REFORM PAKETLERİ VE TOZ DUMAN ORTALIK…

           Her kuşak kendisinden önceki yaşamsal zamanlara öykünerek, ne zamanlara kaldık? Sorusunu dillendirirdi. Kendi kendime o soruları önemsemeye başladım. Ne günlere kaldık? Demekten kendimi alamıyorum. “At izi it izine karışmış”, “Ortalık toz duman” özdeyişleri tam içinde bulunduğumuz toplumsal sürece uygun dillendirilmiş. Beş altı yıl önce insan olma hakları ile güvenliğini güvenceye alan, kendi ülkemizin hazırlayarak, ilk imzayı attığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde oy birliği ile kanunlaşan uluslararası sözleşmeden tek imza ile çekilebiliyoruz. Bir taraftan en yüksek mahkemenin kararı ikinci defada ancak işleme giriyor, düşürülen milletvekilliği öyle iade ediliyor. Daha itiraz süreci devam eden başka bir milletvekilinin vekilliği sona erdiriliyor. Tabelayı mı cezalandıracağız söyleminin arkasından söylemin tersine parti kapatma davaları açılıyor. Dağda bayırda keçi otlatan yaşlı teyzeyi jandarma, dışarıda ne arıyorsun nine diye eve gönderiyor. Maskesi burnundan aşağıya düşenlere cezalar yazılıyor. Lokantalarda müşteri sınırlamaları yapılıyor. Sokağa çıkma yasakları devam ediyor. Yaşlılar hapiste tutuluyor. Cenazelerin bazılarına binler katılırken, vatandaşa otuz kişi ancak katılabilir deniliyor. Genel kurullara en fazla üç yüz kişi katılabilir denilirken ve hatta birçokları yasaklanırken, binlerin katıldığı tıka basa dolu salonlarda ve önlemsiz genel kurullar yapılıyor. Merkez Bankasına ise başkan dayanmıyor. Paramız pul olmaya doğru gidiyor, pul oldu. En bilinen yöneticimiz “onların doları varsa bizim Allah’ımız var” diyerek dini dünyevi işlerle karıştırarak, iktisat bilimini alt üst ediyor. On beşinci ve on altıncı yüz yıllarda yani Osmanlı İmparatorluğunda, vatandaş ve vakıfların mülk edinmelerinin olmadığı ve tüm taşınmazların padişahların malı olduğu, ancak kira niteliğinde vergi ödeyerek gayrimenkullerin kullanıldığı zamandaki taşınmazlar vakıf malıydı diye, parklar ile sarayların tapu kayıtları bir gecede değiştiriliyor. Onlarca zıtlıklar iç içe, üç gün öncesindeki çelişkileri hatırlayamaz durumdayız.

          Bundan elli altı yıl önce, bin dokuz yüz altmış beş yılında eğitimci şair Hasan Hüseyin Korkmazgil adeta bugünün çelişkilerini görmüş. Şiirlerinde ve özellikle Kızılırmak şiirinde çok güzel betimlemiş bu günleri;

“AÇTIM KIRKINCI KAPIYI

 GÖRDÜM Kİ ATIN ÖNÜNDE ET

              TİTRER BİR YERLERİ ZAMANIN,

KIRDIM KIRKINCI KAPIYI

GÖDÜM Kİ İTİN ÖNÜNDE OT

              ÜRPERİP DURUR HİÇ OLMALARDAN,

ŞAKIDI KUŞ,

     YARILDI NAR,

          DELİRDİ ATEŞ.” diyerek.

         “Toz duman ortalık”, “at izinin it izine karışması” gibi karmaşaların nasıl algılandığını görmek için bir köy kahvesine gittim. Televizyondaki haber saati sonunda masada oturan şapkalı amcalara yanaştım. Selam sabah sonrası gündem ve günümüze ait dertlenmeler başladı. Daha ortada soru bile yoktu. Ancak neler oluyor sorusu kendiliğinden masamızdaydı. Zıtlıklar üzerine konuşmalardan sonra, açıklanan ve köklü değişiklik anlamında kullanılan reform sözcüğü ve reform paketleri size neler sağlıyor dedim. Şapkalı ve boğazında yörük poşusu bağlı amca, önce bıyığını düzeltti, sesini akort etti. Çok uzun olacağı havasını vererek konuşmasına söylev nitelikli olarak başladı.

          “Doğru söylüyorsunuz. Ancak köklü değişiklik anlamında kullanılan reform sözcüğünün de içi boşaltıldı. Sürekli reform paketleri açılıyor. Ekonomi reformu, mali reform, yargı reformu, sağlık reformu, enerji reformu, dinde reform, yerel yönetimler reformu ve aklınıza gelecek her alanda sürekli reform paketleri açılıyor” dedi.

            Ekonomi reformuna ait paketten sadece küçük esnafa hediyeler çıkmış diyorum. Bir başka amca önce elindeki tesbihi cebine kattı. Sözcüklerini itina ile seçerek: “Vatandaşı düşünen yok. Memur ağlıyor, işçi ağlıyor, esnaf ağlıyor, emekliler ağlıyor. Ücretler hiç bu kadar bastırılmadı. Suyun sütten pahalı olduğu ülke haline geldik, çiftçi ağlıyor. Ele geçenle ancak ekmek ve makarna alabiliyoruz. İnsanlar tarlalarından kaçar durumda. Mali paketten küçük denilen, biz götürü vergili diyorduk, şimdi basit usul diyorlarmış, esnafa vergi muafiyetinden başka bir şey çıkmamış. Onların da ülkemizdeki sayısı sekiz yüz elli bin kadarmış. Devlete ise yıllık olarak hepsinin ödediği vergi üç yüz elli milyonmuş. Hesapladım ortalama, esnaf başına yıllık üç yüz ile üç yüz elli lira düşüyor. Halbuki marketteki kasiyerin “poşet istermisiniz” sözcüğünü, yirmi beş kuruş diyerek, olsun dediklerimizi düşündüm. Bir günde ortalama on milyon cıvarında poşet satıldığı gözümün önüne geldi. Yani günlük olarak poşet parası olarak iki buçuk ile üç milyon lira para giriyor devlete. Gerisini siz düşünün. Olsa ne, olmasa ne? Haberimiz olmadan tükettiklerimizle ödediklerimiz aklıma geldi. Delirmemek için düşünmekten vazgeçtim” dedi. Düşündüm, amcalar bilgece konuşuyor.

           Bir de tarım reformuna ait paketten soru sorayım dedim. Daha tarım reformu derken, masamıza sonradan katılan, nasırdan avucu görünmeyen ve ahırdan yeni çıktığı etrafa yaydığı biyolojik kokudan belli olan, sigaradan bıyığı sararmış amca söze başlıyor. “Sebze meyve satışını düzenleyen Hal Yasası’ndaki değişiklik bile reform olarak sunuluyor. Sebze meyve satmanın nesi reform? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Ekonomi Reformu Paketi’nden çiftçi ile ilgili doğrudan bir destek, düzenleme yok kardeş. Gıda enflasyonu, gıda israfı, fiyat istikrarı, hal yasası ve benzeri konularla ilgili durumlar defalarca dile getirildi ama, uygulamada başarı görülmedi.

            Tarım sektörü için kimilerine göre en büyük “reform” 1980’li yıllarda Turgut Özal tarafından yapıldı. Reform adı altında tarım desteksiz bırakılarak uluslararası sermaye ve kuruluşların dayatması ile kontrolsüz bir şekilde dışa açıldı tarımımız. İthalat kapıları sonuna kadar açılarak çiftçiyi “ithalatla terbiye etme” politikası uygulandı. Kurumsal yapılar dağıtıldı. Ziraat işleri, Zirai Mücadele, Toprak_Su, Gıda İşleri, Veteriner İşleri gibi alanında uzmanlaşmış kurumların hepsi kapatıldı veya başka kurumlara bağlandı. Etkisizleştirildi. Tarımı besleyen ana damarlar kesilmiş oldu. Sözde reform politikaları ile tarım çökertildi.

           1990’lı yıllarda yine “tarımda reform” denilerek Kamu İktisadi Teşekkülleri, Yem Sanayileri, Et ve Süt Sanayilerine ait kuruluşlar tasfiye edildi, satıldı.

            2000’li yılların başında Uluslararası Para Fonu (IMF) destekli Dünya Bankası’nın “Tarımda Reform Uygulama Projesi” ile özerklik adı altında Tarımsal Kooperatifler ile Birliklerine mali destek sağlanması yasaklandı. Bu işletmelerin çoğu kapatıldı. Bazıları tamamen etkisiz hale getirildi. Çiftçiye destek olan bu birlikler çiftçiden uzaklaştırıldı. Bu gün ayakta kalanlar tamamen kendi çabaları ve tüm engellemelere rağmen çalışmalarını sürdürmeye çabalıyor.

           Destekleme sistemi değiştirildi. Doğrudan gelir desteği uygulaması ile üretim değil, üretim yapmamak üzere bir sistem oluşturuldu. Alternatif ürün projesi ile fındık ağaçları söktürülmeye çalışıldı. Çiftçi bu oyuna gelmedi ve fındık ağaçlarını sökmedi.

            Adalet Ve Kalkınma Partisi (AKP) ise, iktidar olmadan önce eleştirdiği bu politikaları 2002’den itibaren aynen uyguladı. TEKEL ve Şeker Fabrikalarının büyük bölümü bu dönemde özelleştirildi. Üretim yerine ithalat politikası benimsendi. Çiftçi üretimden koparıldı. Bütün bunlar “tarımda reform” diye sunuldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı pakette çiftçi yok sayılmış. Adı bile geçmiyor tarımın ve çiftçinin. Geçmiş yıllardaki reformlara bakılırsa iyi ki yok denilebilir. Fakat işin özü şu; sadece bugün değil, birçok hükümet tarımı, tarımsal üretimi, tarımsal ürün ihracatını ülkemizin önemli bir ekonomik gücü olarak görmüyor. Çiftçiyi, tarımı yok sayıyor. Bu bazen bilinçsizce, bazen de bilinçli olarak yapılıyor” dedi.

           Doğru sözlere ekleyebileceğim bir şey kalmamıştı. Sokağa çıkma yasağı saati gelivermişti…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?