ÇEVRE FELAKETi!..

Çevre; insanlar, hayvanlar, bitkiler, doğası ve yeryüzü şekilleri (dağlar, ovalar, denizler, göller, akarsular) ile birlikte bir bütündür.

Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika Kıtaları'nın birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunan( stratejik önem), üç tarafı denizlerle çevrili, eşsiz doğa ve zengin tarihi güzellikleriyle herkesi büyüleyen bir ülke.

Ülkemizin bu güzellikleri birer birer yok ediliyor...

DİPSİZ GÖL- Gümüşhane'nin Taşköprü Yaylası'nda yer alan, uzmanlarca 12.000 yıl önce oluştuğu belirtilen, hiç bir yerle bağlantısı olmayan bu eşsiz güzellikteki göl, yasal izinle define arama çalışmaları nedeniyle suyu boşaltıldı; söylentiye göre, 25. Apolliaris Lejyonunun altın küpü arandı;  ama hiç bir şey bulunamadı ve göl kurudu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ' doğal sit alanı' ilan ediliyor ve eski haline getirmek için çalışmalar başlatılıyor. Ancak, uzmanlar, gölün eski haline gelmesinin mümkün olmadığını belirtiyor.

SALDA GÖLÜ- Burdur'a bağlı Yeşilova'da bulunan bu göl, bembeyaz kumları, turkuaz renkli suları ve eşsiz manzarası ile Türkiye'nin Maldivleri olarak anılıyor. Burada Orman Parkı, Tabiat Parkı, çeşitli tesisler var. Şimdi de buraya 'Millet Parkı' yapılıyor. Yapılaşmanın artması, insanların ayakkabı ile girmesinin yasak olduğu yere kamyonların girip çıkması, çevredeki yapıların kirli sularının göle akması nedeniyle, beyaz kumların kararmasına sebep oluyor ve Salda Gölü'nün doğal güzelliği yok edilmektedir.

Antalya'ya bağlı tarihi Patara plajının beyaz kumlarından 2000 kamyon çalınarak seralara satıldığını geçen gün, haberlerde duydum ve çok üzüldüm.

TUZ GÖLÜ-  Türkiye'nin 2. büyük gölü ve flamingo cenneti olan bu gölde, uzmanlar tarafından;  küresel ısınma nedeniyle su seviyesi ve tuz miktarının azaldığı, iç kısımlarda gölün renginin pembeleştiği belirtiliyor.

İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinden ithal edilen milyonlarca ton atık çöpler, Adana ve İzmir'de tehdit oluşturmaktadır.

Ülkemizde akarsular ve dereler üzerinde sık aralıklarla yapılan barajlar nedeniyle dereler kurudu ve akarsuların suyu azaltıldı.

Yemyeşil doğası olan Karadeniz, yok edilen ormanları ile sellere teslim oldu; pek çok can kayıpları yaşandı.

ÇED raporu olmaksızın ruhsat verilen maden ve taş ocakları açmak için koruma altındaki ağaçların, ormanların yok edilmesiyle insanların ve hayvanların yaşadığı köyler, yaşam alanları yok edilmektedir. Milas- İkizköy ve Rize- İkizdere köylülerinin yaşam alanlarına sahip çıkmak için direnişi buna örnektir.

Çanakkale- Kazdağları'nda, altın aramak isteyen şirket, ocak açmak için milyonlarca ağacı kesti. Çevrecilerin yoğun baskısı, davanın kazanılmasıyla maden faaliyeti durduruldu. Ama olan, yok edilen ormanlara ve temiz su kaynaklarına oldu. Kazdağları, yolunmuş kaza döndü.

Oysa, Kazdağları, ( Mitolojide, İda Dağı) Tarihte, tanrıçalar arasında ilk güzellik yarışmasının yapıldığı, efsanelerle ünlü bir dağ.( Sarıkız efsanesi ve Hasan Boğuldu efsanesi)

Truva antik kenti burada ve Çanakkale Savaşları bu bölgede yaşandı.

Turizm ile altın yumurtlayacak olan tavuklar birer birer kesiliyor.

Ömrü 40-50 yıl olan hidroelektrik ve termik santraller için antik kentler yok sayılıyor...Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine kömür havzası sağlamak için çevresindeki köyler birer birer yok edildi ve kamulaştırıldı.

Ayrıca, bu termik santrallerin olduğu şehirlerde yaşayan insanlar zehir solumakta ve kanser vakaları sürekli artmakta.

Oysa, bu santrallerin çevresinde yer alan Lagüna, (Turgut-Yatağan) Stratonikeia (Yatağan), Keramos (Milas- Ören) Antik kentleri turizm açısından çok önemli yerler.

Hasankeyf barajı(Mardin) yapılınca Hasankeyf uygarlığının eserleri suların altında kaldı. Binlerce yıllık uygarlıklar, termik ve hidroelektrik santralleri uğruna feda ediliyor.

Dünya'nın 3. büyük havalimanı olan, Atatürk Havalimanı iptal edildi. İstanbul Havalimanı yapılması için;

Kuzey Ormanları'nda milyonlarca ağaç kesildi,  kuş göç yolları üzerinde bulunan sulak alanlar dolduruldu.  Yeni Havalimanı yapılırken toprakla doldurulan yerde, leyleğin şaşkınlıkla beklediğinin fotoğrafını gazetede gördüm ve acı duydum.

Bazen kuş sürüleri uçaklar havada iken zarar vermektedir.

Aşırı rüzgar nedeniyle uçaklar iniş ve kalkışlarda zorlanmaktadır. İstanbul'da hiç yaşanmayan hortumlar görülmektedir.

Doğa harikası olan, tarım ve turizm yerlerden biri olan, Mersin- Gülnar'da Akkuyu Nükleer santrali yapılıyor. İnşaat sırasında bir patlama oluyor ve 2 kişi yaralanıyor. Nükleer santralin yapım aşamasında Ruslar, denetime izin vermiyor. Ayrıca 2. Nükleer santralin Sinop- İnceburun'a, 3. nükleer santralin de Kırklareli'nde İğneada'da yapılacağı belirtiliyor.

 İğneada; korunması gerekli olan, nadir bulunan ekosistemlerinden biri olan, Longoz Ormanlarına sahip olan, Türkiye'deki 4 bölgeden biri.

Avrupa Devletleri, aşama aşama Nükleer santrallerden kurtulmaya çalışıyor. ileri teknolojiye sahip olan Japonya'da bile Fukişima şehrindeki nükleer santral patlıyor;   ortaya çıkan tsunami şehri, hayalet şehre çeviriyor ve milyonlarca insanı etkiliyor. Oysa, Japonlar, 9 şiddetli depreme dayanıklı bir nükleer santral yaptılar.

1986'da, Ukrayna'da( SSCB), Çernobil Nükleer santrali patlayınca, 2. Dünya Savaşı sonunda, Hiroşima'ya atılan atom bombasının 50 katı kadar radyasyon çevre ülkelere yayıldı. Karadeniz'e komşu olan tüm ülkelerde(Türkiye dahil) doğrudan ve dolaylı(kanser vakaları artıyor)olarak yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi ve anomali bebekler doğdu.

Bizde böyle bir nükleer facia yaşanmayacağının garantisi var mı?

İnsanlar ve doğa açısından daha güvenli, yenilenebilir enerji üretimi yapılmalıdır.

Şimdi de Marmara Denizi'nde bir felâket yaşanıyor; müsilaj denilen, deniz salyası sürekli çoğalıyor; Ege ve Karadeniz'e doğru ilerliyor.

2018'den beri alarm verdiği halde, sanayii ve evsel atıkların denize boşaltılması, denetim olmaması nedeniyle Marmara Denizi, içindeki canlılarla birlikte ölüyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı acilen çalışmalara başladı; umarım, sonuç iyi olur ve Marmara Denizi kurtulur.

Ulaştırma ve Denizcilik Bakanı, 'Kanal İstanbul' yapılırsa, deniz salyasının önüne geçileceğini söylüyor.

'Kanal İstanbul' için kazılar, Haziran ayında başlayacak. İstanbul'u bir ada haline getirecek olan bu proje, Jeologların ve deprem bilimcilerin karşı çıkmasına rağmen yapılırsa; olası şiddetli bir depremde bir çevre ve insanlık felaketi yaşanmaz, umarım.

'Kanal İstanbul' ile,  Türkiye'nin Uluslararası alanda güvenliğini sağlayan 1936- Montrö Boğazlar Sözleşmesi' de yok sayılacaktır.

Büyük projeler gerçekleştirilmeden önce, heyetler tarafından bilimsel incelemeler yapılmalı; ortak akıl devreye girmelidir.

Doğa ve bilimle inatlaşmanın bedeli çok ağır olur... Milyonlarca insanın can ve mal kaybına yol açacak olan çok  büyük bir  çevre  felaketine sebep olabilir.

İçinde yaşadığımız cennet vatanı korumak, gelecek nesillere aktarmak için herkes üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.

5 Haziran, Dünya Çevre Günü idi!..

Çevre felaketlerinin yaşanmadığı, gerçek anlamda 'Çevre Günü' nü kutlamak umuduyla.

"Kıyamet kopsa, elindeki fidanı dikeceksin" diyen Hz. Muhammed'i,

"Yaş kesenin başı kesile" diyen Osmanlı padişahı, Fatih Sultan Mehmet'i ve Yalova'da yapılan köşke zarar verecek diye, dalı kesilecek olan çınar ağacına zarar gelmesin diye, köşkü raylarla yerinden başka yere taşıtan Mustafa Kemal Atatürk'ü saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülden Sökelioğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ın en tanınmış antik kenti sizce hangisi?