‘BUNLARIN DERDİ AĞAÇ DEĞİL’

Haziran direnişinden sonra AKP iktidarında şöyle bir korku hakim oldu.

Ne kadar muhalif varsa bir araya gelmiş, amaçları biricik iktidarlarını devirmek.

Aslında devrilecek olan sıradan iktidar değil, 18 yıllık bir saltanat.

Muhaliflerin derdi ağaç değil, rektör değil, tek dertleri vardı biricik iktidarları.

AKP’li liderimiz ‘bunların derdi ağaç değil!’ derken haksız değildi.

Nerede iktidarın aldığı kararlara karşı tepkisel bir eylem olsa, darbeciler kesin işin içindedir.

AKP’yi devirme teşebbüsleri aynı zamanda devleti ve Türkiye Cumhuriyetini yıkma projesi anlamına geldi.

İktidar kendini devletin yerine koyup, öyle lanse ediyor ki tüm halkın desteğini alabilsin.

17-25 Aralık ekonomik olarak,

Haziran direnişi sosyal olarak,

15 Temmuz da askeri olarak birer darbe girişimleriydi.

2013 Mayıs ayının son günlerinde ‘Gezi Parkı’ndaki ağaçların sökülmesiyle başlayan ve aylarca süren eylemleri hatırlayın.

Eylemler ne 3-5 ağaç için bir çevre eylemiydi,

ne de eylemciler sadece çevrecilerden ibaretti.

Amaç 3-5 ağaç denilerek koca bir eylemi itibarsızlaştırmanın manası yok.

Gezi direnişi doğru tahlil edilemiyor.

Amaç ağaç olsaydı yetkilerle diyalog kurulur söz bittikten sonra eyleme geçilirdi.

O günlerde iktidarın meşruluğu tartışılıyordu.

Mayıs sonunda başlayıp Haziran ayı boyunca yayılıp genişleyerek süren,

köprü kapattıran, trafiği işlemez hale getiren, meydanları zapteden eylemleri yapanlar kimdi?

Her partiden, her siyasi düşünceden, ideolojiden, çeşitli sosyal sınıf ve katmanlardan insanlar bir araya gelmişti.

Sadece gençler değil, her yaştan, her cinsiyetten insan vardı.

İktidarı eleştiren muhalifler olduğu kadar, içlerinde AKP’yi destekleyenler de vardı.

Devrimi düşünenler, öfkesini dile getirenler, herkes omuz omuzaydı.

Gezi eylemlerine katılanlarda gözlemlenen ortak özellik ise kendi korku sınırlarını aşmış olmalarıydı.

Hayatı boyunca hiç bir eyleme, mitinge katılmamış insanlar eylemlere katılıyor,

düne kadar iki gaz sıkıldığında dağılıp kaçan insanlar göğsünü tazyikli sulara siper ediyordu.

Hatta özgüven öyle zirve yapmıştı ki, ‘sık bakalım, sık bakalım’ diye şarkılar söylüyorlardı.

Biber gazı ve polis şiddeti korkusuyla basın açıklaması dahi yapamayan insanlar,

birden bire korkuyu aşmış umudu bulmuşlardı.

Kendilerine olan güvenleri yerine gelmişti.

Gezi’de darbeyi görünce çark eden Demirtaş’a rağmen HDP tabanı , MHP tabanı,

Anti kapitalist Müslümanlar, Ateistler, Anarşistler, ulusalcılar olmak üzere herkes ama herkes bir aradaydı.

Bütün bunlar medya bu direnişi eğlenceli ve sempatik gösterdi diye olmadı.

Biber gazına karşı maske kullanıldığı için de olmadı.

Bir birikim patlamasıydı.

İktidar halkın sabrını taşırmış, umutlarını yok etmiş, yarınından endişe eder hale getirmişti.

Kendisine ait olan ne varsa yabancılaştırdı.

Ve her insanda birikti, her olayda, her sözde birikti, birikti, birikti ve taştı…

Elbette ki sokağa çıkan bu halk aynı hedefe kilitlenmiş veya örgütlü olmuş olsalardı hedeflerine ulaşırlardı.

Korku duvarlarını aşan bu insanların ortak bir amaçları, yöntemleri ve ideolojileri yoktu.

En önemlisi öncüleri yoktu.

Büyük ölçüde örgütsüzlerdi ve yarın ne olacağı ile ilgilenmiyorlardı.

Mahallelerden yollara dökülüp kentin ana caddelerinde bir araya gelen,

yürüyüşleri ile çevre yollarında trafiği akmaz hale getiren halkın ve onların öngörülemez öfkesi vardı.

Bu durum her iktidarı korkutur, can ve mal kaygısına düşürür.

Kimse kimseyi ağaçtı, çevreydi, carttı curttu diyerek kandırmasın.

Yaşananlar şu veya bu eylemi değil, düpedüz bir halk ayaklanmasıydı!

Kendini yasayla, biçimle sınırlamayan bir halk ayaklanması.

Keşke gezi direnişi emeğin iktidarına doğru evrilebilseydi.

Ancak bu mümkün değildi,

çünkü eyleme katılanlarda iktidarın sınırlarını çizdiği kadar demokratik tavır söz konusuydu.

Sivil toplumcu anlayış içerisinde, yasalar ve meşruiyet kapsamından çıkılmadı.

Direniş kendi içinde renkli ve barışçıl öğeler barındırıyordu.

Bu durumdaki hareketlerin amacı asla hükümeti zor yoluyla devirmek,

ya da zor yoluyla anayasal düzeni değiştirmek değildir, olamazdı zaten..

İktidar bir bardak suda fırtınalar kopardı.

Haziran Ayaklanması uzun yıllar boyunca ezilen, sömürülen, aşağılanan,

maddi manevi varlıklarını, kazanımlarını korumak isteyen halkın tepkisidir.

İktidar bunu Soros, Fetö, Pkk, ABD manüplasyonları gibi gösterse de bu hedef saptırmadır!

Bu şekilde halkın ayaklanmasına neden olan adaletsizliklerini, zulümlerini kapatmaya çalışıyorlar.

Adını iktidar dedikleri saltanatlarını dış minnakların devirmeye çalıştığını,

ve gerektiği için meşru güç kullandıklarını filan ima ediyorlar. 

Kendilerini emperyalizme direnen bir iktidar olarak gösteriyorlar.

Bu şekilde bir algı yaratmak, tarihin ve toplumun yasalarını hiçe saymaktadır.

Halbuki toplumsal gerçeğin en temel yasalarından biri ‘etkiye-tepki’ yasasıdır.

Tarihsel Materyalizmin nicel birikimlerin, nitel sıçramalara neden olacağı ilkesi unutturulmak isteniyor.

Gerçek fail, halkı tüm korkularına rağmen ayaklandıracak denli öfkelendiren iktidardır.

Herkes tarafından bilinen bir gerçek var ki, halk bir kez ayaklandı mı nerede duracağı belli olmaz.

Halkın dışında da Haziranlar yaratmaya kimsenin gücü yetmez.

Türkiye’nin kurulu Anayasal düzenini eylemle, ayaklanma ile değiştirmek suçtur.

Yalnız sayısal gücü elinizde bulundurduğunuz sürece önünde yasal bir engel de yoktur.

Meclis çoğunluğunu al düzeni değiştir.

Nitekim iktidar partisi bunu dirhem dirhem gerçekleştiriyor.

Anayasanın değiştirilemez maddeleri de fiilen işlevsiz hale getirilmiştir.

Mesela bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne Atatürk ilkelerine bağlı sosyal bir hukuk devletidir denilebilir mi?

Haziran direnişi halkların hanesine yazılmıştır.

Tarihi başka türlü yazmak, halkların bilincini çarpıtmaktır.

AKP’li dünya liderimiz her yerden karşımıza çıkıyor.

Onlarca Televizyon kanalı ve gazete sistematik olarak, onun muhalefete karşı çemkirmelerini,

nefret ve öfke dolu söylemlerini mimikleriyle birlikte beyinlerimize kazıyor.

Tarafsız olması gereken TRT’de aynı koronun içinde.

Halbuki TRT bir devlet kurumudur.

Bütçesinin neredeyse tamamı bandrol ve elektrik faturalarından yani halkın parasından oluşuyor.

TRT milletin parasıyla siyasi iktidara borazanlık yapıyor.

TRT’nin yaptığı habercilik değil tellallıktır.

Halkın parasıyla ayakta duran, tarafsız olması gereken bir yayın kuruluşunun,

iktidar yanlısı yayın yapması demokrasilerde kabul edilebilir bir durum değildir.

TRT’nin deneyimli kadrolarını geri plana attılar, AKP yanlısı kanallardan eleman devşirdiler..

Bugün TRT haber kadroları neredeyse Zaman Gazetesi, Samanyolu TV, Kanal 7, Kanal 24, Cihan Haber Ajansı,

ve Aksiyon Dergisi gibi yerlerden alınan elemanlardan oluşmaktadır.

Yüzlerce yandaş TRT’de istihdam edildi.

Artık tüm kanallar 7/24 Tayyip Erdoğan propagandası yapıyor.

Hangi kanalı açarsan karşında!

Sokağa çıkma yasaklarını bile kendi lehlerine çevirdiler.

Eve tıkıldık, her an ondan müjdeler bekleyen ümmet haline getirildik.

15 Temmuz Allah’ın bir lütfuydu, Korona’da lütuf oldu sanki.

Futbol maçlarında bile boş stadyumlarda onun dev posterlerini görmeye başladık.

İlk başlarda o dev posterin altında TMM yani Temizlik, Maske, Mesafe anlamına gelen bir yazı vardı,

şimdi onu da kaldırmışlar.

Yazı mazı yok, direk AKP’li liderimizin resmini asıyorlar.

Hatta kulüpler için onun posterlerinin stadyumlara asılması bir zorunluluk haline geldi.

Orta çizgiye, kale arkasına kameraların baktığı her yere asıyorlar..

Bilinçaltımıza müthiş bir propaganda nakşediliyor.

CeHaPe nefretli lebalep kongreler, yap-işlet açılışları, ulusa seslenişler,

grup şovları filan yetmemiş olacak ki, stadyumlara posterlerini asmak ne o

Temizlik, Maske, Mesafe bahanesiyle astıkları posterler kalıcı hale geldi.

Statlarımızda Cumhurbaşkanının himayelerinde top oynanıyor,

AKP’li sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle gol atılıp, gol yeniliyor mu diyecekler?

Meydanlarda Atatürk heykeli bulunmasından rahatsız olanlar,

AKP’li liderimizin resmini koymadıkları yer kalmadı.

Sorsan İslam’da resim ve heykel yasak derler.

Eğer yasak olmasaymış dünyanın en büyük heykelini yaptıracaklarından eminim.

En devasa kurumları satarak en devasa sarayları, camileri yaptırdıkları gibi.

Sürekli akıllara sokmak için o an ellerine ne geçirirlerse onu kullanıyorlar.

Korkuyorum bir gün kapı çalacak ve kapıyı açtığımızda liderimiz elinde mikrofonla içeri girecek!

Tüm sistem onu sevdirmeye programlanmış gibi çalışıyor.

O’nun talimatları ve tensipleri olmadan bakanlar harekete geçmiyor.

Ülkede yaprak kımıldamıyor.

Liderimizin devlet dairelerinin başköşesinde asılı resmini stadyumlarda da görmeye başladık.

O değil de milleti maçtan da soğutacaklar.

Geçen maçın birinde posteri tam da kale arkasına asmışlar.

Maazallah çekilen bir şut yüzüne denk gelse, hakem şutu çeken oyuncuya kesin kırmızı kart gösterir.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-16/03/2021

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?