KİRLETME VE YOKETME KOŞUT İLERLİYOR

Osman KARA

Emekli SMMM / Öğretmen

             Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Her ikisi de çok bilebilir. Ancak hem çok gezme, hem de çok okuma bir araya gelirse hiç yorumsuz çok bilen olur. “Dam başında saksağan, vur beline kazmayı” atasözümüze göre bunlarda ne diyebilirsiniz. Salgın hastalık ve tedbirler ortalığı toz duman etmişken. Sokağa çıkılacak, çıkılmayacak. Yaşlılar ayrı saatlerde, gençler ayrı saatte çıkacak. Okullar ve kreşler kapanacak, yok ebeveynleriyle olursa başka olmazsa başka. Camiler ile kuran kursları kapanmayacak. Bazı kongreler yapılacak, bazıları yasak. Mitingler yasak, ancak kimileri insanlara çay atacak. Aşı tek çare deniliyor. Geldi, gelecek. Ne kadar geldi bilen yok. Nasıl uygulanacak, kimlere yetecek belli değil. Anlatılanlar ve yazılanlar epope olmuş. Hiçbir konuda açıklanan rakamlar doğru sonuca çıkmıyor. Derken ölenler ölüyor. Kalan sağlarla yola devam ediliyor.

           Sanki hastalık bahane, keyfi yasaklar şahane gibi. Kira ve sosyal yardım yapıldı, yapılacak derken en son çalışmalar sürüyora döndü. Görünen dağ fare doğuracak. Yardım paketleri açılıyor, yardım değil borçlanma sepetleri dağıtılıyor. İşyerlerinden işçi çıkarmalar yasaklandı. Ancak sendikalaşanlar çıkarılıyor neden diyen yok. İşten çıkarmalar sürdü, sürüyor. Var olan işyerleri iflaslar nedeni ile kapanırken, yenileri açılmıyor. İstihdam yok, nüfus artıyor, işten çıkarmalar devam ancak ülkemizde işsizlik azalıyor. Enflasyon düşük, yok yok düşük değil yüksek. Bağımsız kuruluşların saptama ve belirlemeleri ile, resmi kurumların saptamaları arasında dağlar kadar fark var. Gelirler bastırılmış, giderler dört nala koşarak ilerliyor. Yaşamdaki çaresizlikler 15. ve 16. asır çaresizlikleri ile oransal olarak koşut hale gelmiş. Adeta isyansız Celali isyanları sürecini yaşıyoruz. Siyasilerimiz ise birbirlerine küfür etmekten başka bir iş yapmıyorlar. İç düşmanlar, dış düşmanlar, savaşlar sözel olarak kırla gidiyor. Kirlilik diz boyu. Sosyal yaşamda, politikada, ekonomide, doğada, kültürde, aklımıza gelen her konuda kirlilik diz boyu.

         Kirlilik deyince tarihimize, kültürümüze, doğamıza, doğanın milyonlarca yıldır mücadele ile oluşturduğu mağara ve toprağımızdaki kirlenmelere üzülüyorum. Bu kirlenmeleri bir iki örnekle paylaşmak istiyorum.

          Buzul çağı sonunda oluşumu başlayan Aynalıgöl mağarası üç milyon yıllık bir oluşum süreci yaşıyor. Resmi anlatımlara göre, bir çobanın kayalıklarda sıkışan keçisini kurtarmaya çalışırken keşfediliyor.  Ama yöresi insanların anlatımı öyle değil. Anlatımlara göre: “Bizim buralarda oklu kirpi eti bazı hastalıklara iyi gelir deniliyor. Oklu kirpinin ise avlanması yasak. Nesli tükenen canlılardan. Bazı uyanıklar derde derman diye el altından bu canlıları avlayarak para kazanma derdindeler. İki kafadar bir oklu kirpiyi avlamak için kovalarken, kirpiyi bu kayalıklarda kaybediyorlar. Başlıyorlar kayalıklarda kirpi aramaya. Oklu kirpiyi değil, bu mağarayı buluyorlar. Keçi hikayesi uydurma, resmi ağızdır” diyorlar. Resmimiyet bulma ödülü ile yasak avın cezasını kısa devre yaparak sıfırlıyor. Kayalıklar “Gilindire” kayalıkları. Bulunuşundaki kirletmeye adının belirlenmesinde devam ediliyor. Gilindire, 555 metre uzunluğunda, 46 metre derinliğinde, 22 metre yüksekliğinde, yatay olarak gelişmiş bir mağara. Tabanında ise ayrıca taban genişliği 30 metre, uzunluğu 140 metre, tavan yüksekliği 40 metre ve derinliği 47 metre gölü var. Bulunduğu günlerdeki sarkıt ve dikitlerdeki renkleri Bozyazı belediye başkanı “her türlü renk vardı, rengarenkti” diye anlattı. Dünyanın 8. harikasına aday olduğunu belirtti. Ama şimdi üç milyon yılda oluşmuş doğa harikasını yirmi yılda kirletmiş, bitirmişiz. Kristaller kararmış, sarkıt ve dikitler kırılmış. Görevliler hergün bir çuval çöp topluyorlarmış. Çöplerin içinde çocuk bezinden, sigara izmaritlerine ve boş paketlerine kadar her şey bulunuyor diyorlar. Kirlilik hat safhada.

              Kirlilikten söz edince, dağlarımızın hali daha da acı verici durumda. Ege denizinden başlayarak, Akdeniz’e paralel tüm Toroslar her biri hektarlarca olmak üzere mermer ve maden için kazılmış. Dağlar kazılmış, maden pasaları dağlar kadar yığın oluşturmuş. Yürekleri sızlatıyor. Yöre insanları mağdur, tabiat mağdur birkaç şirket kasalarını dolduruyor. Saçkıran hastalığına yakalanmış insan kafası gibi delik deşik etmişler doğayı. Tahribatlarıyla sarmışlar her yanı. Kirletmekte ve mahvetmekteler. Toroslardaki acıları takiple, gide gide yolumuz yine bir mağaraya çıkıyor. Milyonlarca yılda oluşmuş bir mağara. 3500 metreden daha uzun, dünyanın bilinen üçüncü büyük mağarası. İçerisindeki yeraltı nehrinde şelale olan, bir ilçe ve çevre köylerin içme suyunun karşılandığı bir yeraltı akarsuyuna sahip mağara. İyi ki içme suyu alımlarından sonra artan suyu dışarıya akıtmaya çalışmıyorlar. Burası Maraspoli mağarası. Adı da değiştirilmemiş. Sanırım unutulmuş Maraspoli mağarasının. Adı da değiştirilmemiş diyorum, çünkü yöre insanlarının ayaküstü saydıkları ve isimleri değiştirilen Dahhak, İydemut, Kazalpı, Gövez, Foni, Bosala, Sarular, Turayda, Derci, Göndüre, Bosalas, Güdümen, Sinci, Ağras, Gayramlu, Gödelsün, Devle, Mandasun, Biliviran, Kamran, İbrala, Fideriç, Fisandun, İlisıra, Gaferiyat, Manyan, Masdat, Gargara, İzvit, Bise, imsı, Ezvendi, Cenne, Lamos, Zeyve, Danan, Mulumlu, Fariske, Ağin, İrnabol, Güzve, Davdas, Firanhisarı, Fariskehisarı, Mennanhisarı gibi daha sayamadığım nice yerleşim yerileri var. Pazaryeri gezisinde ise; Ülübü 5.00 TL. yazıyor fasulye kasasının üstünde, kelem 3.00 TL. yazıyor lahananın üstünde, eğrim 5.00 TL. yazıyor domates kasasının üstünde. Böyle sürüp gidiyor tezgahlar. Yöre insanı temiz kalmaya çalışıyor. Ancak yılların içinde oluşan ve herbir tanımı bir olaya yada olguya dayanan adlandırmalar değiştirilerek kirletiliyor.

            Milyonlarca yılda oluşan mağaraları, milyonlarca yılda oluşan toprak tabakasını bozmuş, kirletmişiz. Eşsiz özellikleri olan dağları mahvetmişiz. Her biri hektarlarca alana yayılmış mermer ve maden çıkarma adına. Kültürü asimile etmişiz, yer ve yöre adlarını değiştirerek. Dil zenginliğini ortadan kaldırıyoruz, dilimizi düzeltme adına. Suçu gizlemişiz koruma adına. Sosyal yaşama ait veriler ve siyasi kirlenmeler bilmem ne adına.

            Hepsinin buluştuğu cehalet, bencillik ve hırsa çıkan bir kapıdayız. Kirletmeler atbaşı ve koşut olarak ilerlemekte. Tüm tahribatlar batıllığa biraz daha kapı aralamaya çıkıyor. İnsanlarımızın kendilerini yorumlamasından uzaklaştırıyor. Bilimi ve akli yaklaşımları öteliyor. Tüm bunları “ İnsanları robotlaştırmaya, robotları da insanlaştırmaya “ çalışarak medenileştiğimizi söyleyerek yapıyoruz.

         

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.

01

Orhan Günaydın - Enseyi karartmayalım...Ama:

Kültüründen uzaklaşan.yaşamını görmediği dünyaya endeksleyen.yaşam sevincini ekonomik koşullara yediren toplumdan ne bekliyoruz.?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Ocak 17:02


Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?