TÜRKLEŞEN ANADOLUDA DÜN, BUGÜN…

           Resmi tarih yazıcılarının işi kolay. Savaşlar, kahramanlıklar, anlaşmalar ve birazda duygu yüklü efsaneleri aralara serpiştirmek işi bitiriyor. Yaşam tiyatrosunun kulisine bakmak aklımıza gelmiyor. Savaşlar oldu, anlaşmalar yapıldı ancak adı geçen ortamlara nasıl gelindi. Türklerin Anadolu’ya gelişleri ve Anadolu’nun Türkleşmesinde neler yaşandı yaşamın kulisinde.

            Resmi tarihe göre 1071 de Alp Aslan’ın Malazgirt’te kazandığı meydan savaşı ile tanışıyoruz Anadolu ile; Büyük Selçuklu Sultanlığının uç beyliği olarak. İlk aşamadaki adı ile “Rum” yahut “Anadolu Selçuklu Sultanlığı “ ilk adım oluyor. Arkamızdan Moğolların işgali geliyor ve önce beyliklere sonra yaşama veda ediyor Selçuklular. Beyliklerden Osmanlılar öne geçiyor ve Osmanlı İmparatorluğunu yapılandırıyor. Birçok gerekçeler sunuluyor çöküşü ile ilgili ve sonunda koca imparatorluk da çöküyor. Anadolu küllerinden doğan “Zümrüdüanka kuşu” gibi yeni devlet doğuruyor; Türkiye Cumhuriyeti. Demek ki; Anadolu’da Türklerin varlığına üç bölümde bakmak gerekiyor.

           Birinci aşama “Büyük Selçuklu Sultanlığının” uç beyliği, “Rum Selçuklu” veya “Anadolu Selçuklu Sultanlığı”; ikinci aşama “Rum Selçuklu” yada “Anadolu Selçuklu Sultanlığının” uç beyliği, “Osmanlı İmparatorluğu”; üçüncü aşama ise “Türkiye Cumhuriyeti”.

            Aslında Türkler 1071 zaferinden çok önceleri Anadolu’ya, yani Bizans’a gelmeye başlamışlardır. Bizans’ın Türklerden asker temini ve ticari ilişkilerle kafileler halinde Türk cemaatleri Anadolu’da var olmaya başlamışlardır. 1071 zaferinin ana etkilerinden birinin, Bizanslılarda bulunan Türk askerlerin soydaşları ile savaşmak istememeleri olmuştur. Zafer öncesi gelen askerler ve ticaret erbapları şehirlerde yerleşmiş ve kısa zamanda varlıklı duruma gelmişlerdir. Zafer sonrası gelen göçerler ve kırsal yaşam bireyleri ile de iktisadi yaşam renkleri tamamlanmıştır.

            Anadolu’da şehirli yaşam içerisinde Türkler başarılı bir şekilde sanatkarlık ve esnaflığı yapılandırmışlardır. Büyük Selçuklu Sultanlığı yapısı içerisinde “İpekyolu” ticareti aracılığı ve Bizans’ın gelişmişliği ile kısa zamanda çok zengin olmuşlardır. Yazma çizme işlemlerini Acemlerden sağlamışlardır. Defternüvist (katip) denilen Acem yazmanlar aracılığı ile Farsçayı da Anadolu’ya taşımışlardır. Esnaf ve sanatkar ilişkilerini de her şehirde “iğdişbaşı” denilen birlik başkanlarınca düzene sokmuşlardır. Anadolu’yu dört askeri bölge halinde yapılandırmışlar ve sancak adı altında tanımlamışlardır. Sancaklar kendi içinde beyliklere ayrılmıştır. İpekyolu üzerinde gösterişli saraylar, büyük han işletmeleri, camiler ve medreseler yapmışlardır, Moğollar gelinceye kadar. Moğol mağlubiyetinden sonra yöneticiler işbirlikçi olmuşlar ve uzlaşmayı seçmişlerdir. Şartsız Moğollara biat etmişlerdir. Moğollar tüm ilişkilerini atadıkları sultanlar aracığı ile yürütmüşlerdir. Çok hırslı ve aşırı vergi tahsilatları halkta bıkkınlık ve isyanlara alt yapı oluşturmaya başlamıştır. Moğol İlhanlığının çökmesi ile Anadolu’da yönetim boşluğu meydana gelmiştir. Yönetim boşluğu sonrası beylikler arası savaşlar başlamış ve Anadolu’nun birinci Türkleşme serüveni tamamlanmıştır.

          Beylikler arası varolma savaşında olanakları en fazla olan Osmanlı beyliği öne geçmiş ve Osmanlı beyliğini imparatorluk aşamasına kadar taşımıştır. Marmara ve Trakya’nın zenginliğini istilalarla varlıklılık avantajına çevirmiştir Osmanlılar. Varlık daha çok göç alma ve asker temini anlamına geldiğinden avantajları çok artmıştır. Bu zenginlik Ortaçağ Türkiye’sinin sonuna kadar sürmüştür.

           Ortaçağ Türkiye’si iktisadi parlaklık döneminde Osmanlılar, aynı zamanda sürekli seferlere çıkarak topraklarını da genişletmişlerdir. Ancak gözden kaçan olgu, sürekli seferlerin askerlerde bezginlikler yaratması olmuştur. Levend denilen asker kaçaklarının sayısı artmaya ve arttıkça çete grupları halinde örgütlenmelere neden olmuştur. Çete soygunları görülmeye başlamıştır. İstanbul’un fethinden sonra vergi sistemi olan bölgesel ihaleli vergi toplama sistemi mültezimlik olarak yapılanmış ve vergi miktar ve oranları mültezimlerin insafına kalmıştır. Kırsaldaki aşırı ve ölçüsüz vergi toplama insanların kentlere kaçmalarına neden olmuştur. Kente göçen veya kaçanlara da çiftbozan denilmiştir. İşsiz çiftbozanlar da sayıları arttıkça çeteleşmeye ve levendler gibi soygunlara başlamışlardır. Bozulan iktisadi dengeyi dini eğitimle sağlamayı amaçlayan yönetim, plansız medreseler açmaya başlamıştır. Medreseler o kadar çok açılmıştır ki; kırsalda yaşayan tüm fakir insanlar delikanlıları medreselere göndermiştir. Ergenlik çağındaki medreseliler aşırı dinsel baskı ile enerjilerini kendi içlerinde sapık ilişkilerle gidermeye ve ekonomilerini de yaşadıkları şehirlerde soygunlarla sağlamaya başlamışlardır. Suhte denilen bu medrese öğrencileri de kendi aralarında çeteleşmeye başlamışlardır. Yeniçeri askeri olarak sarayda kendini kabul ettiren, Kayseri Ağırnaslı Rum Sinan’ın yapılarıyla yönetim gösterişe yönelmiştir. Büyük sarayların, camilerin, köprülerin inşaası öne geçmiştir. Sürekli seferler askeri, aşırı vergi toplama ve gösterişli yapılar ile çeteleşmeler ise iktisadi olarak Osmanlıyı zora sokmuştur. Yurttaşlarının zararına olacak ekonomik imtiyazları (kapitilasyon) Fransızlara bu dönemde vermek zorunda kalmıştır 1. Süleyman (Kanuni Sultan Süleyman). Yönetim ve yaşamsal dengeler o kadar çok bozulmuştur bu dönemde. Kadılar ve devlet memurları Ehl_i Örf, ahaliyi oluşturanlar Ehl_i Şer’ler ile savaşır ve birbirlerini soyanlar durumuna dönmüştür. Soygunlarda çeteler oğlan çocuklarını, yeni gelinleri dağa kaldırmış ve halkın parası ile yaşamsal eşyaları zorla almışlardır. Fuhuş o kadar artmış ki, sokaklar erkek ve asker elbisesi giydirilmiş fahişelerle dolmuştur. Saray konuya ait emirler yağdırmasına rağmen dinletememiştir.

            Sürekli askeri seferler asker kaçağı levend çetelerini, aşırı dini eğitim kurumları suhte denilen talebe çetelerini, aşırı vergilerden kaçan köylüler çiftbozan çetelerini, yönetim boşluğu ehl_i şer ve ehl_ örf çeteleşmelerinin yapılanmalarına neden olmuştur. Sayılarının on binleri bulduğu görülmüştür çete gruplarının. İktisadi denge bozuldukça yönetim, gösterişli yapılar camiler, köprüler ve saraylar yapmaya ve baskıları arttırmaya yönelmiştir. Sonuç ise son padişahın İngiliz savaş gemileriyle ülkeyi terk etmesine varmıştır. Anadolu’nun ikinci Türkleşme süreci de sona ermiştir.

             Hiç üretimi kalmamış, toprakları yedi düvelce istila edilmiş Anadolu halkı, Dünyaya örnek ve eşsiz bir savaşla kurtuluşunu sağlamıştır. Üçüncü Türkleştirme süreci de sıfırın altında başlamıştır. Anlatımın en güzel şekli, Zümrüdüanka kuşu gibi “küllerinden yeniden doğmuştur”. Hızlı bir yapılanma ile eğitimden sağlığa, sanayiden tarıma tüm alanlarda büyük atılımlara imza atmıştır, içerisinde bulunduğumuz süreç. Tarımda büyük tarımsal çiftlikler, madencilikte Etibank, tekstilde Sümerbank, Demir_Çelik fabrikaları, Kayseri’de Uçak fabrikası, Eskişehir’de Lokomotif fabrikası, sulama ve enerji için barajlar, savunma sanayi ve fabrika makinaları üretimi için Makine Kimya, kültür için Halkevleri, eğitim için Köy Enstitüleri gibi hemen aklımıza gelen devasa kamusal yatırımlara imza atmıştır genç cumhuriyet. Devraldığı tüm saltanat borçlarını ödemiş ve insanlarının geleceğini garantiye almıştır.

           Yıllar yıllara eklendikçe eğitimde üretimle ilgisi olmayan, yine dinsel yönü güçlü nesil yetiştirme amaçlı meslek okulları plansız ve aşırı açılmıştır. Eğitimde toplumsal gelişim başarımız hızla düşmüştür. Her alanda artan vergiler çekilemez hale gelmiştir. Dolaylı ve direk ödenen vergilerle insanların kazançlarının yarısından fazlası devlet tarafından toplanır hale gelmiştir. Yine gösterişli saraylar, yollar, köprüler, denetlenemeyecek büyüklükte gösterişli bina inşaatlarının yapımı öne geçmiştir.

KAYNAKLAR:

1)       Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ın “Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, Celali İsyanları”.

2)       Abdülbaki Gölpınarlı’nın “ İslam ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkiletı”.

3)       Agop Martayan Dilaçar’ın “ Kutadgu Bilig’in 900. Yıldönümü ve Balasagunlu Yusuf”.

4)       Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ın “Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi”.

5)       Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün “Oğuz Göçebelerinin Anadolu’ya Yerleştirilmeleri”.

6)       İbni Battuta’nın “İbni Battuta Seyahatnamesi”. (Mürsel Öztürk çevirisi).

7)       İbni Bibi’nin “ El Evamirül Alaiyye Fi’l Umüri’l Alaiyye Selçukname”. (Mürsel Öztürk çevirisi).

Osman KARA

Emekli _ SMMM / Öğretmen

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ın en tanınmış antik kenti sizce hangisi?