İLKOKULLARIMIZDA ÇOCUKLARIMIZA, ÖNCE KENDİ MÜZİĞİMİZİ ÖĞRETMEMİZ VE ONU SEVDİRMEMİZ…

Sevgili okurlar,

            Bilirsiniz, insan; yaşamı boyunca, sayısız olaylar yaşar, ya da onlara tanık olur… Bunların tamamına yakını sonradan unutulur gider…Tıpkı, geçen her anın, ya da saniyenin, zaman içinde sessizce akıp gitmesi gibi…Ama tüm yaşadıklarımız yahut tanık olduklarımızın aralarında öyle bazı olaylar vardır ki zaman zaman onları hatırlar, yeniden yaşarız…

Adına, kimi zaman “Anı”, kimi zaman “Hatıra” dediğimiz, bu kısa yaşam dilimlerinin hepsi de farklı uzunluklarda hem sayıları hem de konuları birbirinden oldukça farklı olan, çoğunluğu, belli belirsiz fotoğraf karelerinden bir araya gelmiş, birer, kısa film şeritlerinden başka bir şey değildir aslında…

Taa çocukluk çağlarımızdan itibaren başlar anılar, belleklerimizde kazınıp, oraya birer birer yerleşmeye…Bir yaşam boyu, ucu ucuna eklenir de eklenir uzar gider…Tıpkı, uğradığı her istasyondan, birer ikişer aldığı yolcularla, duracağı en son istasyona değin yoluna devam eden bir tren gibi…

Zamanla bazıları, silinip yok olsalar da ne zaman anılarımız gözümüzün önüne gelip canlansalar yeniden yaşarız, yıllar öncesi o yaşadıklarımızı…Kiminde hüzünleniriz, kiminde içimiz burkulur…Bazen de gözlerimiz dolar tıpkı çocuklar gibi…Ağlarız…Çocukluk…Ah o çocukluğumuz ah…Yaşamımızın hiçbir dönemi ile kıyaslanmayacak o devresi...O, ne güzeldir…En saf ve en temiz duyguları, hep o çağlarda duyarız içimizde…Başka hiçbir zaman yaşayamayacağımız ilk aşkları da hep orada yaşamadık mı? Orada oynadığımız oyunların ilki de sonuncusu da hep orada oynanıp ve yine orada kalmadılar mı? Sonra, ya o çocukluk arkadaşlarımız, o arkadaşlıklarımız…Hele o, hepsi de olmadık bahanelere dayanan, bir küsüp bir barışmalarımız…

            Benim çocukluk anılarımın arasında en başta gelen ve ayrı bir yeri olan anılarımsa okul yıllarımla ilgili olanlardır…Hele, ilkokula başladığımda ki, o “İlk müzik dersimizi” hiç unutamam sevgili okurlar…O gün, ilk kez gördüğüm, “Keman”ı ve öğretmenimizin bize öğrettiği, çocuk seslerimizle sınıfımızı adeta çın çın çınlattığımız, o “İlk çocuk şarkısı”nı nasıl unutabilirim ki?.. Ya o şarkının sözlerini?.. O iki kıtayı?.. Hala, ama hala, inanın sevgili okurlarım, taptaze ezberimdedir onlar. Daha dün öğrenmişiz gibi…

           Ne zaman ilkokulumu düşünsem…Ne zaman, “Atatürk İlkokulu”nun çevresinden geçsem, hemen çocukluğum aklıma gelir…Bahçede arkadaşlarımızla, koşturup top oynadıklarımız gelir…Teneffüse çıktığımızda, yine itişe kakışa koşturarak gidip, o, “Kurşunlu Cami” tarafında kalan, yüksek bahçe duvarının hemen dibindeki kana kana su içtiğimiz, o çeşmelerimiz gözümün önüne gelir…Ve sonra, birden…Öğretmenimiz “Necmi Yener”in öğrettiği, o çocuk şarkısını yeniden anımsarım…O şarkının, nağme nağme, adeta kulaklarıma çalındığını hissederim…Sanki o an, bir koşu ötemdeki…O sınıfımızdaymışız da, o şarkıyı bütün bir sınıf, ilk kez öğreniyormuşuz gibi hissederim…Tıpkı, ilkokula başladığımız o günlerdeki gibi…Çocukluk günlerimi ben, orada, bir kez daha yeniden yaşar, duygulanırım…

“Tamzaranın koyunları,

“Güzel olur oyunları,

“Haydi bakalım Tamzara,

“Oyna bakalım bir tanem.

 

“Tamzaradan gece geçtim,

“Soğuk sularından içtim.

“Haydi bakalım Tamzara,

“Oyna bakalım bir tanem…                                

             3.sınıfın ikinci yarıyılında, okulumuzun, bu günkü binasının inşaatı tamamlandığı için, biz artık orada öğrenim görmeye başlamıştık…Ondan önce biz, “Atatürk İlkokulu”nda, deyim yerindeyse “konuk” edilmiştik…Yani, bu satırların yazarı, “Çocukluğumun en güzel yılları” dediği ilkokul yıllarının tamı tamına yarısını, bugünkü “Atatürk İlkokulu”nda, öteki yarısını da “Dumlupınar İlkokulu”nda tamamladı…

              Müzik derslerimiz hep dolu dolu geçti...Öğretmenimiz, diğer derslere ne denli önem veriyorsa, müzik dersimize de o denli önem veriyordu…Onun öğrencilerinden biri olarak, öğretmenimizin, “Bir gün bile olsun”, müzik dersine, kemanını  getirmeden sınıfa girdiğini ve derse öyle başladığını hiç hatırlamıyorum…Ender de olsa, unutmuş ve kemanını almadan evinden çıkıp gelmişse eğer, sınıfın kapısında, daha içeri bile girmeden, okulun müsdahdemlerden birini çağırtır, onu hemen, okulumuzun karşısında bulunan evine gönderir, keman geldikten sonra müzik dersimize öyle başlardık…Öğretmenimizin, böylesine titiz davranmasının nedenini…Onun, “Müzik derslerine verdiği önemi”, çocuk aklımla, tabii ki o sıralar yorumlayamazdım…Ancak, aradan uzun yıllar geçtikten sonra, o günleri her hatırladığımda, öğretmenimizin o duyarlılığına, her keresinde büyük bir saygı ve hayranlık duymaya başladım…

“Dumlupınar” da yine hiç unutamadığım, müzik derslerimizle ilgili anılarımın arasında yer alan, önemli anılarımdan biri de zaman zaman öğretmenimizin, bizlere, bildiğimiz şarkı ve türküleri sınıfta, hem de sırayla, üstelik yüksek sesle söyletmesiydi... Herkes, bir türkü ya da şarkıyı mutlaka söyleyecekti…Söylemeliydi…O, az bilinsin yahut çok bilinsin…Bu değildi asıl olan:

 “Asıl olan, çocukların daha ilkokul yıllarından itibaren, kendi öz müziklerini sevmeye başlamalarıydı…

  Belki böyle davranarak o, bizim kendi öz müziğimiz olan “Şarkı ve türkülerimizi, merak edip öğrenmemiz” için bizleri dolaylı yönden teşvik ediyordu…

            İlkokul yılları anılarımın arasında olup ta, bende derin iz bırakan, en önemli anımsa, öğretmenimizin, 4. sınıfa geldiğimizde bize, Muğla Zeybeğini öğretmesi” ile ilgili olandır…Bu yöresel halk türkümüzü, öğretmenimiz bizlere, öylesine “Kusursuz ve doğru öğretmiş” olmalıydı ki; belki de bu yüzden olmalı, benim bugüne değin, notasını bakmaya bile hiç ihtiyaç hissetmediğim tek Muğla türküsü “Muğla Zeybeği”dir…

           

            Sevgili okurlar,                

Biz, hepimiz, “Cumhuriyet Türkiyesi”nin çocuklarıyız…Bizleri yetiştiren ilkokul öğretmenlerimiz de Ulu Önder “Mustafa Kemal Atatürk”ün, bır nutkunda da işaret ettiği gibi:

”Öğretmenler, yeni nesil, sizlerin eseri olacaktır” dediği o öğretmenlerin ta kendileridir

Bugün…Aynı okullar, bugün aynı sınıflar ve belki de aynı sıralarda okuyanlar da bizim ardıllarımız olan çocuklarımız ya da torunlarımız…“Başkaları değil…” Sözün özü, kısaca, şunları vurgulamak istiyorum;

Cumhuriyetimizin geleceği, ülkemizin çağdaş medeniyet düzeyine erişmiş ülkelerin yanında, hak ettiği onurlu yeri alması ve bu konumunu, ilelebet sonsuza dek muhafaza edebilmesi için;

Tıpkı bizim öğretmenlerimizin, bizlere öğrettiği ve sevdirdiği gibi, bizlerin de ardıllarımız olan çocuklarımıza,

            İlkokullarımızda…

            Önce kendi öz müziğimizi öğretmemiz ve sevdirmemiz en doğru olandır” diye düşünüyorum…

                                                                                  Esenlik dileklerimle. Hoşça kalın…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ünal Türköz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?