Anadolu’nun Kadim Ürünü Üzüm…

Osman KARA

Emekli SMMM / Öğretmen

           Eğitim ve bilime özen ve saygı, güçlü irade ile birleşince batıllığı yeniyor.

          1948 yılında dönemin Denizli valisi, kırsal yaşamı gözlemek için geziye çıkar. Her dönemde olduğu gibi şa’şa çok önemli ve önemseyen bir vali. Her yerleşim yerinde, herkesin ayakta ve el pençe karşılamasına alışmıştır. Devletin ve gücünün böyle hissedildiğini sanmaktadır. Vardığı her yerleşim yerinde bulunanlar ceketini düğmeleyecek, kasketini çıkaracak, elleri önde kenetli, hoş geldin beyin diyecek. Bu günlerde de aynı şeyler geçerli. Yerel yöneticilerden genele tüm yöneticiler ve siyasiler aynı uygulama ile iç içeler. Taltifi görmek istemekteler. Gördükçe de çok mutlu olmaktadırlar.

         Ancak Güney ilçesinin bir dağ köyünde böyle olmuyor. Köy kahvesine vali girdiğinde; herkes ayakta, şapkalar elde, ceketler düğmeli, eller önde ve el pençe. Hoş geldiniz beyim ile karşılanır. Fakat on dört yaşlarında kuzulukta (köy kahvelerinde kahvenin büyük bölümü yaşlılara, kısmi perde ile ayrılmış küçük bir bölümü ise köyün tıfıllarına ayrılır. Tıfılların bölümüne kuzuluk denir.) tıfıl bir genç oturmaktadır. Bunu gören vali çok sinirlenir. Genci azarlar. Hiç mektep, edep görmedin mi der. Genç çok utanır. Ahali ne söyleyeceğini, ne yapacağını şaşırır. Karşılarında kocaman devlet. Vali vardır ve kükremektedir.

          Kalabalığın ortalarından bir ses; “Siz eğitici gönderdiniz de biz eğitilmedik mi beyim” der. Vali sizin mektebiniz, öğretmeniniz yok mu diye sorunca, aynı ses; “yoktur beyim”. Bu defa vali utanır. Mektep yeriniz var mı diye sorar. Aynı ses:” Siz öğretmen gönderin, biz yeri buluruz” diye cevap verir. Çay, kahve ikramı yapılır. Vali ve ekibi uğurlanır.

           Vali ayrıldıktan sonra, tüm köylü sesin sahibine, ne halt ettin sen. Binayı nereden bulacağız. Sesin sahibi Atatürk ve İnönü sevdalısı, cumhuriyet aşığıdır. Köyün de imamıdır. İmam Molla İbrahim Tokat’tır. Var der. Camiyi kullanacağız. Namaz saatlerinde çocuklar teneffüse çıkacak. Onlar oyunlarını oynarken biz namazımızı kılacağız. Sonra derse devam edecekler. Gerçi kesişen saatlerde belki olmayacak. Öğretmen ile ayarlama yaparız. Hele bir öğretmen gelsin der.

         O okulda okuyanların hepsi yüksek öğrenimini tamamlamıştır. Kimi Ziraat Mühendisi, kimi Gıda Mühendisi olarak çoğunlukla köylerine dönmüşlerdir. Eğitimlerinin ve farklı sosyal ilişkilerinin farkı ile köylerini ve olanaklarını analiz ederler. Köylerinde çok kaliteli üzüm yetişmekte, ancak pekmezden başka değerlendirilmesi olmamaktadır. Üzümlerinin pekmez ve kuru üzümün ötesinde değere sahip olduğunu tespit ederler. Şarap üreticiliğinin uygunluğunu anlatırlar. Herkes ikna olur. Ancak bir sorun vardır. Okulun açılmasını sağlayan İmam Molla İbrahim’den izin almak. İçlerinden birisi de mollanın oğludur. Oğul sonunda konuyu babasına açar. Baba İmam Molla İbrahim; içmeyin ama üretin kazanın der.

            1962 yılında eş, dost, aile işletmesi gibi başlanır şarap üretimine. 1990 yıllarına kadar Ege ve Akdeniz bölgesindeki turistik işletmelere pazarlanır. 1999 yılında atağa geçer.Yöre halkına bedava bağ çeliği dağıtımı ile tüm bağlar cins hale getirilir. İlk şiraz üzümünü o zaman tanır Anadolu. Şimdi mandal mandal, sıra sıra bağlar cinslerine göre levhalanır. Cins cins hasat edilir. Katma değerli halde kaliteli şaraba çevrilir. Kapasitelerini milyonlarca litreye ulaştırırlar. Şimdi dünyada şarabın merkezi bilinen Fransa’nın en çok talep edilenidir ürünleri. Yöre halkı ile birlikte kazanıyorlar. Ekonomik gönenç içerisindeler. Yöre diğer bölgeler gibi dışarıya da göç vermemektedir.  

             Dostluklar ve yaren söyleşilerinden büyük girişim ve sosyal uygulamalar doğmasına küçük kıvılcımlar neden olabilir. Böyle bir kıvılcım şimdi Avrupa’da başa güreşiyor.

             

Büyük Menderes nehrini yatağında takip için çalışırken yolumuz Bekilli kasabasına düştü. 1980 li yıllarda birkaç fıçı ile basit şişeleme, elle mantarlama ünitesinden oluşan bir tesis görüyoruz. Dalıyoruz içeriye. Sahibi Hasan Hüseyin dede, gerçek kimliği Hasan Altıntaş ve oğlu Asım Altıntaş can hıraş ve keyifle çalışmakta. Birkaç da beldelerinden çalışanları vardı. Aldı huzurlu ve hoş bir sohbet.

            Hasan Hüseyin Dedeye bu işe nereden ve nasıl başladın diye soruyorum. Hasan Hüseyin Dede;

           “Ben bu Bekilli’de terziydim. Yön olarak Güney’e bakan, öğleden sonra çok sıcak olan bir dükkanım vardı. Evimin önündeki asmadan akşamları, üzüm tam olgunlaşmadan başlar koruk suyu niyetine üzüm suyu sıkardım. Buzdolabı falan yok. Gece serinletip, ertesi gün dükkanda müşterilere ve gelen arkadaşlara çay kahve niyetine ikram ediyordum. Bir gün çok sevdiğim bir arkadaşım yakınını kaybetmişti. Cenazesi ve taziyesi vardı. Gece serinlettiğim üzüm suyunu tüketemeden cenazeye ve sonra taziye evine koştum. Birkaç gün cenaze ve taziye ile uğraştık. Dükkana döndüğümde, dükkanımın hoş bir koku ile dolduğunu gördüm. Arkadaşlarla tadımlık birer yudum içtik. Önce yüzümüzde bir hoşnutsuzluk oldu gibi. Sonra hoş olduğumuzu anladık. Kalanını da içtik. Çok keyif verdi. O günden sonra, araştırarak soruşturarak durumu buraya kadar getirdik. Sıcaktan üzüm suyunun değişiminin fermantasyon olduğunu öğrendik. Eksikliklerimizi tamamlaya tamamlaya geldik bu güne. Ancak eğitim, bilim ve fen çok önemli. Torunum mühendislik okuyor. Çok ümitliyim. Dilerim işin başına geçer ve örnek bir işletme ortaya çıkarır” dedi.

             Yıllar sonra merakımdan yeniden ziyaret ettim Bekilli’yi. Hasan Hüseyin Dede bu dünyaya veda etmiş. Üzüldüm. Dilediği gibi torunu mühendis olarak işin başına geşmiş. Molla İbrahim’in çocukları gibi yöreye cins bağ çelikleri dağıtmış. Küçük işletme Çal yolu üzerinde büyük bir fabrika olmuş. Milyonlarca litre üretimle, dünyaya açılmış. Avrupa’nın aranan markası olmuş. Yöreyi ekonomik gönençle doldurmuş. Bölgelerinden dışarıya göç yok. Çok sevindim.

          Anlatımlarıma benzer Seferihisar, Foça, Salihli, Bozcaada, Trakya, Tokat, Ankara ve Mardin’de de güzel örnekler var. Bu gün dünyada başa güreşmekteler. Tüm bölgelerinin ekonomik olarak gelişmelerine katkıları ise takdire şayan.

         Anadolu’nun tüm büyük nehirleri ve suladıkları ovaların, kendine has üzümü mevcut. Dünyanın aranan şaraplarının üretildiği.

            Yeşilırmak nehri Diren, Narince ve vişnesinde Mahlep; Kızılırmak nehri Kalecik Karası, Hasan Dede, Emir; Menderes nehri Çal Karası; Gediz nehri Foça Karası, Bornova Misketi, Sultaniye; Fırat nehri Öküzgözü; Dicle nehri Boğazkere, Tevek, Köse Tevek; Seyhan nehri Papazkarası; Bozcaada da Karalahana; Meriç nehri Asmagiller olmak üzere, Anadolu’da bin yüz çeşit özellikli şaraplık üzüm yetişmektedir. Her bölgede, her toprakta yetişebilen kadim bir üründür. Sadece biraz bakım ve katma değer ilavesi ile ülkemizi ekonomik gönence ulaştırmanın bir aracı olacak boyuttadır. Bunun yöntemi vergilerin düşürülmesi, biraz teknik destek ve planlama ile ve bir düşünürün deyimiyle; “Taşıdığımız en ağır yük, kafamızdaki ön yargılardan kurtulmak” tır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?