BEYAZ BADANALI SOKAK DUVARLARI İLE ”ESKİ MUĞLA” ÇOK DAHA GÜZELDİ (2)

          Bir kaç gün önce yine birden, içinde çocukluğumu ve ilk gençlik yıllarımı bıraktığım ”Eski Muğla” sokakları usuma düşüverdi sevgili okurlar... Vakit bir öğle sonrasıydı... Havada oldukça güzeldi... Hemen bir plân yaptım ve kararımı verdim: “Asar”a çıkacak, “Şahidi Cami” avlusunu çepeçevre dolaşıp, sonra tekrar “Ulu Cami” önünden şehre inecektim...

        Evden, bu düşünce ile ayrıldım... Yaptığım plâna göre: “Eski Postane”nin tam köşesinden yukarı çıkan sokağa girecek, çocukluk yıllarımda çok kullandığım, teyzemlerin evine çıkan ve epey yokuş olan yolu takip edip, yine teyzemlerin sokağı üzerinden “Şahidi”ye yürüyecektim... Nitekim öyle yaptım...

       “Eski Postane” binasından yukarı doğru, daha adımı mı atar atmaz ilk dikkatimi çeken şey, (20-30) metre ötemde, sağda gördüğüm güzel bir ahşap kapı oldu... Belli ki yeni takılmıştı... Eski yıllarda, Muğla sokaklarında görmeye alıştığım, şimdilerde ise, neredeyse mumla aranır olan o eski kapıları andırıyordu görünüşü... Gerçi tam anlamıyla bir “Kuzulu kapı”ya benzemiyordu...

     Ama insanın içini karartan... “Eski Muğla Evlerine ”hiç yakışmayan… O, demir yığını bazı kapılardan biri değildi hiç değilse... Yüzüm, ilk kez orada, o kapıyı görünce gülmeye başladı... Bu tablo, nasıl olduysa, farklı bir mutluluk duygusu uyandırmıştı içimde... Buna siz, ister çocukça bir duygu deyin sevgili okurlar, isterse başka bir şey... Ama biraz sonra da yüzüme nasıl yansıdığını bilmediğim o mutluluk tablosunun, birden nasıl bozulacağından... Mutluluğumun, adeta hüzne dönüşeceğinden, karşılaşacağım manzara karşısında, içimin, nasıl sızlayacağından da o denli habersizdim...

     Daha önce, yazmıştım... Bir kez daha dile getiriyor ve yetkililerimize sesleniyorum:

     Muğla’nın...Mimari özellikleri bakımından: “En güzel” mescidi, neredeyse yıkıldı yıkılacak!!.

Bina: “Ben, yok oluyorum... Yok mu beni kurtaracak!” diye adeta ağlıyor! Ağlıyor!

    Lütfen…”Tüccar Hoca Mescidi”ne artık bir el atılsın!

    Ben, bir “Muğla çocuğu” olarak, -gerçekten- bu güzelim yapının, “göz göre göre” önümüzde eriyip gitmesine kahroluyorum...

    Neden mi kahroluyorum? Bakın, şunun için:

    İçinde, belki yıllardır ibadet edilmiyor olabilir... Bundan sonra, hiç edilmeyecek de olabilir...

    Ama bu yapı, Muğla’nın; gerek tarihi değeri bakımından, gerekse mimari özellikleri bakımından, restore edilerek kurtarılması ve gelecek kuşaklara bırakılması gereken“ “Ender yapılarından biri... İşte. O yüzden...

   Muğla... Kent olarak, bugün belki hala turizme tam anlamıyla kazandırılamadığı için, çok fazla gezilip görülen kentlerimizden biri değil... Ama önümüzdeki yıllarda… Muğla’ya gelecek olan yerli veya yabancı turistlerin, ilk görecekleri ve hayranlık duyacakları örnek yapılardan biri de bu mescit olacak sevgili okurlar... O yüzden üzerinde önemle duruyorum...

   Üstelik bu yapı... Bu, insanın içini sızlatan görünüşteki yapı... O denli göz önünde ve o denli göze batan bir yerdeki: “İskender Alper Kültür Merkezi’nin hemen arka sokağında... Bilmem.  Başka söze  hacet var mı!!

  Evet... Sevgili okurlar...

  “Beyaz badanalı sokak duvarlarıyla, eski Muğla çok, ama çok daha güzeldi”… Aynen öyle...

 Üzülerek söylüyorum bunları:

 Günümüzde, Eski Muğla sokaklarının, o yıllar önceki güzelliğinden şimdi söz edilebilir mi?  “Hayır… Asla edilemez”... Bir baştan bir başa, beyaz badanalı olan Muğla sokaklarında –onun hangi sokağına girerseniz girin-dolaşırken, yaşlı-genç hemen herkesin içi açılırdı bir zamanlar... Ya şimdi? Bunu söyleyebilir miyiz? Söyleyebilir  miyiz… Allah aşkına…Söyleyemeyiz...

   Peki... Ne değişti?  Mutlaka değişen bir şeyler oldu... Oldu ki, artık o güzellikler de yavaşş yavaş kayboldu...

   Beyaz badananın, insan ruhunu dinlendiren ve insanı mutlu eden o güzelliğini, bugün, acaba kim inkar edebilir ki?  Herhalde hiç kimse...

   Kaldığım yerden yoluma devam ederek...

   Ve etrafıma baka baka, ağır adımlarla, yolun en dik kısmını tırmanmaya başlıyorum... Her adımımda, çocukluk günlerim hatırıma geliyor hep... İlkokulda okurken, yaz aylarında: “Matbaacı çıraklığı” yaptığım o yıllar gözümün önüne geliyor sevgili okurlar... Matbaacı dayımın, eve gönderdiği o sıcak yaz günlerinde de, aynı güzergahı kullandığım günler aklıma geliyor yokuşu tırmanırken... Sonra, yolun o en dik bölümünü de tamamlayıp sağa sapan, daha az yokuş olan sokağında yürümeye başladığımda, az ötemde, aheste adımlarla giden, yaşlı bir büyüğümü görüyorum... Arkadan hem tanıdık geliyor, hem değil... Kendisine iyice yaklaştığımda ise, tanıdığım biri olduğunu anlıyorum... Merhabalaşıp ayaküstü görüşüyoruz... Teyzemlerin sokağına girmeme beş on metre kala, ansızın gözüme takılan bir görüntü ise, beni yeniden o çok eski yıllara… Taa çocukluğuma bir kez daha geri götürüyor...

  Yeni tamamladığım:“1850’lerden Günümüze Muğla” adlı kitabımda kullanmak için çok aradığım, fakat bir türlü elde edemediğim “Meydan” çeşmelerimizden birinin, fotoğrafını değil, tam karşımda kendisinin durduğunu görünce, “Acaba… Ben hayal mi görüyorum?”  diye gözlerimi ovuşturuyorum...

     O anda duyduğum mutluluğu, tahmin edemezsiniz sevgili okurlar… İnanın… Tahmin edemezsiniz… Bu çeşme, olsa olsa “Eski Muğla”da, herhalde “1940’lı veya 1950’li yıllarda yapılmış olan, sonMeydan çeşmeleri”nden biri olmalı muhakkak... Çünkü ben ilkokulda iken de o vardı…

    Kitabımda kullanmak üzere, onun, değişik cephelerden fotoğraflarını çekmeye koyuluyorum...

    Sonra birden, bir sokağın bütün duvarlarının: “BAŞTAN BAŞA”…Evet…”BAŞTAN BAŞA”…

   Hem de daha yeni badana yapılmış, o bembeyaz görüntüsü ile karşılaşıveriyorum... Baktıkça bakıyorum sokağın o duvarlarına... Sokağın, insanın içini aydınlatan, gönlünü ferahlatan o: “GÖZ ALICI GÜZELLİĞİNE”...

   Bu sokak, yazımın ta en başında söz ettiğim plândaki, teyzemlerin evinin de içinde bulunduğu “Embekirler Sokağı”ydı sevgili okurlar... İşte o sokaktı…

  Uzun yıllar sonra… (1996 yazından beri) içinden ilk kez geçtiğim...”Eski Muğla”mızın bir sokağında, “Bir baştan bir başa tüm duvarlarının”, yeni badana yapılmış o bembeyaz görüntüsüyle ilk kez karşılaştığım için… Yüzüm yeniden gülüyor ve içim, tarifsiz bir mutlulukla doluyordu...

  Sokağın, insana huzur veren o güzelliğinden, o denli çok etkileniyorum ki sevgili okurlar... İnanın…

  Dakikalarca, oradan ayrılamıyordum...

 

                                                                                                               Esenlik dileklerimle Hoşça kalın

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ünal Türköz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.