ÜCRETLİ KÖLELİK!..

Geçenlerde bir haber gözüme çarptı.

Haberde Metro Genel Müdürlüğüne bağlı İzmir Tramvayda çalışan kadın güvenliklerin,

tuvalet ihtiyaçlarını bez bağlayarak giderdiklerini yazıyordu.

İlk okuduğumda inanamadım.

Yok artık!

Bu kadar da olmaz dediğimiz her şey oluyor.

Tüm gün boyunca bulundukları yerden ayrılamadıkları için kadın güvenlikler tuvalet ihtiyaçlarını bez bağlayarak gideriyormuş.

İşten atılma korkusu yaşayan kadın işçiler, altlarına bez bağlayarak işe gidiyorlarmış.

İşçiler su içmek ve tuvalete gidebilmek için bile yerlerinden ayrılamıyor.

Bunun adı kölelik düzenidir.

Gerçekten duraklara tuvalet yapmak, seyyar tuvalet getirmek,

veya tuvalet ihtiyacı için belirlenen yerlere göndermek gibi basit çözümler düşünülemiyor mu?

Mesele o değil ki, emekçileri köle gibi gören düzenin, işçileri soluksuz katıksız çalıştırma isteğidir.

Onların tuvalete gideceği veya su içeceği zamanı, edeceği kardan ‘zarar’ sayıyorlar.

İşçinin onurunu ayaklar altına alan, çalışma koşullarını hayvanileştiren bu düzendir.

Bizi altımıza yapmaya zorlandığımız koşullarda çalıştırıyorlar.

Çalışırken altımıza işemeye zorlayan bu sistem faşizmdir, vahşi kapitalizmdir!

Ülkemizde kapitalizm çarpık gelişir..

Yani kapitalizm kendi iç dinamikleriyle değil, yukarıdan aşağıya emperyalist tekeller vasıtasıyla geliştirilir.

Kapitalizm bir sömürü düzenidir.

Kapitalizm emekçilerin kanını emen, emek ve emekçi düşmanı bir asalaktır.

Emeğimizi iliklerimize kadar sömüren, çocuklarımızın geleceğini çalan,

ve bize yaşam hakkı bile tanımayan kapitalizme karşı birleşerek mücadele etmekten

başka bir kurtuluş yolumuz yoktur!

İdeolojisini emeği sömürmek üzerine inşa eder.

Sermaye elinde tuttuğu devlet aygıtıyla her türlü baskıyı ve şiddeti kullanarak yapar bu sömürüyü.

Faşizm bu kapitalist sömürü düzenin gerçek yüzüdür.

Emekçiler üzerine korku salarak onları sindirmeye çalışır.

Vahşi kapitalizm kelimenin tam anlamıyla vahşidir, gericidir, sömürücü ve akıl dışıdır.

Böyle bir düzende asgari ücret belirlemek tam anlamıyla hikayedir.

Ne verirlerse versinler yaptıkları zamlarla iki katını geri alırlar bizden.

Türkiye'de işgücünün neredeyse yarısı asgari ücretlilerden oluşuyor.

Asgari ücret hakkını arayamayacak durumda olan, haline şükreden bir çoğunluğun ücretidir.

Örgütsüz, sendikasız ve hatta sigortasız ücretli kölelerdir.

Asgari ücret pazarlığının yapıldığı masada meşruiyet için işçileri temsilen sendikacılar da hazır bulundurulur.

Üstünlük sermayenin elinde olunca, hükümet ve işveren temsilcilerinin masasında,

sözde demokrasimiz işliyor algısı yaratmanın aracıdırlar.

Sendikaların görevi asgari ücret pazarlığı yapmak değildir.

Sendikaların görevi o emekçileri örgütlemek ve onlar adına insan onuruna yaraşır bir toplu iş sözleşmesi imzalamaktır.

Devletin belirlediği asgari ücret tek başına yeterli değildir,

beraberinde güçlü bir sendikalaşmanın da olması gerekiyor..

10 milyondan fazla asgari ücretli köle var.

Bundan sendikalar rahatsız olmalıdırlar.

Hele Suriyeli akınına uğrayan bazı şehirlerde 450-500 lira ücretle çalışanlar bir kitle var.

Kölelik ücreti başkalarının menfaatine, sadece nefes alarak yaşamaya çalışmaktır.

Asgari ücret tespit komisyonu geçen hafta ilk toplantısını yaptı.

50 sefer toplansalar da sonuç Cumhurbaşkanı’nın tensipleriyle belirlenecektir.

Göstermelik toplantılar bunlar.

Üyelerinin çoğunluğu hükümet ve patronlardan oluşan komisyondan ne çıkabilir ki?

Asgari ücreti belirleyen Bakanın maaşı 30 bin lira,

şükredin diyen İmamın maaşı 7 bin lira,

simit yiyin diyen Milletvekilinin maaşı 25 bin lira,

bunları alkışlayanların maaşı 2 bin 324 lira.

Sarayın bir günlük harcamasıyla, 1 milyon 510 bin 256 insan yaşamaya çalışıyor.

Diyanet 2020 yılı için kişi başı günlük 27 TL fitre belirliyor.

Bu bile ortalama 4 kişilik bir ailede günlük 108 lira, aylık ise 3 bin 240 lira yapar.

Kural şu, fakire şükretmeyi öğreteceksin ki zenginin düzeni bozulmasın.

Muhalefet partilerinden CHP 3 bin 100 lira, İyi parti 3 bin lira, HDP 4 bin lira,

DSP 3 bin 533 lira, Saadet Partisi ise 8 bin 085 lira olmasını istiyor.

Türkiye’de asgari ücreti belirleme tekeli, resmiyette tam olmasa da, pratikte Cumhurbaşkanındadır.

Belirlenirken siyasi çıkarlar düşünülür.

Bu sebeple de asgari ücret, işçilerden ziyade piyasayı tatmin etme ile sermayedarları kırmama arasında ince bir çizgide belirlenir.

Bu çizginin bir tarafını daha fazla ücret isteyen geniş kitleler,

ve diğer tarafını da maaş kalemini olabildiğince kısmaya çalışan sermayedarlar oluşturur.

Devletin bu kadar müdahil olduğu bir noktada adil bir ücret çıkmaz..

Türkiye gibi işsizliğin yoğun olduğu bir ülkede asgari ücretle emekliliğine kadar çalışan insanlar var.

Köle dedim de, bizim gençliğimizde televizyonda ‘Köle İsaura’adında bir Brezilya dizisi vardı.

Brezilya dizisindeki köleler bugünkü modern kölelerden daha şanslıydılar,

en azından açlık sınırının altında yaşamıyorlardı.

O zaman da devlet mekanizması köle sahipleri lehine işliyordu, bugün de.

Çünkü devlet köleci toplumla birlikte ortaya çıkmıştır.

İlkel toplumda devlet filan yoktu, devlete ihtiyaç da yoktu zaten.

Ne zaman köle ve köle sahiplerinden oluşan toplumsal sınıflar ortaya çıktı, işte o zaman devlet kendini gösterdi.

Kapitalist sömürü sistemi yeri geldiğinde sizi kapının önüne koyup aç bırakmakla tehdit eder,

böylelikle daha az imkanla daha çok çalışılmayı sağlar.

Eski usul kölelik sisteminde verilmesi zorunlu olan erzak ve barınma hakkının,

verilmesinin dahi zorunlu olmadığı yeni tip kölelik sisteminin içindeyiz.

Köleden hiçbir farkımız yok maalesef.

Üstelik daha kötü durumdayız çünkü kölelik siteminde belki özgürlük yoktu ama köleler isyan edebiliyordu.

Bugün içinde bulunduğumuz ücretli kölelik sisteminde sözde özgürlük var ama halimize şükrettiriyorlar..

Modern köleler günler geçsin diye saatleri, haftalar geçsin diye günleri,

ve ömrümüz bitsin diye yılları sayıyoruz bu çalışma hayatı denilen hapishanenin içinde.

Emekli olacağımız gün sanki tahliye olacağımız gün gibi geliyor.

İki seçeneğimiz var.

Ya bu düzeni yıkıp kendi iktidarımızı kuracağız,

ya da onursuzca, açlık ve sefalet içinde debelenerek yaşamaya devam edeceğiz.

Sahip oldukları herşey bizim alınterimiz, kanımız ve gözyaşlarımızdır.

Çalışırken altımızı işemeye zorlayan bu sistem yıkılmaya mahkumdur.

Nazım Ustanın o çok sevdiğim şiiriyle bitireyim yazımı.

‘Eğer; Hak haksızlıktan yüce,

sevgi nefretten üstün,

aydınlık karanlıktan güçlüyse...

Çaresi yok usta...

Biz kazanacağız!..’

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-07/12/2020

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?