CANIM ANAM

          Yeşilyurt (Pisi) eşrafından Bekiroğlu Ömer torunu, Bekiroğlu Mehmet kızı, Dayılarım Ömer, Feridun ve Kazım Alsan’ın kardeşleri sevgili annemiz Rakibe Mutlu, 15 gün önce hakka yürüdü. Vefatı bizleri çok üzdü. Işıklarda uyusun, mekanı cennet olsun. Anne tarafı da Hacıkemiksizler’in Cemile kızı Bakiye ninemdir. 1936 Ahiköy doğumludur. Dünyaya sanki iş işleme ve her daim üretim yapmak için gelmiştir. Anam, her Anadolu kadını gibi üretkendi desek yeridir. Hatta fazlası vardır. Ev işlerinin yanı sıra tütün, tarla işi, terzilik ve kadın berberliği de yapardı. On parmağında on hüneri olan ender bir insandı. Anamın hiç oturduğunu görmedim, bilmem. Elinde her zaman bir işi olurdu. Boş durmaz ve kendine gün içinde mutlaka bir iş yaratırdı. Mucize kadın ne zaman yatar, ne zaman kalkar ve hemen işe nasıl başlar göremezdik. Hayat meşgalesi onu çok yordu. Yılmadı ama hep çalıştı, çalıştı, çalıştı, üretti. Bu dünyadan alacaklı gitti. Çünkü, anacığım yaşarken tükettiğinden daha fazlasını üretmiştir.   

          Kardeşlerim Anne diye hitap ederdi ama ben hep ‘’ANA’’ derdim. Ana kelimesi, tıpkı üstünde yaşadığımız kadim toprakların da adı olan ‘’Anadolu’’ gibi daha sıcak ve içten gelirdi. Onu, kutsal bir varlık gibi görür ve’’ Ana, Anam, Anacığım ‘’derdim. Bizde hakkı çoktur. Yemedi yedirdi, içmedi içirdi. Yaşarken birçok kez helalleştik ama emeğine saygı gereği tekrardan helal etsin. Toprağı bol olsun.

          Genç kızlığında Halk Eğitim Merkezinin açmış olduğu biçki dikiş kursunda başarılı olunca, mezuniyet sonrası birçok iş siparişi alır ve para kazanmaya başlar. Evlenip Berberler sülalesine gelin geldiğinde kolunda altın burma bilezikler ve boynunda katar katar Cumhuriyet altını ile geldiğini bize anlatırdı. 1956 Mart ayında rahmetli babam Cemil Mutlu ile evlendiğinde toprak damlı bir eve gelin gelmesi onu hiç etkilememiş ve iki yıl içinde toprak evi yıktırarak yerine taş yapılı kagir bir ev inşaat ettirmişler. Kardeşlerim Zühra, Hatice ve Cem bu evde dünyaya geldiler. Ben ise toprak damlı yuvgu taşlı evde dünyaya gelmişim. O yıllar zorlu yıllar olsa da soyadımız gibi ailece daha mutluyduk.  İyi güzel bir yaşantımız vardı. Anamızın iş yoğunluğu nedeniyle bizleri kucağına alıp saçımızı okşadığını ve sevdiğini hiç görmedik. Babaannemiz Hatçe Ninem, bizleri sever, okşar ve kucaklardı. Kucağında yatar uyur kalırdık. Sevgi eksikliğini yıllar sonra anama sordum; ‘’neden bunu yaptın’’ diye? Üzülerek iki yıl önce şunu söyledi: ‘’Ah oğlum Ah! bizler büyüklerin önünde çocuk sevemezdik, hoş karşılanmazdı. İş gayıt çoktu. Şimdiki aklım olsa bunu yapmazdım’’ deyince duygulu anlar yaşadık. Kültür anlayışı gereği anacığıma hak verdim. Şimdi bizler bunu yapmıyoruz ve çocuklarımızı torunlarımızı doyasıya seviyoruz. Sevgi çok önemlidir. Bunu yıllar sonra bile dile getirmesi bile erdemdir.

      Ev işi, tütün tarla bahçe işi ve terzilik yetmemiş gibi bizleri çocuk yaşta neneme emanet ederek babamla beraber iki aylığına 1965 yılında Söke’ye kadın berberliğini öğrenmek için (kuaför)kursuna gitti. Bu zaman zarfında Söke’de babamın asker arkadaşı rahmetli Halıcı Haydar İncik’in evinde misafir olarak kaldılar. Haydar Amcamın, eşi Fatma Hanımın ve babamın ruhları şad olsun. Haydar Amcamın bizde emeği çoktur. Söke dönüşü işleri çok arttı. Merkezden ve köylerden gelin başı ve saç kesimi için bayan müşteriler evimize gelirdi. Yatağan’ın ilk kadın kuaförü Anamdır. Birçok terzi ve kuaför çırağı vardı. Onları yetiştirdi ve usta yaptı. Ahilik geleneğini sürdürdü. Evimizin alt katı tam bir atölyeydi. Hafta sonları özellikle kalabalık olduğu için erkenden uyanırdık. Ev işlerini artık yetişkin olan iki kız kardeşlerimde üstlenir oldu. İş çok ne yapsınlar. Okul ve ev işi derken günler geldi geçti. Babamla Anam tam 50 yıl evli kaldılar. 2006 yılında sevgili babamızı kaybedince, anamıza daha çok sahip çıktık. Fakat yıllar onu yormuş ve birçok hastalığı da beraberinde getirmişti. Yorgun bedeni hastalıklar nedeniyle uzun dirense de son iki yıldır çöktü. Hastalığı süresince kardeşlerim Zühra, Hatice ve Cem gül gibi baktılar. Haklarını ödeyemem. Benden daha fazla emekleri vardır. Anam, 86 yaşında, anamın annesi Bakiye Ninem 101 yaşında, ninesi Cemile (Bebbe nine) 106 yaşında vefat ettiler. Ruhları şad olsun. Anamda bir o kadar yaşar diye düşünürdüm. Genleri sağlam diye. Bir asrı deviremeden vefat etti. İçimiz buruk. Anacığım rahat uyu. Seni çok özleyeceğiz. Bu satırları yazmak benim için hiç kolay olmadı. Seni hiç unutmayacağız. Senin için övgü dolu ne kadar çok kelimeler yazsam azdır. Yetmez. Kardeşlerim adına yaşamında bizlere yer verdiğin için de teşekkür ediyoruz. Hakkımız helal olsun. Senin gibi üretken bir ananın evladı olmak bizlere gurur veriyor. Ruhun şad olsun…

              Bu satırları yazarken aklıma gelen ve anamı unutmama adına ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in kendi şiirinden iki dizeyle veda edeyim:

‘’ İki şey var ancak ölümle unutulur

Anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü’’

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgay Mutlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Milas'ın en tanınmış antik kenti sizce hangisi?