Salgınla yaşamda yaşcılık…

Osman KARA

Emekli SMMM / Öğretmen

Salgın (pandemi) aslında, halı altına süpürülen süprüntüleri açığa çıkardı.

Biyolojik temelli bir kriz sürecini yaşıyoruz. Bu kriz, birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de toplumsal düzeydeki yapısal sorunların ortaya çıkmasına neden oldu. İnsan yaşamı üzerine ahlaksal tartışmalar, beraberinde imtiyaz tartışmalarını da getirdi. Sağlık hizmetlerine erişimde adaletsizlere neden oldu. Çöken sağlık sistemleriyle, yasaklanmasına rağmen kitlesel boyutta işsizliklerin alt yapısını oluşturdu. Ücretler ile sosyal ve demokratik haklar aşırı baskılama ile yok noktasına indirildi. Güvencesizlik, ekonomik eşitsizlik, sosyal adaletsizlik gibi toplumsal sorunların daha fazla su yüzüne çıkmasını sağladı. Tüm bu sınavlardan geçerken, yaşcılık gibi konuşulmayan bir sorunun gün ışığına çıkmasını da sağladı.

Salgında kısıtlamalar hak temelli olmayınca, kırılgan ve ayrıştırılmış toplumsal kuşakların ortaya çıkmasına neden oldu.

Salgın döneminin gösterdiği gibi, yaşlılara yönelik politikalar korumacı görünen bir perspektifle ele alınıyor. Öncelikle belirmek gerekiyor ki, bu, özünde “ kırılgan grupları” korumak ve sosyal olarak güçsüz olanı önceliklendirme politikalarının bir yansımasıdır. Özü itibarıyla toplumsal dayanışmacı bir uzaktan görüş şeklinde hareket etmedir. Sorun, “yaşlılar” olarak kategorize edilmiş, keyfi bir yaş ölçeklendirmesine dayanan bir nüfusu toptan kırılgan ilan etmekten kaynaklanıyor. Dolayısıyla, yaşlı nüfusun içerisinde yer alan kırılgan gruba yönelik önlemler almak yerine, bütün yaşlı nüfusu kurbanlaştırmak, yaşcı uygulamalara zemin sağlıyor. Bunun en önemli nedeni, ülkemizde yaşlılara yönelik geliştirilen politikaların hak temelli bir bakış olmayışıdır. Hak temelli, kapsayıcı ve eşitlikçi uygulamalar yerine, hayırseverlik temelli, korumacı bir yaklaşım izlenmektedir. Bu yaklaşım, ayrışık bir grubu tektipleştiriyor. Bu yaklaşım yaşlıyı hasta, düşkün ve muhtaç olarak kurguluyor. Bu kurgulamalar, yaşlı nüfusun toplumsal konumunu çirkin, kaba, sıkıntı veren ve sıkıntılı olama durumuna itelemektedir. Bu itelemeler yaşlıyı değersizleştirmekte ve görünmez kalmasına neden olmaktadır. Örneğin yaşlılığın sürekli olarak sağlık giderleri, bakım ihtiyacı ve emeklilik sistemi gibi konularının tartışılması; yaşlıların kendileri ve bizzat yakınları için sağladıkları ekonomik katkı ve gönüllü hizmetlerin görünürlüğünü engellemektedir.

Günlük dilde sıkça kullanılan, bazen farkında olmadan sarf edilen kurbanlaştırıcı bu dil, hayırseverlik temelli yaklaşımın temel özelliklerinden biridir. Yaşlı nüfus söz konusu olduğunda, sağlanacak olan hizmetler “yardım” ve “bağış” kavramı olarak ele alınmaktadır. Yaşlıların hakkı olduğu için değil, muhtaç olduğu için aldığı hizmetler olarak algılanıyor. Algılanmasına yol açıyor. Bu anlayış beraberinde yaşlıların bir tür sosyal parazit olarak algılanmasını sağlamaktadır. Devamında kuşaklararası çatışmayı tetikleyen ayrımcı bir tutumu doğuruyor. Bu yüzden hayırseverlik temelli, korumacı yaklaşımların karşısına; hak temelli yaklaşımların koyulması, yaşlıların yalnızca kurban değil, aynı zamanda toplumsal aktörler olduklarının ön şartı olmalıdır. Bununla beraber, yaşlıların toplum içinde kurucu, birleştirici, yönlendirici ve yardımcı pozisyonları da unutulmamalıdır. Bu anımsamalarla saygınlık ve dayanışma içerisinde yaşlanmayı sağlayacak mekanizmaları sağlayabiliriz. Bu esna yaşlıların, pasif “ hizmet alıcı “ rollerinin dışındaki rollerinin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bu tekil ve pasif pozisyonların, yaşlılar tarafından içselleştirilip kabul edilmesi; yaşlıların kendilerini kanıtlama gereksinimi duymalarına neden olmaktadır. Bu durum da, yaşlıların potansiyellerini ve fırsatlarını azaltan bir baskı mekanizması halini almaktadır.

Bu günlerde hak temelli yaklaşıma sahip birçok sivil toplum örgütü ve devlet kurumu; katılım, kuşaklararası dayanışma ve güçlendirme gibi temalar etrafında yaşcılıkla ilgili çalışmaktadır. Yaşcılığı konuşulmayan, normalleşmiş ve sıradanlaşmış bir yargı bulutundan çıkarmalıyız. Çıkarmak yetmemeli görünür kılmalıyız.  Bunun için öncelikle yaşlılığa ve yaşlanma sürecine dair algımızın değişmesi gerekiyor. Tabi ki; önce ayrımcı dille mücadele etmek gerekiyor. Negatif kalıpyargılara dayanarak dillendirilen yaşcı söylemler, bağnaz ve ayrıştırıcı inançları yeniden inşa ederek dolaşımda kalmalarına neden oluyor. Bu ayrımcı dille mücadelede büyük bir adım ise yaşlılığa dair hayalimizi kanatlandırmaktan geçiyor.

Salgına dayalı geliştirilen toplumsal kriz, ülkemiz ve yaşadığımız coğrafyaların yapısal eşitsizlikleriyle, hem de toplumsal yaşamımıza kök salmış ırk, dil, din ve toplumsal kuşaklararası ayrımcı tutumlarla yüzleşmemize neden oldu. Salgının ileri yaştaki nüfusu daha yüksek oranda etkilemesi, ülkemizdeki yaşcı inanç ve söylemlerin gündeme gelip tartışılmasını sağladı. Öte yandan aslında yaşcılıkla mücadelede ne kadar yetersiz olduğumuzu da gün yüzüne çıkardı. Böylelikle yaşlılığı çok boyutlu ve kesişimsel olarak ele almanın gerekliliği bir kez daha hasıl oldu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?