ZEVZEKLİK YAPMAYIN!

Tartışmanın fitilini Meclis başkanı ateşledi.

Bir televizyon programında ‘Cumhurbaşkanı, bir kararname ile Montrö'den,

ve diğer uluslararası anlaşmalardan çekilebilir.’ dedi.

Meclisi devre dışı bırakarak İstanbul Sözleşmesi’nden nasıl çıktıysa öyle çıkabilirmiş.

Hatta yeterli yoğurt bulursa, Marmara Denizi’nden ayran bile yapabilirmiş.

Hukuken mi söyledi yoksa ironi mi yaptı bilemedim?

Ancak milletçe denizi mayalamak için ne kadar yoğurt gideceğini filan hesap etmeye başladık.

Tuzu da kendi içinde olunca fena fikir de değildi hani dedik.

Bir meclis başkanı kendi ülkesini koruyan antlaşmalar hakkında nasıl böyle konuşabilir?

Meclisin yasama yetkisini, yürütmenin ele almasına nasıl sessiz kalabilir?

Hep Bahçeli ön alırdı, bu sefer devreye Meclis başkanı girdi.

Meclis başkanı AKP’li olunca kimse bunun üstünde çok durmadı.

Kanal İstanbul'u düşündükleri gibi kullanabilmek için Montrö’yü iptal etmeleri mi gerekiyor?

Mecliste kabul edilen İstanbul Sözleşmesinin bir kararname ile feshedilmesi,

ve bir tarikat evinde sarıklı-cübbeli bir amiralin secde görüntüleri üzerine,

104 emekli amiralin hazırladığı söylenilen bir bildiri basına sızdırıldı.

Gerçekten böyle bir bildiri hazırladılar mı, kimler basına servis etti?

Söz konusu açıklamayı okudum, açıklama diyorum çünkü bildiri farklı bir şey.

Açıklamanın ‘Yüce Türk Milletine’ ile başlaması ve aksi halde diye devam etmesi tartışılıyor.

Hiç kimse açıklamada veya bildiride ne olduğunu tartışmadı bile.

Asıl konuşulması gereken, emekli amiraller açıklama yapma gereği duyarken,

tüm muhalefetin AKP’nin yarattığı korku imparatorluğunda sus pus oturmasıdır.

İşin garip tarafı ülkedeki barolar, hukuk fakülteleri susarken amiraller konuşmak zorunda kalması.

İçeriğinde darbe iması aradıkları bu açıklamaya, iktidar ve yandaşları topyekun saldırıya geçtiler.

Hem de nasıl bir saldırı?

‘Kedi mabadını görmüş, yaram var demiş’ derler bizim oralarda.

Ama gene de sütten ağızları yandığı için yoğurdu üfleyerek yiyorlar demek daha doğru olur.

Bir bardak suda fırtınalar koptu, neymiş, darbe yapacaklarmış!

Bu iktidar darbeci arıyorsa sinsi sinsi devlet kurumlarını ele geçiren cemaatlere bakmalı, asıl tehlike onlarda.

Aktif olarak görevinin başında iken tarikat yuvalarında diz çöken askerler de aramalı!

Amiraller ‘isteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul’u yapacağız!’ diye halkla inatlaşan iktidara,

İstanbul Sözleşmesi’nin ve Montrö’nün önemini anlatmışlar.

İstanbul Sözleşmesi bir gecede iptal edilince bunun arkası gelir endişesiyle, amiraller halkı aydınlatmak istemişler.

Tabi bunda Meclis başkanının açıklaması tuz biber oldu.

Montrö antlaşmasının, ülkemiz açısından ne denli önemli olduğunu kimse bu amirallerden daha iyi bilemez.

İşin ehilleri çıkıp açıklama yapmış diye üye olmadıkları terör örgütü kalmadı, tıpkı muhalefetin olduğu gibi.

Söz söyleyenin kellesinin uçurulduğu, yazı yazanın kalemini kırıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Ayasofya imamı ‘laiklik Anayasa’dan çıkarılsın’ dediğinde ifade özgürlüğü oluyor.

Montrö hakkında amiraller de konuşmayacaksa kim konuşacak?

Montrö açıklamasının içeriğinden ziyade basına servis edilme şekli üzerinden bir soruşturma başlatıldı.

Fakat bugün yine görüyoruz ki, 104 emekli amiralin açıklamasından yeni bir Ergenekon çıkaracaklar gibi.

Çünkü Ergenekon sürecinde yaşanan her şey bu süreçte de yaşanıyor.

Gözaltına alınma şekilleri, sorgulamanın ‘bu ilk kimin fikriydi, suçlu kim?’ şeklinde olduğu için benzerlik gösteriyor.

Bildirinin veya açıklamanın içeriği hiç tartışılmadan, sadece suçlu, hain, terörist, darbeci gibi kelimeler duyuyoruz..

Ve tabi ki Eyy CeHaPe’li bombalar.

Amirallerden bir kaçı CeHaPe’liymiş!

Bak sen şunlara!

Önümüzdeki seçime kadar ki mağduriyet ve sözde darbe malzemesi bulundu.

Durmak yok, öküzün altında buzağı aramaya devam.

Karşıda düşman hattı oluşturma ve oradan gelen her söylemi halk nazarında sıfırlama taktikleri bunlar.

Muhalefetin burada yapması gereken aynı bildiriyi veya açıklamayı imzalayıp, tekrar yayınlamak olmalıydı.

Hatta tüm muhalif kesimlerin de yapması gereken buydu.

Zevzeklik, gevezelik filan diyenler oldu.

Zevzek, saçma sapan işlerle uğraşan insanlar için kullanılan bir kelime.

Aşık Mahsuni Şerif’in ‘Zevzek’ türküsü geldi aklıma.

Türkünün nakaratında şöyle diyordu.

‘Adam olamadın gitti, zevzek

Beni bilemedin gitti, zevzek’

Lebalep’ten sonra Zevzek kelimesi de siyasi literatürde yerini almış oldu.

Bahçeli ‘104 amiral bozuntusunun tiz rütbeleri sökülsün, maaşları kesilsin!’ dedi.

Perinçek bildiri Türk subayına yakışmıyor ihanet ve Atlantik kokuyor dedi.

‘Bildiride terörle mücadele ile ilgili bir cümle yok, dolaylı olarak o bildiri PKK'yla da aynı cephede’ dedi.

Kendisi dışında herkesi PKK’lı ilan etmeye devam ediyor.

İşçi Partisini, Vatan Partisi yaptı da işçi sınıfı kurtuldu, vatan nasıl kurtulur bilemiyorum artık.

AKP’li Cumhurbaşkanı bile konuyu fazla büyütmezken, kraldan çok kralcılar birbirleriyle yarışıyorlardı.

Cumhurbaşkanımızı en çok ben seviyorum yarışı.

Emekli olmuş, yaşları kemale ermiş, silahlı kuvvetlerinin üzerinde herhangi bir yaptırım gücü olmayan,

sivilleşmiş insanların açıklamasından neden bu kadar rahatsızlık duyuldu?

Bir daha kimse böyle bildiri yayınlamaya kalkışmasın diye sopa gösterildi.

Sarıklı, rütbeli bir amiralin tarikat evinde secdeye durması ise münferit bir olaydı.

İstanbul Sözleşmesi, meclisi devre dışı bırakan bir kararname ile feshedildiğinde, muhalefet kıyameti koparmalıydı.

Bu keyfiyete bir kere geçit verdiniz mi, uluslararası hayati sözleşmeler böyle tartışma konusu olur.

Görevden affını isteyen damat ne demişti, ‘it izi at izine karışmış durumda!’

Yıllar önce Fetö’cüler karargahlarda cirit atarken görmezden gelindi.

Türkçe olimpiyatları denilen tezgahta dökülen göz yaşının hattı hesabı yoktu.

Sınav sorularıyla milyonlarca gencin geleceği çalınırken seyredildi.

Fetö tüm kurumları ele geçiriyor dendiğinde kargaları bile güldürdüler.

Ağlak ve sümüklü imam, mezardaki ölüler oy kullansın dediğinde hiç itiraz bile etmedikleri gibi hoca efendilerine selamlar gönderdiler.

Bütün bunlar olurken, AKP milletvekilleri mecliste kendilerini uyaran Kamer Genç’in üzerine yürüyordu.

Darbe girişiminden sonra ‘Ne istediler de vermedik’ denildi.

Bu söz istedikleri her şeyi verdik anlamına gelir.

Bu nankörlere her şeyi verdik ama yine de yaranamadık demektir.

Siyasi tarihimizin en ibretlik sözüdür bu, aslında itirafların itirafıdır!

Bu söz söylendi geçti ama biz hala Fetö’nün siyasi ayağını bulamadık.

Okyanus ötesine teşekkür gönderirken sesleri titreşimli eko yapıyordu.

Dön gel artık, hasretinden prangalar eskittik hocam çığlıkları atıldı.

Ne istedilerse verildi, bir dedikleri iki edilmedi.

Verildi, verildi, verildi.

Adamlar en sonunda bütün bir ülkeyi isteyince, dananın kuyruğu koptu.

Ne vermediniz de böyle kanlı bıçaklı oldunuz, ipler nerede koptu, neyi paylaşamadınız?

Parayı, pulu, orduyu, eğitimi, sınav sorularını, yargıyı, medyayı, kamu kadrolarını, kozmik odaları vs vs...

Kimi zaman bütün bütün, kimi zaman parsel parsel verildi.

Her şeyi verildi ama iş iktidarı almalarına gelince kandırıldık dediler çıktılar.

Kandırıldık deyince kimseye hesap verilmiyor bu ülkede, bırakın hesap vermeyi özeleştiri bile yapılmıyor.

Allah affetsin deniliyor, ardından Allah’ın bir lütfu olarak görülüyor.

Hukuk devletlerinde devleti idare edenler kandırıldık, aldatıldık diyerek işin içinden sıyrılamaz.

17-25 Aralık 2013 tarihinden sonrası ihanet olarak görüldü.

Ondan öncesinin üstü kapatıldı, sorgulanmıyor bile.

Keşke baştan beri hiçbir şeyi onlara vermeseydiniz!

Kendi çıkarları doğrultusunda darbe yapacak kadar gözü dönmüş bir cemaate,

veya örgüte ne istedilerse vermek kandırılmaktan ibaret olamaz.

Yasalarımızda darbecilere veya teröristlere yardım ve yataklık diye bir şey yok mu?

Peki bunu söyleyenler gerçekten bundan ders çıkardılar mı?

Sanmıyorum, bugün başka cemaatlerin devlette yapılanmaya başladığı söyleniyor.

Fetö'nün bu denli pervasız ve haince saldırabilecek kadar güçlenmesini kim sağladı?

Yürekli bir savcı çıksa, sadece bu cümleyi soruştursa düğüm çözülecek ama yok işte..

Darbe teşebbüsünde bulunan bir örgüte çöp bile vermiş olmak suç değil mi?

Bu ülkede darbe girişiminden önce cemaat hakkında tüm gerçekler kitaplarda, gazetelerde, televizyonlarda anlatıldı.

Karşılıklı pişpirik oynarken demokrasi vardı, çıkarları çatışınca paralel oldular, Pensilvanya’dan yönetilir oldular.

Fetö’nün devlet içinde bu kadar örgütlenmesinde en büyük sorumluluk sahibi olan siyasetçiler nerede?

Bu Fetö’ye CHP izin verseydi, şu an kaç CHP milletvekili ya da parti örgütünden kaç isim gözaltına alınmıştı?

Onu bunu bilmem de CHP kesin kapatılmıştı.

Sonuç itibariyle 15 Temmuz öncesinde Fetö için ne istediler de vermedik diyenlerin,

bugün 104 emekli amiral için ‘15 Temmuz'da gerekli cevabı verdik, yine de veriririz’ demeleri çok ilginçtir.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-08/04/2021

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?