MAZHAR OSMANLIK OLMAK..!

Mazhar Osman Usman, ruh ve sinir hastalıkları uzmanıdır ve Türkiye'de ilk modern ruh sağlığı hastanesini kuran Türk doktorudur.
Mazhar Osman adı, psikiyatri ile özdeş tutularak halk arasında ruhsal sorunu olanlar için, "Mazhar Osmanlık" deyimi kullanılmıştır.
Mazhar Osman, Meriç ırmağı kıyısındaki Dedeağaç'ın Sofulu köyünde doğmuş,
(5 Mayıs1884 ) 31Ağustos 1951'de İstanbul'da ölmüştür.
Banka memuru olan babasının Kırklareli'ye tayini nedeniyle ilkokulu burada okur. Babasının tayini İstanbul'a çıkınca idadiyi(lise) Üsküdar'da okur. Mülkiye'yi okumak istese de ailesinin maddi durumu nedeniyle Tıbbiye-i Askeriye okuluna gider. Babası işini kaybedince okumak için, harçlığını çıkarmak amacıyla; İstanbul'da evde ya da hastanede ölenlerin başında sabaha kadar bekler.
Mazhar Osman, tıbbiye okurken kadın doğum ya da dahiliye okumak ister. Ancak kabul edilmeyince akliye- asabiye bölümünü seçer. Bir yakın arkadaşı:
" Bunca okumadan sonra mecnunlarla mı(deliler) uğraşacak sın? Yapma Allah aşkına Mazhar. Bu tam manasıyla zekanın intiharı demektir!" diye karşı çıkar. Ama O'nu vazgeçiremez. 1904 yılında tabip yüzbaşı olarak mezun olur ve Gülhane Askeri Hastanesi'nde Akliye Servisinde stajını yapar. 1906'da, Askeri Tıbbiye'de akıl hastalıkları dersi muallim(öğretmen) yardımcısı olur. İlk eseri olan, " Tababet-i Ruhiye" yi yayınlar. 1908' de Almanya'ya giderek; Berlin ve Münih Üniversitelerinde ihtisasını yapar ve Almanca öğrenir. 1912'de Balkan Savaşı'nda, 1914'de 1. Dünya Savaşı'nda askeri doktor olarak cepheye gider. Haydarpaşa Askeri Hastanesi'ne Akliye ve Asabiye mütehassızlığına
(uzmanlığı) atanır; savaşa gitmemek için akıl hastası numarası yapanların oyununu bozarak askere gitmelerini sağlar.
Mazhar Osman, Toptaşı Bimarhanesi'ni( akıl hastalarının tedavi edildiği yer) çağdaş ve modern bir hastane yapmak için uğraşır.
Haydarpaşa Askeri Hastanesi'nde tedavi için gelen hastaları arasında ünlü şairler, Tevfik Fikret ve Abdülhak Hamit 'de vardır. Ayrıca hiciv (yergi)üstadı, Neyzen Tevfik'de tedavi için sık sık hastaneye gelir.
5 Mart 1920'de 'Yeşilay Cemiyeti' ni kurar.
Toptaşı Bimarhanesi'nde tedavi edilen hastalar için, Bakırköy'de terk edilmiş durumda olan Reşadiye Kışlası'nı arazisiyle birlikte devletten ister. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Başbakan İsmet İnönü ve İçişleri bakanı Refik Saydam'ın onayıyla 1924'de başlayan süreç, 15 Haziran 1927'de, Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesi'nin kurulmasıyla tamamlanır. Uzun bir süre bu hastanenin başhekimliğini yapar.1933'de Ordinaryüs profesör olur ve İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniği başkanlığına getirilir. 1934'de Soyadı Kanunu çıkınca, 'Usman'( Uzman) soyadını alır. 1941'de emekli olur ve 1951'de şeker hastalığı, nefes darlığı nedeniyle vefat eder. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, bir dönem O'nun adıyla, 'Mazhar Osman Hastanesi' olarak anılmıştır.

*. *. *
Ölümünden iki gün sonra, Bakırköy' deki kıdemli hastalarından,
'De Gaulle' (Fransız generali) lakaplı bir hasta, pencereden bahçedeki doktorlara seslenir: "Doktor beyler, Mazhar Osman öldü diye uydurmuşlar. Mazhar Osman, ölür mü, ne saçma şey. Bir zamanlar, Atatürk öldü diye çıkarmışlardı."

*. *. *
Mazhar Osman ve Atatürk
Birgün, esprili ve renkli kişiliğiyle tanınan Mazhar Osman Atatürk ile sohbet etmektedir. Bir ara Atatürk, Mazhar Osman'a sorar: "Osman Bey, bu delilik nasıl bir şey?"
Mazhar Osman: "Gazi paşam, az da olsa herkeste bir parça vardır" deyince, Atatürk: " Ne demek istiyorsun, bende de mi var?" der. Hoşsohbet ve sözünü esirgemeyen biri olan Mazhar Osman: "Ohoo...Sizde herkesten bin beteri var. İçeride ve dışarıda, dört iklim yedi cihana kafa tutmak, akıllı adamın yapacağı iş mi" der. Atatürk, bu söze dakikalarca güler.

*. *. *

Mazhar Osman ve Neyzen Tevfik.

Mazhar Osman, Neyzen Tevfik'e içki içmeyi yasaklamış, içmeye devam ederse hayati tehlike doğacağını söylemiştir. Aralarındaki samimiyete dayanarak içki içmeyeceğine dair ant içirmiştir. Bir süre sonra, bir yerde içki içerken görünce: " Hani sen, içki içmemek üzere ant içmiştin?" deyince, Neyzen Tevfik de:" Üstad, biz fakir adamız; bulunca içki içeriz, bulamayınca ant içeriz" demiştir.

*. *. *

Mazhar Osman ve Fahrettin Kerim Gökay

Mazhar Osman,
Dr. Fahrettin Kerim Gökay vali olması sorulunca şöyle demiştir:
" Fahrettin'i iyi tanırım, benim yanımda işe başlamıştı, yetenekli ve hırslıydı, bir an önce yükselmek istiyordu. Sonunda Ordinaryüs profesör oldu, ama bunun üstünde bir makam yok.
Şimdi vali oldu. Yakında milletvekili, sonra bakan olmak isteyecek ve sanırım olacak da. Sonra başbakanlığa gelmek isteyecek, Türkiye'de bu da olasıdır. Siyasetin en üst makamı Cumhurbaşkanı'dır.
Belli olmaz, cumhurbaşkanlığına da getirilebilir. Ama sonra peygamber olmak isteyecek ki; işte o zaman onu yine bana getirecekler..." *

Birgün, Mazhar Osman'a sorarlar: "Delilerden korkar mısın?" diye. O' da şöyle yanıt verir: " Ben, Delilerden değil, akıllı geçinenlerden korkarım, hele piskopatlardan çok çekinirim. Onlar vefasızdır, onların dostluklarına hiç güvenilmez. Kendilerini dev aynasında görüp, başkalarını küçümserler, bu sayede büyüyeceklerini sanırlar. Tek amaçları, kısa sürede şöhretin yolunu bulabilmektir. Bunu başarabilmek için, şeytani zekalarıyla herşeye başvurabilirler."

*. *. *

Hastalardan biri, Mazhar Osman'a: " Sen delisin!" demiş. Mazhar Osman, gülmüş: " Senin, bana, deli demen, önemli değil, ama ben sana deli dersem buradan bir daha çıkamazsın! " demiştir. **

Mazhar Osman'ın oğluna son sözleri.
Oğlu, Azmi Cülmut Uzman'a son sözleri şöyledir:
"Oğlum, belki seni bir daha göremeyeceğim. Hayatta çok çalıştım, muvaffak( başarılı) oldum, mevki ve şöhrete nail oldum. Şu anda bunların aciz kıymetler olduğunu öğreniyorum. Hayatta ne olursan ol, parayı hakir( değersiz) gör, şöhretten iğren. Fakat dik yürü ve iyi bir insan ol! " *

*. *. *

Günümüzde ise;
ağır ekonomik bunalım, geçim sıkıntısı, Türk Lirası'nın yabancı paralar karşısında çok değer kaybetmesi, her gün, her ihtiyaç maddelerine yapılan zamlar, insanları stres, kaygı ve bunalıma sürüklemektedir...
Cinnet geçirerek kendini, eşini, çocuklarını, yakınlarını öldürenleri her gün gazetelerde okuyoruz, televizyonda seyrediyoruz..
Ülkemizin içerde ve dışarıda yaşadığı sorunlar, siyasetçilerin de sevgi dili yerine zehirli bir dil kullanmaları, kendileri dışındakileri şeytanlaştırmaları da toplumu ruhen çöküntüye uğratıyor...
Ekranlarda, çöpten yiyecek arayanları, akşam karanlığında pazardaki atılan sebze ve meyve artıklarını toplayanları görmek çok üzücü bir durum...
Ayrıca, marketlerde, bebek mamalarının, sıvı yağların kilitli bölmelere konması insanların ne kadar zorda olduğunu gösteriyor...
Elektriğe, doğalgaza, akaryakıta, kömüre, gıda maddelerine, ulaşıma ve eğitim giderlerine sürekli zam gelmesi de insanlarımızı bunalıma sürüklüyor...
Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 3 bin TL'ye, yoksulluk sınırının ise 10 bin TL'ye dayandığı ülkemizde insanların hali perişan...
Türk Milleti, bu yoksulluğu hak etmiyor. Bazıları para denizinde yüzerken, halkımızın açlık ve sefalete sürüklenmesi kabul edilemez.
Zor durumdaki insanlarımıza devletin, 'Sosyal Devlet' ilkesi gereğince yardım yapması gerekmektedir. Toplum olarak çok ağır bir bunalım ve çaresizlik içindeyiz.
Bir eczacının şu sözü çok anlamlıdır: " Eskiden, insanlar, hep ağrı kesici ilaç alırken, günümüzde ise psikiyatri ilaçları alıyor" demişti.

*. *. *

İslam Dini'nin peygamberi, Hz. Muhammed'in şu sözü çok anlamlıdır:
" Komşusu açken, tok yatan, bizden değildir."

İnsanlarımızın karnının tok olduğu, insan onuruna yakışır şekilde yaşadığı, yüzünün güldüğü, gençlerin mutlu ve gelecekten umutlu olduğu, refahın eşit şekilde paylaşıldığı, komşularımızla barış içinde yaşadığımız güzel günlerin gelmesi dileğiyle...

*. *. *

Padişahlık dönemine ait bir fıkra şöyledir.
Padişah, sarayının ve sürekli savaş halindeki ordusunun masrafları için halktan aldığı vergileri arttırır. Yaverini çağırır, kıyafet değiştirerek halkın arasına girmesini ve durum değerlendirmesini ister. Yaver, halkın şikayetçi olmadığını padişaha söyler. Bir süre sonra tekrar vergiler arttırılır. Padişah, yine yaverini çağırır ve aynı görevi verir. Yaver, yaptığı tesbite göre halkın sakın olduğunu söyler... Sonra gelir azalınca vergiler daha da arttırılır ve yine yaver görevlendirilir. Yaver ise, bu sefer kullarının gülmeye ve oynamaya başladığını söyleyince, padişah: " Vergi almaktan vazgeçelim" demiş.

*. *. *

Bu kadar ağır ekonomik şartlar altında ezilen insanlarımız, " Mazhar Osmanlık" olmadan, aklını kaybetmeden devlet yetkilileri, zamları geri çekmeli, gereksiz israfdan kaçınmalı ve adaletli davranmalıdır.

Kaynak: Google
Vikipedi
* Ogün Haber- Erkan Yılmaz
** Fıkradeposu.com
* Listelist.com Yazar: Nurten Bengi Aksoy

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülden Sökelioğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ın en tanınmış antik kenti sizce hangisi?