DELİLERİMİZ Mİ? DELİRİYOR MUYUZ?

                 Bugün özüme dünden anımsadıklarım, köyümüzün Ramazan’ı, İlçemizin Mehmet’i, İlimizin Muammer amcası düştü.

                 Köyümüzün Ramazan’ı Okuma yazmanın dışında köydeki tüm arazi hesaplamalarını köylüye yapıveren, Osmanlıca’yı okuyarak yazabilendi. Safça da bir ağabeyi vardı. Bir gün köylüler ağabeyine kardeşini Bakırköy’e götür tedavi ettir derler. Ağabey alır kardeşini yanına sora sora Bağdat bulunurmuş. Bakırköy Ruh ve Akıl Hastalıkları Hastanesini bulur. Durumu anlatır. Kardeşim harman yerlerinde tek başına gezer dolaşır, kendisi ile konuşur. İyileşsin diye geldik der. Doktor bir post parçası getirir, bunun kıllarını saysın der ve dışarıya çıkar. Ramazan postun kılı mı sayılırmış diyerek bırakır. Ağabey ise sayalım bizim oğlan ayıp olur der, postun kıllarını saymaya çalışır.  

                 İlçemizin Mehmet’i ise elinde teneke bir kutu, şimdilerde bir yardımsever sayesinde sınıf atladı, davulu var. Sokak sokak gezer dolaşır. İlçemize yolu düştükten sonra Mehmet’le tanışmayan, yolu kesişmeyen yoktur. Çocuk yaşlı demez, topluma enerji katar. Kendi doğruları vardır. Herkes ile samimi olmaz. Hiç zarar verdiği görülmemiştir. Serçe kuşu gibidir, davulunu çalar çalar, dolaşır. Bir gün bir arkadaşımın işyeri komşusunda ki; kapıları yan yana, Gülistan adlı bir sekreter vardı, açık sözlü ve kendisi ile barışık rahat bir kızdı. Mehmet’in gönlü Gülistan’a düşer. Arkadaşımla bürosunda satranç oynuyoruz, Mehmet’in müziği de sokağın başından duyulmaya başladı. Geldi, geldi iki kapının önünde birden durdu Mehmet. Gülistan’ın çalıştığı büroya doğru boynunu uzatarak : “ Kız Gülistan, sen adamı deli edersin kız” dedi. Bizi aldı bir gülme. Sonradan çok üzüldük. Mehmet utandı, yüzü kıpkırmızı oldu. Ne yapacağını şaşırdı. Kendimizi affettirmeye çok çalıştık ancak başardığımız söylenemez.

                 İlimizin Muammer amcası ise daha renkli. Eski klasik bisikletini fırça ile renk renk boyamış, fren kollarında mutlaka en az elma olmak üzere sert mevsim meyveleri takılı, aynalarında güller ve çiçekler, renk renk giysisi ile, yüz boyaları ile yanakları al al ve ruju, ancak elinden hiç düşmeyen kitaplarıyla Muammer Baran. Bilinen tüm şairlerin şiirlerini ezbere okur Muammer amca. Almanca, Fransızca ve İngilizce’ yi çok iyi bilen, bir matematik dehasıdır Muammer amca. Lise ve dengi okulların korkuluksuz bahçe duvarlarında yürürken kitaplarını okur, öğrencilerin çözemediklerini çözer ve bilemediklerini anlatandır Muammer amca. Her canlının yaşam hakkı vardır diyerek yürürken karıncaları dahi gözetir, çok nazik ve kibar bir insandır. Türkçesi su gibi durudur. Öz Türkçe sözcükleri özellikle kullanmaya dikkat edendir Muammer amca.

                Trekking başlangıcı yaptığımız bir köyde, arkadaşlarıma yürüyüşe başlamadan ısınma hareketleri yaptırıyordum; yaşlı bir köylü yanıma sokuldu ve “ Evlat bu kadar Mehmet Ali’yi nasıl topladın. Köyümüzde de var bir Mehmet Ali, onu da yanınıza alsanız“ demez mi? Güler misin, ağlar mısın?

                Paylaştıklarımın dışında da binlerce güzel örnek sıralayabiliriz. Ancak hiç birinin çevresine zarar verdiğine ait söz duyamazsınız. Kendileri güler, kendileri ağlar, çoğunluğun yaşamına ayak uyduramazlar. O kadar…

                 Ülkemizde bir zamanlar ancak üç adet Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi vardı. Tımarhane olarak bilinirdi. Elazığ, Manisa ve İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesi. Ruh ve sinir sisteminde sorunları olup genel toplumsal yaşama uyamayanlar buralarda tedavi edilirlerdi.

                Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanelerinin duvar yazıları ve oralara ait anlatılan anılar ise içerdekiler mi? Yoksa sorusunu sorduracak cinsten. Örneğin Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin duvarında “ Türk çalışkandır, Türk zekidir. Ancak protein eksikliğinden geri geri gitmektedir” duvar yazısı ile, anı olarak da; Hastane sakinin birisi bir gün kendisini ayaklarından tavana asmış, ben lambayım sizleri aydınlatıyorum demiş. Görevliler ne yaptı, ne ettiyse ikna ederek aşağıya indirememişler hastane sakinini. Başhekime çıkarak durumu anlatmışlar. Başhekim “ Elektrikler kesildi. Asılmana gerek yok deyin iner “ demiş. Görevliler sakine giderek aynı sözü söylemişler. Tam başaracaklarmış ancak sonuç yine çözümsüz kalmış. Görevliler Başhekime tekrar gelerek indiremedik demişler. Başhekim niye diye sorunca görevliler; “Hasta kabul etti. İnecekti ancak diğer sakinler çevrelerine toplanarak biz karanlıktan korkarız diyerek engellediler” demişler. Manisa Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesinin anılarında da, sakinler kuyruk olup bir duvar deliğine sıra ile bakıyorlarmış. Bir görevli merak ederek sıraya girmiş, niye bakıyorlar göreyim demiş. Sıra kendisine geldiğinde bakmış bir şey görememiş, ikinci tura devam etmiş. İkinci turda biraz daha fazla bakmak isteyince arkadan haydi kardeş nidaları yükselmiş. Zorunlu bakmayı bırakmış ve arkasındaki sakine sormuş. Ne görüyorsunuz diye. Sakinin yanıtı soru ile olmuş. Kaç defa baktın ki. Görevli iki diye yanıtlayınca sakin, biz sabahtan bu yana bakıyoruz daha göremedik olmuş. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi anılarında ise; bir gün sakinler hastane bahçe duvarından dışarıya bakarlar iken tek lastiği sökülmüş etrafında bijon somunlarını arayan bir beyefendi görmüşler. Beyefendi aradığını toza karıştığından bulamıyormuş. Sakinler diğer tekerleklerden birer tane o tekerleğe bijon aktarın yolunuza devam edin demişler. Anılar akılcı bir şekilde sıralanıp gidiyor.

                 Dünümüze ait güzelliklerden sonra bu günkü gerçeklerimizle de yüzleşmeliyiz. Gün geçmiyor ki, komşu kavgaları, meskenlere baskınlar, kadın cinayetleri, kadın ve çocuk tecavüzleri, akla abes tarikat etkinlikleri, yollarda maganda görüntüleri, görevlilere saldırılar, sağlık çalışanlarına darp ve öldürmeler gibi saymakla bitmeyecek kötü örnek ulusal ve yerel haber ajanslarında, gazete ile televizyon haberlerinde ve sosyal medyada kırla dökülüyor. Çevre felaketleri ile katliamları da bir o kadar vahim. Sokaklar suratları asık, güzel sözleri bile küfür algılayanlarla dolu. Kocaman kocaman insanlar kaldırımlardaki ağaçları kırıyor. Parklardaki çiçekleri söküyor. Çocuk oyuncaklarını salıncakları parçalıyor. Kurtuluş savaşında kullanılmış top arabalarının anısına ve görüntüsüne saygı bir yana kırarak tarumar ediyorlar. Tamir ediliyor, yine kırıyorlar.

               2014 yılında ülkemizdeki sağlık harcamalarının tüm akaryakıt giderlerinin altı katı olduğu gerçeği vardı. Bu günü bilemiyoruz. Sağlık harcamalarının da yüzde kırkını psikiyatrik harcamalar oluşturuyordu. Her hastanede psikiyatri bölümü var. Hemen hemen her sokakta psikiyatrist veya psikolog tabelası görmek mümkün hale doğru gidiyoruz. Sanki sokaklar tımarhane. Cumhuriyet tarihimizde görmediğimiz, duymadığımız siyasetçi sövmeleri, yalanları, iftiraları, gerginlik politikaları, işsizlik, ekonomik yetmezlikler, yarınımıza ait umutsuzluklar ve benzeri onlarca nedeninin sonucundan buralarda olduğumuzu söylüyor bilim insanları.

             Delilerimiz mi? Yoksa toplumca deliriyor muyuz? Başlamak bitirmenin yarısıdır diye söyler atasözleri. Önlem ve çözüm için geç kalmadan toplumca harekete geçmeliyiz.

Osman Kara

Emekli SMMM/Öğretmen

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?