MASKE, MESAFE, CEHAPE

Arkadaş ne Kemal’miş ya!

Bay Kemal aşağı, Bay Kemal yukarı…

O kadar saat toplantıdan sonra CeHaPe ve Bay Kemal’e sallamaktan başka bir şey yok!

Her konuşmasından sonra bu ülkedeki bütün sorunların kaynağının Bay Kemal olduğunu pekiştiriyoruz.

Millete sesleniş değil, Bay Kemal’e sesleniş konuşmaları bunlar.

Millet sıkıldı, bıktı artık bu tekrarlardan.

Heyecanla Covid-19 ile alakalı normalleşme kararlarını ve vereceğin çılgın müjdeleri bekliyoruz.

Ama Maske, Mesafe, CeHaPe ve onun başındaki zat!

Önce AKP propagandası sonra Bay Kemal her şeyin sorumlusu.

Her gün saatlerce ekranlarda hep aynı hamaset, Bay Kemal şöyle, Bay Kemal böyle!

Dayanacak gücü kalmayan esnaf dünkü kabine toplantısından baya umutluydu.

Esnafın merakla beklediği kafeler ve lokantaların akibetinin ne olacağını söylemek yerine,

bir saat reklam yapıp, CeHaPe'ye çatmak, asıl konuyla ilgili önümüzdeki günlerde açıklama yapacağız demekle yetindi.

Normalleşmenin mart ayında başlayabileceğini bilmeyen yoktu.

AKP kongrelerini lebalep dolu görünce maşallahınız var.

Binlerce insanı dip dibe kapalı salona tıkıştır, sosyal mesafesizliği gözümüze sok,

bir de milletle dalga geçer gibi ‘kurallara uyun, yoksa Pandemi bitmez!’ de.

Hakikaten şaka gibi bir ülkeyiz.

İktidar olarak öncelikle kurallara sen uyacaksın ki, halk sizi görüp örnek alsın!

Bu kararlar için toplanmakla gerçekten çok büyük zahmete girmişsiniz!

Reis bunları herhangi bir AKP kongresinde de açıklayabilirdi.

Partisinin 8 Şubat pazartesi günü gerçekleştirdiği,

Bayburt, Giresun, Niğde ve Zonguldak 7'nci olağan il kongrelerine canlı bağlantı ile katıldı,

‘Çarşamba günü Millete Sesleniş konuşmamı izlemenizi özellikle tavsiye ediyorum.

Görüntülü bir millete seslenişim olacak,

bu görüntülü millete seslenişte inşallah sizlere birçok güzellikleri orada takdim edeceğim’ demişti.

Allah Allah ne ola ki vereceği müjde?

10 Şubat Çarşamba günü geldi çattı ama millete sesleniş olmadı.

Sadece gündüz saatlerinde AKP grubunda müjdesiz bir konuşma yaptı.

AKP grubuna yaptığı konuşmaları bile millete sesleniş tadında yaptığı için gerek duymamış olabilir.

Zaten konuşmalar birbirinin kopyala yapıştırı sanki.

Oysa biz ümmet olarak müjde konusunda bir meraklandık, bir heyecanlandık ki sormayın!

Pandemi sonucu işsiz kalanlara, kepenk kapatan esnafa, köylüye, emekliye müjde vereceğini düşündüm.

Memura, emekliye seyyanen zam, asgari ücrette vergiye son, 3600 ek gösterge, sözleşmeliye kadro,

esnafa, çiftçiye gerçek destek paketi, sağlık çalışanlarına promosyon, EYT sorunu gibi daha neler neler geçti aklımdan.

Hafta sonu hapsini ve 65 yaş üstü sokağa çıkmayı mı kaldıracaktı yoksa?

Boğaziçi Üniversitesine atadığı Rektör Melih Bulu’yu mu azledecekti?

Yeni zamları, vergileri, iban numarası verme ihtimalini de düşünmedim değil.

İnanır mısınız istifa edebileceğini bile düşündüm.

‘Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!’ minvalinde bir müjde mi verecekti?

Bundan sonra seçim meçim yok, sizi oy kullanma derdinden kurtarıyoruz da diyebilirdi.

Ya arkadaş, görüyorsunuz hayallerimizi bile rahat değil.

Sürekli dizi fragmanı verir gibi insanları bir beklenti içine sokup heyecan yaratılıyor.

Bir karar verilmişse çıkar açıklama yaparsın, bizde her yeni bölümde neler olacak diye boşuna hayaller kurmayız.

Yeniden Kuruluş Anayasasını düzenlemeden seçim kararı alamayacağını bildiğimden,

erken seçim kararı en son seçeneklerim arasında yoktu..

Doğalgaz müjdesini de böyle fragmanla vermişti.

Sürprizlerle dolu bir ülkede yaşıyoruz, her an herşeye gebeyiz.

Güzel bir şey söyle de sevinsek.

Eğer verecek bir müjdesi olsaydı onu söyleyene kadar gene Bay Kemal,

CeHaPe çukurdur, çöplüktür, dış güçler, Fetö, Pkk, hainler, teröristler,

tek millet, tek bayrak diye saymaya başladığı dört parmağını seyrederdik.

Esasa gelene kadar baya sıkıntı çekerdik.

Bu söylediklerini her gün saatlerce AKP kongrelerinde ve e-mitinglerde bütün kanallarda hazırolda dinliyoruz.

Velhasıl 10 şubatta vereceğim dediği, müjdeyi veremedi.

Bu arada Irak’ın Gara bölgesindeki bir mağaraya sınır ötesi operasyon yapılıyordu.

PKK’nın 5-6 yıldır alıkoyduğu asker ve polis kökenli vatandaşlarımızı kurtarma operasyonu.

Sıcak çatışmanın başladığı ilk saatlerde 3 üst düzey askerin şehit olduğu haberi geldi.

14 Şubatta Hulusi Akar’dan 13 sivil vatandaşımızın şehit olduğunu öğrendik.

Sonuçta rehine kurtarma operasyonu başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

İlk etapta sivil vatandaşlarımız algısı yaratıldı, hâlbuki şehit olanlar bir vatandaşımız hariç  asker ve polisti.

Muhalefet, muhalefetliğini yapsa bu olay normal bir ülkede iktidarı yerle bir eder.

İşe bak, rehineleri kurtarmak için operasyon yapıyorsun ama bir tek rehine canlı kurtarılamıyor!

5-6 yıldır umutla bir bekleyiş içinde olan ailelere bu operasyon başarılı oldu denilebilir mi?

Bu operasyon başlamadan önce şehit olan 16 kişi hayattaydı, yaşıyordu.

Kurtarma operasyonları tüm diplomatik yollar denendikten sonra kimseye duyurmadan sessiz, sakin ve bir gece ansızın gelebilirim taktiğiyle yapılır.

Ondan sonra ‘Kandil’i yıkalım, HDP'yi kapatalım, Karayılan'ı getirelim’

Hatta Karayılan’ı bin parçaya böleceğiz diye şeref sözü verelim.

Tuğrul Türkeş’in geçenlerde dediği gibi ‘azgın milliyetçilik’ daha fazla tedavüle sokuluyor.

Tehlikeli olan gidişat da bu zaten!

40 yıldır PKK terörüyle mücadele ediliyor,anaların gözyaşları dinecek, ha bitti ha bitecek deniyor,

ama şehitler ölmez vatan bölünmez demeye devam ediyoruz.

Nice dağlar bombalandı, nice partiler kapatıldı, Kürt açılımları, çözüm süreçleri, akil adamlar,

fakat atılan adımlardan hiçbiri, bu ülkeye beklenen barışı getiremedi.

Ölen öldü, kalan sağlar bizim oldu.

13 Türk vatandaşının kurtarılması için muhalefet mecliste sayısız girişimde bulunmuşlar, muhalefeti dinleyen kim?

En talihsiz açıklamayı müttefikimiz dediğimiz Amerikan Dışişleri yetkilileri yaptı.

‘Eğer bu katliamı PKK gerçekleştirmişse en sert şekilde kınarız’dediler.

Amerika’nın ne dediği beni çok ilgilendirmiyor, çünkü PKK ve YPG Amerika’nın kara gücüdür.

Adamlar bir rahip için bile ortalığı ayağa kaldırdılar, ekonomik ve diplomatik kriz çıkarıp adamı elimizden alıp gittiler.

Hem de dünya liderimiz ‘bu fakir bu görevde oldukça o teröristi alamazsın!’restlerini çektiği sırada.

2011 yılında o sevmediğimiz İsrail sadece bir tek askeri karşılığında tam tamına 1027 Filistinli tutukluyu salıvermişti.

Türkiye, İsrail ve Hamas arasındaki bu uzlaşmaya katkı sağlamıştı.

1957 Şubat'ında 3 İsrailli askere karşılık 5500 Mısırlıyı serbest bıraktı.

Tarih başarılı rehine kurtarma örnekleriyle dolu.

Öyle ama biz teröristlerle masaya oturmayız, ancak İstanbul seçimleri öncesi Kürt oylarını etkilesin diye,

Abdullah Öcalan’a mektup yazdırır, kırmızı bültenle aranan kardeşini de TRT’ye çıkarmakta bir sakınca görmeyiz.

Bay Kemal’de çıktı Cumhurbaşkanına bazı sorular sordu.

5-6 yıldır bu vatandaşlarımızı kurtarmak için ne yaptın?

Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’dan seçimlerde size yardımcı olması için mektup dilenirken,

neden vatan evlatlarının serbest bırakılması için çağrı yapmasını istemedin?

İstanbul seçimleri sizin için 13 vatan evladından daha mı kıymetliydi?

Dostum dediğin Trump’ı neden kullanmadın?

‘Çarşamba günü gelecek, Erdoğan medyaya açıklama yapacaktı, ‘Biz kahramanız, 13 kişiyi kurtardık’ diye.

Hedef bu değil miydi? Hedef buydu.

13 şehidimizin sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan'dır. Kimse başka bir şey düşünmesin.’

Alın burdan yakın!

Şimdi meselenin özü anlaşıldı, müjde diye verilen coşku 13 vatandaşımızın sağ salim kurtarılıp ailelerine kavuşturulmasıymış.

Ne yazık ki başarılı olunamadı.

Bu başarısızlığı da muhalefete yükleme telaşı var.

Müjde açıklayacağız diye ima ettiği bir operasyondan sonra 16 şehidin gelmesi,

muhalefete fatura edilecek kadar basit bir başarısızlık değildir.

Özgür Özel’de ‘Kendisi ve bakanları dışında herkes sorumlu. 'Her şeyi ben yaptım' diyen,

bir başarı olduğunda 'ben' diyen varsa, bu operasyonun sorumluluğunu da 'ben' diye alacak’ dedi.

Dünya liderimiz ise Bay Kemal beni iyi dinle diyerek başladığı konuşmasında,

‘Bizlere nasıl 'bunların sorumlusu Cumhurbaşkanıdır' diyorsun?

Ya sen ne yüzsüzsün,Terbiyesiz herif’ dedi.

Halbuki Erdoğan’ın 2014 yılında kullandığı,‘Bu ülkenin başbakanı olarak açıkça ifade ediyorum ki,

Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır’sözleri geldi aklıma.

Ölenler hep kerpiç evlerin gariban, fakir fukara çocukları.

Siz hiç mezar yerinin karaborsada 2 milyona satıldığı Zincirlikuyu mezarlığına defnedilen şehit cenazesi gördünüz mü?

Onu gördüğümüz gün inanın bu mücadeleden gerçekten sonuç alınmış demektir!

Bu vesileyle Şehitlerimize Allah'tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-17/02/ 2021

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?