DERTLEŞİLEN ANILAR…

                 Geçen gün bir kulak misafirliği ile anımsamalar yaptım dünden bu güne. Neler değişmişti, yaşam esaslarımızda, ne kadar yol almıştık. Yapay zekanın dünyamızdaki hızlı yer alışı, finans ve ekonomideki sınır tanımaz küreselleşme, iletişimdeki baş döndürücü gelişim içerisinde ne haldeydik. İletişimden üretime, üretimden tüketime aklımızın alamayacağı tüm alanlarda Dünya iki kart üzerine ki; birincisi banka kartları ile kredi kartları, ikincisi sim kartlar. Sim kartlarla haberleşme, bilişim, 4G teknolojisi ile konuşan makinalar ve makinaların üretimi ile tarımsal üretim, pazarlama ve aklımıza gelen her alanda insanoğlunun dijitale yenilmişliği. Tek tek yaşamımızda neleri değiştirmişti gelişmeler. Bu kulak misafirliği, 1995 yıllarında mesleki yayın organımıza yazdığım bir yazıyı anımsattı.

               “Mum dibine ışımazmış” derler. Serbest meslek mensubu bir avukat, kendisi gibi serbest meslek erbabı muhasebecisi ile karşılaşmamaya çalışıyordu. Her müşteri kazandığında ya da dava aldığında ücretinden; gecikmiş işyeri kirasını, birikmiş elektrik / su faturasını, evinin ertelenmiş kiralarını, meslek kuruluşunun yıllık aidatını, evin zati ihtiyaçlarını ve hane halkına yetecek harçlıkların kısıtlanmış hali ile taksimatından sonra paranın bittiğini görmesiyle muhasebecimin ücretini inşallah gelecek sefere arttırabilirim. Epey ayıp oldu muhasebecime. Muhasebecinin olabileceği yerlerden imtina ediyordu. Ama her ay avukatın muhasebeye esas gelir / gider ve diğer kayıtlara ait belge ile bilgileri alınıyor, işlemler yapılıyordu. Ödeme bilgileri avukatın işyerine ulaştırılıyor, muhasebe için iş ve işlemler aksamadan yürüyordu.

               Avukatın bir gün pazardan alış veriş yapması gerekti. Evden siparişler vardı. Birkaç giysi ile pişirilecekler gibi. Pazarın girişinde bir de ne görsün? Muhasebecisi ile göz göze geldi avukat. Tam dönüp kaçacaktı. Ama ne mümkün. Muhasebecisi görmüştü bir kere. Bir işporta tezgahının başındaydı muhasebeci. Sesli sesli çağırdı müşterisi ve arkadaşı avukatı. Avukat için muhasebecisinin yanına varmamak olmazdı.

               Muhasebeci hemen tezgahındaki serili bulunan emtiaları toparlamaya başladı. Sonra teker teker karton kolisine dolduruyordu. Bu esna çenesi makinalı tüfek gibi, ha bire konuşmaktaydı. Sakin bir yerde çay içelim, söyleşelim ve dertleşelim diye. Avukatın kaçışı yoktu. Bir taraftan da çok mahcup oluyordu. Muhasebecinin konuşmasından bir boşluk bulsa, söze girecek ve mazeretlerini anlatacaktı. Ama ne mümkün. Muhasebeci çok dertliydi. Avukatın söze girebilmesi için hiç boşluk bırakmıyordu.

                Tezgah konuşmalarla iç içe toparlandı. Koli tezgah komşusuna emanet edildi. En yakın sakin bir çayhaneye gidildi. Sıcak çaylar güzel kokusu ve sıcak buğusu ile önlerindeydi. Muhasebeci durmadan ve hiç boşluk bırakmadan konuşuyordu.

                Arkadaşım şimdi merak ediyorsundur, muhasebeci adamın işporta tezgahının başında işi ne? Epeyce önce kırtasiyeci bir müşterim, işyerime kapıdan süzülerek girdi. Okulda okuyan çocuğumu sordu. Yok dedim. Hoşça kal dedi ve geldiği gibi sessizce çıkıp gitti. Bir anlam veremedim. Hareketin anlamını düşünürken, bir müddet sonra sırtında küçük bir çuvalla geri geldi. Okuyan çocuğum yok demiştin ama eşe dosta dağıtırsın dedi ve çuvalı bıraktı. Ücretten düşersin dedi. Çuvalda cetvel, kalem, silgi, defter ve saireler vardı. Eşe dosta malzemeleri dağıttım. Sonra tuhafiyeci müşterim aynı yöntemle kapımda. Derken diğer müşterilerde. Onları da eşe dosta dağıttım. Baktım, dağıtmakla olmuyor. Kendim aç kalıyorum. Ne yapayım ben de bir işporta tezgahı oluşturdum. Dönüşüm sağlıyorum, gereksinimlerimi karşılıyorum.

               Sorma arkadaşım, öğrendiğime göre şehirler arası otobüs firması müşterisi olan meslektaşlarımın şehir şehir gezdiğini; müşterisinin getirdiği makarna ve pirinçle başlayarak gıda toptancılığına başlayanları, ve benzeri birçok yaşanmışları öğrendim.

               Yaaa deme gitsin, geçenlerde bir doktor geldi. Muhasebe işlerimi yapar mısın diye. Önce ne doktoru olduğunu iyi ki sormuşum. Jinekolog demez mi. Nazikçe işlerimi yetiştiremediğimden bahisle geri çevirdim. Bu yaştan sonra bir de çoluk çocuk, başıma iş açacak.

                Düşündüm, cenaze levazımatçısı müşterisi olan meslektaşlarımın vay haline.

                 İki genç muhasebecinin konuşmasının kulak misafirliği bana dünü yaşattı. Yirmi beş yıl önceki yazımı ve yaşam anımı anımsadım. Yirmi beş yıl önceki dertleri aynısıyla paylaşıyorlardı. Geçen yirmi beş yıla baktım üzüldüm. Bir arpa boyu yol alamamışlığa acıdım. “Eski hamam eski tas” yaşam sürüp gidiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?