MANTIKU'T- TAYR (KUŞ DİLİ)

İran'ın Horasan bölgesinin Nişabur şehrinde tahminen Hicri 542 tarihinde,( M.S.1158) İbrahim isimli bir babadan Muhammed isimli bir çocuk dünyaya geldi. Bu çocuk büyüyünce tababet(tıp) ilmiyle ve tedavi usulleriyle uğraşmaya başladı. Baharat ve tedavi yöntemlerinde usta oldu. 'Attar' adını buradan almıştır. Kendisi, zamana göre çeşitli zahiri ilimleri de tahsil etmiş ve iyi bir tasavvuf ehli de olmuştur.
İnsanları manevi gıda ve ilimlerle beslemek ve yetiştirmek için çalışmış, büyük makamlara ulaşmış bir İslam alimi olmuştur. Hem maddi, hem de manevi olarak insanlara şifa dağıtmıştır.
Aynı zamanda şairlik yönü de olan Muhammed Hazretleri "Attar" ve "Ferit" isimlerini mahlas ( ünvan) olarak kullanmış ve böylece Şeyh Muhammed, Ferîdüddîn Attâr ismiyle şöhret bulmuştur.
Attâr, bir çok güzide eser kaleme almıştır. Bunların bazıları şunlardır:
- Divân
- Esrarname
-Cevahirname
- Musibetmâme
- Tezkiretül Evliya
-Şerhül Kalb

Ferîdüddîn Attâr'ın "Mantıku't- Tayr" adlı eseri, Hz. Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini, resulü Zişan'ın(sav) hadislerini, ayrıca nasihat ve yol gösteren hikmetli söz ve bilgilerini ihtiva eder.
"Attâr", " Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle de diriltilirsiniz" emri ilahisine sımsıkı sarılmış; yaşadığı zamanın kutlu bir insanı, velisi, şeyhi, velhasıl bütün bir kainatın İslâm'i temsilcisi olma şerefine erişmiş, bir Allah dostu mübarek bir zat idi.
Muhammed Ferîdüddîn Attâr, evlenmiş ve çocukları olmuştur. Moğolların İran'a gelerek Nişabur'a girdiklerinde çağdaşı ve arkadaşı olan bir çok alimle birlikte Hicri 618' de
( M.1230)şehit edilmiştir.(1)
Feridüddîn Attâr, Mantıku't- Tayr(Kuş Dili) adlı eserinde;
hakikati arayanları, hakikat yolunun yolcularını kuşlarla simgelemiştir.
Kuşların amacı, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir. Ancak yol uzun ve zahmetlidir. Yolda hastalanan ve bitkin düşen kuşlar çeşitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler. Bunlar; nefsani arzular, servet istekleri, ayrıldığı yeri özlemesi, geride bıraktığı sevgilisinin hasretine dayanamamak, ölüm korkusu, ümitsizlik, pislik endişesi, himmet, vefa, küskünlük, kibir, ferahlık arzusu,kararsızlık gibi insana has özelliklerdir. Ayrıca, bir kuşun sorduğu " daha ne kadar yol gidileceği" sorusu vardır. Hüthüt kuşu, hepsine, bıkıp usanmadan tatminkar cevaplar verir ve daha önlerinde aşamaları gereken "yedi vadi" bulunduğunu, ve bu
"yedi vadi"yi aştıktan sonra kuşların padişahı olan 'Simurg'a ulaşabileceklerini söyler.
Bu kitapta yer alan bazı hikayelerden örnekler şunlardır:

1. Hikaye:
Gözü manevi gerçekleri görecek ve kalbi de anlayacak tıynette olmayan adamın birisinin bir küp dolusu altını varmış. Zamanı gelince adama emr-i Hakk vaki olmuş ve bir küp altını ortada kalmış. Mirasçılar ona konmuşlar.
Aradan bir yıl geçtikten sonra adamın oğlu bir rüya görmüş. Bu hali gören oğlunun rüyada babasına:
- Ey baba! Buraya niçin geldin? Bana anlat! demiş. Babası bunun üzerine oğluna şöyle demiş:
-Ben şuraya bir küp altın koydum. Göremiyorum. Acaba kimse aldı mı?
Oğlu devam edip şöyle sormuş:
- Peki baba, yüzün neden fareye döndü?
-Baba, oğluna şöyle cevap vermiş:
- Altın ve para sevgisi taşıyan bütün gönül sahiplerinin yüzü hep böyle oluyor. Bana bak, ders al. Kalbini para sevgisiyle doldurma. Böyle bir sevgiden vazgeç, sonun iyi olur.
(2)
*. *
2. Hikaye:
Bir yerde, bir köşede oturan fakir, hor ve hakir görülen bir meczup vardı. O zaman meşhur olan birisi, bu meczubun yanına vardı. O'na hitaben:
- Sende bir yeterlilik görüyorum. Anlaşılıyor ki huzuru bulmuş ve kendini bir noktaya adamışsın. Vücudun perişan, aklın dağınık değil. Huzur, içinde yuva yapmış.
Adamın konuşmalarını dinleyen meczup, O'na şöyle yanıt verdi:
- Senin dediklerin mümkün değil.
Huzur, burada ve bende ne gezer! Başımda dolaşan pire ve sineklerden daha kurtulamadım.
Sinek gündüz, pire gece düşmanım.Aman vermiyorlar. Gözlerim uykuya, bedenim rahatlığa hasret çekiyor.
Küçük bir sivrisinek Nemrut'un burnuna girdi de o sersem kâfirin beyni kaynamaya başladı.
Bilemiyorum ki, zamanın Nemrut'u da ben miyim? Sevgiden, ve sevgiliden nasibim yok! Bana düşenler sinek, pire ve sivrisinek.
(3)

*. *
3. Hikaye:
Zamanın birinde, Sultanın biri, bir diyarda duvarları dahi altınlarla süslenip, bezenmiş bir saray yaptırdı. Ama yüzbinlerce altın harcadı. Kaba inşaatı bitince içini de dayayıp döşetti.
Böyle lüks bir sarayın yapıldığını duyan başka ülkelerdeki idareciler ve insanlar ellerine birer tabak hediye alıp, hem ziyarete hem de sarayı görmeye geliyorlardı.
Bir gün bu sultan alimlerini, filozoflarını, sanatkârlarını ve nedimelerini çağırtıp, toplayarak hepsini bir yere oturttu. Onlara hitaben dedi ki:
- Güvenimi kazanmış, temayüz etmiş, seçkin olma özelliğine sahip tebaamın ileri gelenleri!
Yaptırdığım bu nadide köşkün, eserin güzelliğinde bir kusur veya eksiklik görüyor musunuz?
Bu seçkin insanların hepsi birden ayağa kalkarak,şöyle dediler:
-Ey yüce Sultanımız! Böyle güzel ve alımlı sarayı yeryüzünde ne kimse görmüş, ne de duymuştur. Her şeyiyle bir harika yapıdır. Güle güle kullanınız.
Hayırlı olsun.
Ama yalnız bu kişilerin arasında zühd ve salah ehli olan, akıllı ve bilgili bir kişi vardı. O, diğerlerinin görüşlerine katılmayarak, yerinden kalkıp sultana bakarak şöyle konuştu:
- Devletli Sultanım! Bu sarayın bir deliği var. Böylesi güzel bir saray için, bu pek büyük bir kusur sayılır. Eğer bu kusuru olmasaydı, bu saraya cennet bahçeleri bile hediye gönderirdi.
Bu söz üzerine, biraz şaşıran ve hiddetlenen sultan, bu adama sertçe bakarak:
-Ben padişah olarak böyle bir delik görmedim. Sen, bilgisizliğin ve cahilliğin yetmemiş gibi kıskançlığınla fitne fesat çıkarmak için konuşuyorsun, dedi.
Bu sefer zahid ve abid zad dedi ki:
- Ey Sultanım! Sarayında ecel kumandanı Azrail'e açık bir delik var. O da tıkanmadı. Esas o deliği tıkamak lazım ki, sarayın yalnız başına güzel olsun. O da tıkanamayacağına göre, zamanı gelince ne köşk kalır, ne saray, ne de taç. Onun haricinde başka kusuru yok.
Tam yaşanacak bir yer. Fakat baki değil, ölümlü ve fani. Buna da çare yok. Ecel geldiği ve seni teslim alacağı zaman her şey gözüne çok çirkin görünür.
Cennet misali köşk sana yar olmaz. Onun için bu saray ile fazla gururlanma, kibirlenme. Ölümü hatırla ve an, kendine gel, dizginlerini çek, nefsine ve şeytana esir olma, serkeşlikte bulunma.
Eğer sen kusurunu görmüyorsan , yakınında bulunan iyi bir kişi bu kusuru görür, yüzüne vurursa vay geldi senin haline.
(4)

Kaynak:
(1)-Enver Yaşarbaş
(Ön söz)

(2-3-4)Hikayeler
Mantıku't- Tayr
(Kuş Dili)
Şeyh Feridü'd- Dîn Attâr
Kitabı, Farsça'dan tercüme eden
Enver Yaşarbaş
( Emekli Öğr. Görevlisi)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülden Sökelioğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?