ELLİ YILDA EBEVEYNLER VE ÇOCUKLAR…

                 - Adam, çocuk okuldan geldi, yarım saat kadar defterlerine yazı yazdı. Bir bardak su içti. Sonra okumaya başladı. Ha bire okuyor. İki saati geçti. Yemek de hazır bir ünleyiversen.

                  - Tamam can yoldaşım.

                  -Evladım yemek hazırmış, haydi yemeğe.

                   -Tamam baba… Az bir ders kaldı geliyorum.

                    -Can yoldaşım geliyorum dedi yavrucak. Biz yemeğe başlasak mı? Gerçi her zaman geliyorum diyor. Biz yemeği bitiriyoruz, hala gelemiyor kereta… Yine öyle olabilir. Biz yine de biraz bekleyelim.

                     Ebeveyn olarak tanımlanan ana baba, önceki deneyimlere bakarak bekliyorlar. Aradan bir saat geçiyor. Yemek soğuyor. Ana, yemeği tekrar ısıtma ile ısıtmama arasında ikircikli. Günlük konuşmalar, değerlendirmeler, derken bir yarım saat daha geçiyor. Ana bu defa yemeği ısıtıyor. Kendisi de ısınmış durumda. Bu sefer adam akıllı ben çağırayım. Babası hoş görülü, ondan aldırmıyor.

                    -Yavrum haydi yemeğe. Bak yemek soğudu, yeniden ısıttım. Hem biraz da dinlenmiş olursun haydi bakayım.

                    -Tamam ana, az bir şey kadı. Geliyorum.

                    -Seni eşşek sıpası. Yemeğe dedim. Haydi bakalım çabuk. Geliyorum zorla getireceğim. Yeter çalıştığın haydut seni…

                     Çocuk bakıyor ana gelmekte. Hemen kitabı kapatıp sofranın başında buluyor kendini. Ana söylene söylene servis yapıyor. Nefis yemek ısıtıldı, ama güzelliğini yitirmemiş diyor kendi kendine. Yemek yendikten sonra çocuk heyecanla kitabını alıp bir köşeye çekiliyor. Başlıyor tekrar okumaya. Baba haber dışında gazetelerin tam okuyamadığı makalelerine dalıyor. Ana ise komşudan aldığı örneğe uygun kazağa mı başlasa, yoksa toplumsal kursta gördüğü yarım işi mi tamamlasa seçeneksiz. Ya da biraz kitap mı okusa bilemiyor. Karar veriyor, kazak örneğini çıkarmaya.

                      Günler, haftaları kovalıyor. Akşamları ailelerde benzeri yaşam küçük farklılıklarla sürmekte. Ancak babanın bir şüphe kafasını karıştırmakta, beyninin tırmalamaktadır. Öğretmenler mi çok ödev veriyor, yoksa çocuk okuduğunu mu anlamıyor da tekrar tekrar okuyor diye. Fakat düşünüyor, eğitmenin eğitimini almış insanlar niye böyle yapsınlar diyor. Derken bir gün okula giderek sınıf öğretmeni ile konuşuyor. Öğretmen rahat, herkese dengeli ve sıkmayacak ödev veriyoruz. Ancak okumanın zararı yok, okuduklarına dikkat etmeli diyor. Baba ders kitapları dese de tam anlatamıyor. Can yoldaşı ile konuyu konuşuyor. Dikkatli takip edelim diyorlar. Derken çocuğun kitap içinde kitap okuduğunu, kendilerince yakalıyorlar. Kitap içindeki kitaplar çizgi romanlar ile çocuk hikayeleridir.

                      Bundan elli ile altmış yıl öncesi yaşanan ev halinin toplumsal durumu ise; Kent merkezlerinde sıra sıra sinemaların film tanıtım afişlerine ait panolar, altlarında kitapevlerinin dışında dizi dizi kitap satıcılarının varlığıdır. Sokak satıcılarının yaptığı satışların yanında, elden ele kitap takasları ve okuma yarışları da devam etmektedir bireyler arasında. İki yüz ile üç yüz kişilik sinema salonları dolup dolup boşalmaktadır matinelerde.

                      Sokak kitapçılarında satılan küçük küçük kitapların başında, soyut düşünmeyi geliştiren çizgi romanlar gelmekteydi. Konyakçısı, doktoru ve benzeri kahramanları ile Tommiks, Teksas, Zagor, Kaptan Miki, Zembla gibi seriler, 1969 yılında yayın hayatımıza girmiş ve çok hızla büyük okuyucu kitlesi oluşturmuştu. İlki Tom Braks’tı. Amerika’da yayına başlamıştı çizgi roman.  Taşra, şehir merkezi, banliyö demeden kötülerin peşinde, yardımcıları ile koşturan kahramanlarla dolu çizgi romanlar. Her bölümde bıyıklıdan sakallıya, Çinliden kızılderiliye, kadından erkeğe her türlü kılığa girebilen kahramanlarla renklendirilmiş çizgi romanlar. Aslında ilk olarak İtalya’da Alan Mistero, Fransa’da Ombrax adıyla yayınlanmışlar ve Amerika’da ünlenmişlerdir. Her bölümde kötülere gereken dersler verilmiş, suçlular yakalanmış, kurtarılacaklar kurtarılmıştır. Bölüm sonlarında başarının ardından mutlaka twist yapılmıştır. Ülkemizde ise başına Tom eklenerek bildiğimiz isimlerle çizgi romanlar ortaya çıkarılmıştır.

                     Düz yazı alanında çok satanların başında ise Kemalettin Tuğcu romanları gelmekteydi. Her biri ayrı heyecandı. Kuklacı, Yer altında bir şehir, Sokak köpeği, Bir garip kızcağız, Küçük serseri, Bu çocuk kimin, Annelerin çilesi, Yetim Ali, Balıkçının kızı, Küçük hanım, Babam ve ben, Şeytan çocuk, Yılanlı bağ, Dağdaki yabancı, Babasızlar, Benim annem, Baba evi, Cambazın kızı, Deniz kızı, Köyden gelen kız, El kapısı gibi iki yüzden fazla roman. Kimi zaman köprü altından uçurtmaları gökyüzünde donduran, kimi zaman bulutların hayaliyle üşümesini unutan, zaman boyacı sandığı omuzunda ve badem yağı ile cilalı boyalarla ayakkabıları parlatan, zaman zaman sokaklarda mendil ve kalem silgi satan, ama mutlaka mutlu sonla biten romanlar.

                    Yaşamın gerçekleriyle kesişmiyor diye pedagogların eleştirdiği, ancak soyut düşünmeyi geliştiren çizgi romanlar ile pembe sonuçlara ulaşan romanlar zamanla yerini; Mayk Hammer polisiye romanlarına, daha sonraları da Dünya Klasiklerine ve vitrin edebiyatı da denilen güncel okumalara ulaşan güzellikler serileriydi.

                     Ancak bilişim çağı dediğimiz bu günler ise garipliklerle dolu. Çok dikkatli olmak gerekiyor. İki tarafı keskin, tehlikeli bıçak ya da hançerlerle dolu ortamlardayız. Ya da tıbbi anlamda kortizon ilacı gibi iyileştirirken başka hastalıklara yol açan araçlarla iç içeyiz. Çalışmalar kolaylaştı. Her bilgiye çabucak ve kolay ulaşılabiliyor. Bilgisayarlar, akıllı telefonlar ve televizyonlar…

                    Fakat mutfakta bir televizyon bir dizi, salonda bir televizyon başka bir dizi, açık bilgisayar veya elde akıllı telefonlar ile; vuran, kıran, öldüren, akla abes birçok yayın ve oyunlarla karşı karşıyayız. Peşinden Mavi Balinalar, intiharlar geliveriyor.

                    Geçen gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde, Boğaziçi Üniversitesinin Bilişim Hastalıkları bölümünü kurduğunu okudum.

                    İrkildim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.

02

Akıllı Telefon - Maalesef ki günümüzde en yakın arkadaşımız akıllı telefonlar oldu. Arkadaşsız yaparız ama telefonsuz bir 10 dakika düşünün yapabiliyor muyuz?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 09 Temmuz 14:15


Anket Milas'ın en tanınmış antik kenti sizce hangisi?