DEĞİŞİMLE MUTLULUĞU YAKALAYALIM…

                 Hepimizin eski ya da yeni, irili ufaklı bazı eşyalarımızı içinde sakladığımız çok özel bir çekmecemiz vardır. Bu çekmecede aradığımızı bulabilmek, elimizi doğru yere atabilmek ve belli bir düzen sağlayabilmek için bazen çabalarımız yeterli olmayabilir. Özellikle sarsıcı yaşam olaylarından en az zarar görerek ve en az can yakarak geçebilmenin yolu, çekmecemizin içinde neler olduğunu ve onların yerlerini iyi bilmekten geçer. Bunu sağlayabilmek için bazen bir uzmanın yardımına başvurmak gerekebilir. Tabii bu yürekliliği gösterebilirsek.

                  İnsanlar arası ilişkilere daha yakından bakmanın gerekliliğinin bir gün anlaşılacağı umudunu taşıyorum. Amaç insanların mutluluğuysa, bu amaca yalnızca ”doğru” toplumsal yapılanmayla varılamayacağını, birçok sorunun birey ve insanlar arası ilişkiler düzeyinde çözülmeden “doğru” toplumsal yapıların yaşama geçirilemeyeceğini düşünüyorum.

                 Kendini tanımayan kişi, ne mutlu olabilir ne de çevresine mutluluk verebilir. Bir şeyler veriyorum ve yapıyorum inancıyla koşturup durur ve bir de bakar ki, en büyük acıları ve mutsuzlukları en yakınlarına vermiştir, yakınlaştığı an acı vermekte ve acı çekmektedir.

                 Kişinin çevresiyle bütünleşebilmesi için, öncelikle kendisiyle barışık olması gerekiyor. Bu sıra şaştığı an her şey şaşabilir! Bireyi toplumdan, toplumu bireyden soyutlama yanlışından vazgeçmenin zamanı çoktan gelmiştir. Ancak kendisiyle barışık bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplum eşitliği, barışı, mutluluğu, güzelliği ve sevgiyi somut ve gerçekçi adımlarla savunabilir ve sunabilir.

                  Çocuk gelinlerin, bekaret kontrolü karşısında genç kızların ve benzerlerinin yaşamlarına son vermeleri, savaş ve şiddet, haksızlıklar, eşitsizlikler yalnızca toplumsal nedenlerle açıklanınca, resmin ancak bir parçası ortaya çıkmış olur. Birey ve toplumun birbirinden ayrı, karşıt kavramlar gibi ele alınmasıyla gerçek çarpıtılmış olur. Çözüm bulma çabaları da havanda su dövme ile eşleşir.

                 Toplumsal ve bireysel sorunların ayrılmaz olduğunu ve düşlediğimiz “dünya” nın, ancak bir birine koşut olarak hem toplumsal hem de bireysel değişimlerle gerçekleşebileceğine inanıyorum. Aynı çağımızda artık insanların duygularını ve mantıklarını karşıt olgular gibi değil de bir uzlaşma, bir bütünlük içinde algılayabilmeleri, duygularımızın sıcaklığının mantığımıza rehber olması gerektiği gibi.

                 Duygular ve ilişkilere ilişkin sorunları çözmeyi yıllardır toplumun bir kesimi üstlenmiştir. Günümüzde psikoterapistlere başvurarak, duygu ve akıl bağını pekiştirerek, kendisiyle ve dolayısıyla da çevresiyle barış içinde yaşayabilme çabasını gösteren kadın ve erkeklerin sayısı giderek artmakla birlikte, bu girişimi bir güçlülük belirtisi olarak görmek yerine, güçsüzlük olarak niteleyenlerin sayısı azımsanmayacak seviyededir.

                Aklımızın ve gönlümüzün birleşmesiyle gerçek anlamda mutlu bir toplum için somut adımların atılabileceğini düşünüyorum. İçerisinde bulunduğumuz dünyaya ve toplumsal yaşama katkı sağlayacak değişiklikleri kendi yaşantımızda hayata geçirmeliyiz. Salt anlardan oluşan mutluluk kesitleri için değil süren, doyurucu ve gerçek yakınlıklar için, başkalarının değişimini kabullenebilen ve kendileri de değişme yürekliliği gösteren bireyler olmaya…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ta, 2021 yılında doğalgaz altyapısının tamamlanacağına inanıyor musunuz?