öldürüp taksiye el koyarlar.

Gasp edilen taksi saat 20:30 sıralarında katliamın yapılacağı İsmetpaşa Caddesi’ne girer.

Bugün bile hala içinde kimlerin olduğu bilinmeyen taksi, yan yana olan kahvehanelerin ve pastanenin önünden geçerken yavaşlar.

Taksinin pencerelerinden otomatik silahlarla 4 mekanı tarayan saldırganlar, her zaman olduğu gibi olayın ardından hiçbir iz bırakmadan kayıplara karışır.

Amaçları mezhep çatışması yaratarak iç savaş çıkarmaktı.

Bunun için İstanbul- Gazi mahallesine giderek 3 kahvehaneyi ve 1 işyerini otomatik silahlarla taradılar.

Bu saldırıda 67 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya yaşamını yitirdi ve 20 kişi yaralandı.

Katillerin kullandığı taksi birkaç saat sonra terk edilmiş olarak bulundu.

Saldırganlar taksi şoförünü de boğazını keserek katletmiş, cesedini aracın bagajına koymuşlardı.

Gazi, polisin ön yargı ile yaklaştığı, halkının da polise güvenmediği bir mahalledir.

Zaten kendilerine değer verilmediğini düşünen mahalleliler arasında,

‘kahvehaneler tarandığı zaman bir ekip otosunun olay yerine geldiği, ancak müdahale etmeden saldırganların kaçtığı yönün aksi istikamete gittiği’ iddiası konuşuluyordu.

Polisin ilgilenmediğini duyan çoğunluğu Alevilerin oturduğu mahalle halkı protesto için sokağa döküldü.

12 Mart akşamından 13 Mart sabahına kadar geceyi sokakta geçirdiler.

Öğle saatlerine doğru Cemevi önünden olaylara ilgisiz kalmakla suçladıkları karakola yürümek isteyince, halk polisle karşı karşıya geldi.

Polis mahalle halkını ateş açarak durdurmaya çalıştı, 1 kişi kurşunlanarak ölürken pek çok kişi de yaralandı.

Polisin ateş açması olayların fitilini ateşledi.

Polis bu büyüklükte bir olayla başa çıkmaya hazırlıklı değildi.

Daha da çığırından çıkan olaylar ertesi günde sürdü.

Polisin göstericilerin üzerine ateş açması sonucu 15 kişi öldü.

Gazi, Zübeyde ve Esentepe mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Tüm ülke Gazi katliamını televizyonlardan canlı yayınla izlemişti.

Baştan sona inanılmaz bir iç savaş yaratma örneğidir.

Kimler tarafından gerçekleştirildiği hala karanlıktır.

Dönemin Emniyet Genel Müdürü kimdi biliyor musunuz?

1000 operasyonun talimatı veren Mehmet Ağar’dı.

Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe

Ne Mehmet Ağar, ne İstanbul Valisi, ne İçişleri Bakanı kimse sorumluluk almamış ve suçlu görülmemiştir.

Olayın tüm sorumluluğunu Gaziosmanpaşa ilçe emniyet müdürünün üzerine yıktılar.

Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de Alevi halkımıza yönelik olarak gerçekleştirilen katliamın üzerinden 29 yıl geçti.

Katliamın sorumluları ceza almadı, aklandılar, açılan davalar da zaman aşımına uğratıldı.

29 yıl boyunca Gazi halkının adalet talebi yok sayılarak katliamın üstü örtülmeye çalışılmıştır.

Yeşil adıyla bilinen Mahmut Yıldırım’ın o gün Gazi Mahallesinde olduğunu iddia edenler oldu.

Toplamda 22 yurttaşın yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden 29 yıl geçti ve göstermelik olarak iki polise verilen 4 yıllık hapis dışında kimse ceza bile almadı.

Bu katliamda da adalet işletilmedi.

12 Mart’a dek çok az insanın bildiği Gazi Mahallesi uzun süre Türkiye’nin gündeminden düşmedi.

Üzerinden tam olarak 29 yıl geçti.

Ancak o akşam kahvehaneleri kimin, neden taradığı, emri kimin verdiği hala ortaya çıkartılamadı?

Soykırım, katliam, işkence gibi insanlık suçlarında zaman aşımı olmaz, olmamalı!

Kontrgerilla kıskacında Beyazıt’tan, Maraş, Çorum katliamlarına,

Madımak’tan, Gazi’den, Roboski’ye bu ülkede değişen bir şey yok!

Özetle bu ülkenin tarihi, katliamlar tarihidir!

Katliamlarda hayatını kaybedenleri saygıyla anıyorum…

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN.16.03.2024

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.