SENDİKALAR ÜZERİNE BİR YAZI

Bugün işçi sınıfının örgütü sendikalardan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle şunu belirteyim, sendikalar ilk defa gelişmiş kapitalist ülkelerde ortaya çıktılar.

Sendika olabilmesi için işçi sınıfı, artı değer ve üretim araçlarının olması şart.

İlk ortaya çıktıklarında işçi sınıfının kapitalist sömürü,

ve baskısına karşı duyduğu nefretinin oluşturduğu örgütlerdi.

Önceleri dayanışma ve yardımlaşma dernekleri veya sandıklarında bir araya geldiler.

Çalışma koşulları o kadar kötüydü ki, işçilerin ortalama yaşam süreleri 40’ı geçmiyordu.

Sendikalar uzun süre illegal örgütler olarak faaliyetlerini gizli sürdürdüler.

Yasa dışı terör örgütü, işçiler de örgüt üyesi muamelesi görüyordu.

Örgütlenme veya dayanışma tepkisel bir hareket olarak kendiliğinden ortaya çıkmıştır.

İşçiler kendiliğinden başlayan bu örgütlenme ile sınıf olduklarını anladılar.

İşçi sınıfı hareketi gelişip, güçlenince kurulmalarına izin verildi.

Verildi verilmesine ama egemen sınıfın çizdiği düzen sınırlarına kadar izin verildi.

Sınırları aşmaya yönelik olası eylemler için denetim altına aldılar.

Bir dönem geldi, baktılar denetlenemiyor, sendikaları tekrar yasakladılar.

İşçiler uzun yıllar mücadele etti, bedeller ödedi,

1800’lü yılların ortalarından itibaren sendika hakkını yeniden elde ettiler.

Patronlar müthiş bir propaganda estirdiler.

Aynı gemideyiz algısını işçilerin beyinlerine kazıdılar.

Bir aile olduklarının vurgusu yapılarak, patrona karşı oluşabilecek mücadeleyi engellenmek istediler.

Güya işçi sınıfının çıkarlarıyla, sermayenin çıkarları aynıymış!

İş huzuru ve barışı, ahenkli bir çalışma ortamı gibi ifadeler kullanılarak,

işçiler daha çok çalışırsa, patron daha çok kar ederse ücretleri artarmış falan, filan hikayeleri anlattılar!

Hala daha anlatırlar bu masalları.

İşçiler gelişen işçi sınıfı mücadelesi yerine gelişen sermayeye yönlendirildiler.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde düzen karşıtı ve yasa dışı olarak kurulan sendikal örgütlenmeler,

bizim gibi az gelişmiş ülkelerde patronların himayesinde kurulmuştur. 

Ülkemizdeki sendikaları bir renkle ifade edecek olursak sarı ya da sarının tonları diyebiliriz.

Mevcut sömürü düzeni ile çelişkisi olmayan sendikaların tamamı sarı sendikadır.

İşçi sınıfı iktidarını amaçlayan sendikalara ise devrimci sendikalar denir.

Ülkemizde sınıfsız, sömürüsüz bir düzen için mücadele eden sendikalar var mı?

Hayır maalesef yok!

Tabelasında ‘Devrimci’ yazanlar var ama onlarda sarılara bürünmüş durumda.

Yani ortaya çıkış biçimleri nedeniyle ülkemizde sendikaların ortak rengi sarıdır.

Biri biraz koyu, diğeri biraz daha açık, belki de turuncu ama ana renk sarıdır.

Sarı sendika kavramlarını çok sık duyarız.

Ne demek sarı sendika?

İşyerinde patronun kendi kurdurduğu veya desteklediği, işçilerin de zorunlu olarak üye olmaya yönlendirdiği bir sendika biçimidir.

Sarı sendika, işçiden çok işverenin menfaatlerini koruyup kollar.

İlk ortaya çıkışı ise şöyledir.

1899 yılında Fransa'da bulunan bir fabrikada işçiler greve çıkarlar,

patron da grevi kırmak maksadıyla kendi denetimi altındaki başka bir sendikayı destekler.

İşverenin desteklemiş olduğu sendika binasının cephesi sarı boyalıdır.

İşçiler, grevi yürüten sendikayla, işverenin emri ile grevi kırmaya çalışan sendikayı birbirinden ayırmak için,

sarı renkli binadan yola çıkarak kendi aralarında diğer sendikaya ‘sarı sendika’ demeye başladılar.

İşveren yanlısı olan sendikanın da bu terim hoşuna gitmiş olmalı ki,

‘Sarı’ ismiyle bir de haftalık gazete çıkarırlar.

Bu kavram daha sonra tüm dünyaya yayılır.

Sendika rengini oradan alır.

Bu sürecin sonunda işçi sendikası olarak gözükse bile patronun çıkarları doğrultusunda hareket eden,

tüm sendikalar sarı sendika olarak ifade edilmeye başlanmıştır.

Bu sendikalarda genellikle sendikacılık taklidi yapılır.

İşveren karşısında işçilerin haklarını koruyormuş gibi yapılarak,

işçinin daha çok ezilmesine ve haklarından mahrum olmasına neden olur.

Hani ağzımızda tekerleme gibi söylediğimiz bir söz vardır.

‘En kötü sendika hiç sendikasızlıktan daha iyidir’ diye.

Hiç de öyle değil!

Sandığımızın aksine sarı sendika üyesi olmak sendikasızlıktan daha kötüdür.

Sendikaların asıl amacı patrona karşı örgütlenerek,

patron karşısında güçsüz olan işçilerin haklarını savunmaktır.

Burada bir yanlışın daha altını çizmek istiyorum.

Ülkemizde genelde sendikanın toplu sözleşme pazarlıklarındaki tavrı ile sarı olup olmadığı değerlendirilir.

Mesela toplu sözleşme taslaklarını üyelerine danışarak hazırlayan,

görüşmeler süresince üyelerine bilgi veren sendikaya sarı denmez.

Böyle bir sendikayı devrimci diyenler bile vardır.

Bu yanlış bir tanımlamadır.

Eğer öyleyse bu yaklaşım içerisinde olan onlarca sendika sayabiliriz.

Bunun yanı sıra işçileri en vahşi şekilde satan,

üyelerinin üzerinde baskı kuran mafyatik sendikalar da var tabi.

Bırakın işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi vermelerini,

işçilerin ekonomik kazanımlarını dahi engellemeye çalışırlar.

Halbuki devrimci sendika işçi sınıfının kurtuluş mücadelesini veren sendikadır.

Asıl kurtuluş işçi sınıfını iktidara taşımak,

sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya yaratmak olduğuna inanan.

Sadece ekonomik mücadele vererek, üyelerinin ekonomik taleplerini yükselterek,

böyle bir dünya yaratmak mümkün değil..

Sendikalar işçi sınıfı iktidarı için değil de mevcut düzenin devamı için kullanılıyorsa bunun adı sarı sendikadır.

Bir sendika toplu sözleşmede üyelerini satmayabilir, yeni kazanımlar da elde edebilir,

ama sonuç itibariyle patronların mevcut sömürü düzenleri devam eder.

Bu nedenler ekonomik anlamda başarı sağlayan her sendikaya devrimci sendika demek doğru değildir.

Bu işçi sınıfı mücadelesini sömürü sisteminin sınırları içerisine hapsetmek demektir.

Mücadelenin esasını yeterince kavrayamamaktır.

Günümüzde sendikalar kendilerini sömüren düzenin sürdürülmesinin bir parçası haline getirilmişlerdir.

Türkiye’de 1948 yılından sonra kurulan sendikalar CHP ve DP denetimindeydi.

1960’lı yıllarda sendikaların genel merkez yöneticilerinin büyük bir bölümü ABD’ye götürülüp gezdirildi.

Buna işveren sendikaları temsilcileri de dahildir.

Böylece, bir biçimde Amerika’nın icazetinden geçmiş oldular.

60-70 yılları arasında 600 sendikacı üçer ay boyunca eğitimden geçirildiler.

Bazı sendikacılar anılarında Amerikan demokrasisine övgüler düzmekten geri kalmadılar.

Yeri gelmişken şu yanlışlığı da düzelteyim.

Sendikalar siyaset yapamaz denilerek hep siyasetin dışında tutulmaya çalışılmışlardır.

İşçiler siyaset yapmalıdır!

Siyaset, işçi sınıfının ekonomik ve demokratik mücadelesinin bir parçası olmak zorundadır.

Siyasi iktidara sınıfın çıkarları doğrultusunda     

Aksi halde emeklilikte yaşa takılırız, 4/C gibi bir garabete mahkum olur,

kıdem tazminatı haklarımızı ikide bir temcit pilavı gibi önümüze koyarlar.

OHAL ilan ederek patronlara jest yaparlar.

İşçilerin grevlerini milli güvenlik gerekçesiyle ertelerler.

Sermayeye cennet, emeğe cehennem bir ülke yaratırlar.

Sendikalar siyasi iktidarın karşısında, işçi sınıfının çıkarları için politika üretmelidirler.

Örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasının mücadelesi verilmelidir.

İktidar emek düşmanı yasaları çıkarmadan önce kırk kere düşünmelidir.

Sendikalar ekonomik kazanımların dışında işçilerin daha az çalışıp, daha az yıpranmalarını,

can güvenliklerinin sağlanmasını, iş güvencelerini, işçilerin söz haklarının olmasını talep etmelidirler.

Sendikalar dünyada barışın, demokrasinin ve insan haklarının güvencesi olmak zorundadırlar..

Günümüzde sarının bile ruhuna Fatiha okutacak düzeyde,

siyasi iktidarın arka bahçesinde konumunda olan hormonlu sendikalar var.

Sendika yöneticileri genelde müdür, genel müdür düzeyindeki yöneticilerden oluşuyor.

Kurumların başındaki bu yöneticiler elindeki gücü kolayca kullanarak,

emrindeki çalışanları otomatikman kendi sendikasına bağlıyor.

Sendikacılığı devletin pardon iktidarın bekası üzerine konuşlandırıyorlar.

Kendilerini var eden siyasi iktidarın ekonomik programlarıyla uyum içerisindeler.

Ülkemizde maalesef 14 milyon işçiden sadece 2 milyonu sendika üyesi.

Türkiye’de sendikalar ne yaparlarsa yapsınlar,

 çalışanların tamamını örgütlemeden hiçbir başarıdan söz etmeye hakları yoktur!

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-27/02/ 2021

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?