OYNAMAK SEVMEK DEĞİLDİR…

                 Enik, yavru, buzağı, poza, kulin, bala veya bebek… Sözcük olarak birçok tanımlaması var, hepsi organizmalıların yaşama yeni başlayanları için. Bazıları gözlerini açar açmaz yaşama tutunmaya başlar. Kimilerinde süreç biraz ve bazen de epeyce uzundur. En müşkülü ve uzun süreni ise bala veya bebektir. Bir başka deyişle insan yavrusudur. Sürenin uzunluğu canlıların genel ömürleri ile oranlanırsa sürecin çok daha uzun olduğu hesaplanabilir.

                Bir bala veya bebek göbek bağı kesildiğinde, yani gözlerini dünyaya açtığında ki; öncesi süreçleri de var. Nasıl beslenildiği, sağlıklı olup olmadığı, heyecanlar, acılar ve sancılar… Tabi ki hepsi unutuluyor, bala veya bebek ana kucağına verildiğinde.

                 Bir başka mecradır bala veya bebeğin ana kucağına verilmesi. Esas o zaman başlar sorumluluk, yorgunluk, uykusuzluk, sakin olma çabası veya sinirlenmeme ve saire. Annenin sütü yetecek mi? Hangi mama, hangi süt… Daha iyi nasıl beslenir, altı alınır, banyo yaptırılır, sabahlara kadar uykusuz kalınır ve benzerleri.  Tabi ki emek verenlere, sevgisi ile bütün yükler, emekler, acıları unuttururlar.

                 Bir de bazı büyük anneler, büyük babalar, amcalar, dayılar, teyzeler ve halalar vardır bala, bebek veya çocukları pek seven!... O kadar çok seven ki, ne bir kez çocuğa bakmışlardır, ne de bir kez olsun altını almışlardır. Dahası yemesiyle, uyuması ile ilgilenmişlerdir. Çocuğa geçen bu gündelik emek hiç ilgilendirmez onları. Zaman zaman da bu görevi yüklenen kimselerin yoluna taş bile koyarlar. Çocuğa olmadık zamanda çikolata almayı, ya da keyif olsun diye uykudan uyandırmayı marifet sayarlar. Çocuğun böylece bozulacak olan yemek ve uyku düzeni hiç ilgilendirmez onları, Çocuklara emekleri hiç geçmemiştir. Zira çocuğun terbiyesi de ilgilendirmez onları. Onlar çocuğu sevmek diye hoplatıp şımartmayı, her istediğini yapmayı, zaman zaman sağa sola küfür ettirmeleri, çocuğun terbiyesi bozulunca da şaşmayı bilirler. Çocuğun kişiliği hiç önemli değildir. Susturmak ya da çocuğun talebini ötelemek için alıverilen abur cuburların, gelecekte çocuğu rüşvetli yaşama yönelttiği de ilgilendirmez onları. Çocukla bir oyuncak gibi oynamayı onu sevmek sanırlar.

                Oysa bir çocuğu sevmek, ona agucuk, gugucuk yapıp onu “ fış fış kayıkçı “ diye sallamak ve her istediğini yapmak değildir. Bir çocuğu sevmek, oyuncakmış gibi, sepetten alırcasına hoplatıp ve zıplatıp sepetine bırakmak değildir. Bir çocuğu sevmek, onun basit hareketleriyle, yarım konuşmasıyla gönül eğlemek de değildir. Bir çocuğu sevmek, ona kuru yaşamımıza renk ve neşe katmak için, “ de bakayım dedeciğim, de bakayım teyzeciğim de bakayım halacığım, de bakayım amcacığım “ diye kendi kulağımızı gıdıklayan sözcükler belletmek zaten hiç değildir.

                Çocuğu sevmenin ne olduğunu, en iyi yine çocuklar bilirler. Ve kendilerine ağucuk yapıp çikolata alanları değil, onlara emek verenleri severler. Karşılıksız emek verenlere güvenirler. Bir çikolataya çocuğun gönlünü satın almaya kalkıp ona istediklerini yaptırmaya inat, “ haydi bir oyna, haydi bir şarkı söyle “ ricalarına dut ve put kesilerek yanıt verirler.

               Zordur çocuk sevmek, onun sizin olduğu kadar, hatta çok daha fazla hayatın kendisi olduğu için sevmek, çok yavaş görünüp çok hızlı gelişen bir oluşuma yön vermek: Suyun akışını kesen taşları yorulmadan iteleyip en güzel denize, hayata karışmasına payı olmak, bir gelişmenin olabilecek en iyi oluşum olması için emeğini katmak, hiç olmaz ise emeği esirgememek zordur. Zordur ya, bize sunulmuş olan bu güzel hayata ödememiz gereken, yan çizmeye hakkımız olmayan bir ederdir çocuğa verilen emek. Kısa vadeli hesapların yapılamayacağı tek karşılığı, daha güzel insanların yaratılmasına katılmak olan emektir.

                En uzun birkaç ayda yetişen diğer canlılara rağmen en az on sekiz yıl süren bir süreci, sevgi ile, karşılıksız emek ile bezeyelim. Güzel suları, güzel denizlere ulaştırır gibi. Karşılıksız emek verelim, sürdürülebilir bir yaşam paylaşımı yapalım, sevgiyi ve güveni o zaman görelim…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ın en tanınmış antik kenti sizce hangisi?