ZEYTİN DE BİZİM KÖMÜR DE BİZİM!

Masanın üstüne iki tabak koymuşlar, birinde zeytin, diğerinde kömür var.

Seç bakalım birini, ‘Zeytin mi, kömür mü?’

İkisi birden olmuyor, sadece birini seçebiliyorsun.

Aynen ‘kırk satır mı, kırk katır mı?’ hikayesi gibi.

Birine gaz lambası, diğerine led ampul konsa kendileri hangisini seçerlerdi acaba?

Dün ‘Yüz karası değil, kömür karası / Böyle kazanılır ekmek parası’

ajitasyonu çeken büyük madenci, sendikacı vekilimiz de kalkmış,

alışık olduğu cevapsız kalan soru önergeleri verir gibi çalıntı bir soru soruyor,

‘Zeytin ağaçlarını sevmeyen başka neyi sevebilir?’

Hadi buyurun buradan yakın!

Sanki karşısında zeytin ağaçlarını sevmeyen, ondan nefret eden yel değirmenleri varmış gibi!

Kardeşim zeytin ağacını sevmeyen ölsün, bu kadar net konuşuyorum!

Sendikacı vekilimiz bu soruyu enerji ve maden işçilerine soracak olursa,

biz sendikacı iken başka, vekil olduğunda başka türlü konuşan ikiyüzlü, samimiyetsiz insanları sevmiyoruz!

Daha dün 447 gün süren Yatağan direnişinin öznesi kibirleriyle gezerken,

bugün ikbal için ‘Kömürsüz Muğla pankartının arkasında kendini kaybeden,

santral kapatma tiyatrosunda sinsi sinsi figüranlık yapanları hiç sevmiyoruz!

Geldiği yeri unutanları, bir avuç kömür için, bir ömür verenlere ihanet edenleri de sevmiyoruz!

Bölgemizde dolaylı dolaysız 50 bine yakın insanın ekmek yediği,

ülke ekonomisine artı değer katan, çevreye duyarlı hale gelmiş Termik Santrallerini,

Muğla’nın bağrına saplanmış hançerler olarak görürlerken,

Deştin çimento fabrikasına ruhsat veren ikiyüzlü siyaset anlayışını sevmiyoruz.

Bizler anamızın ak sütü gibi helal, kömür karası ekmeğimize katık yaptığımız, çıkınımızdaki kara zeytinleri seviyoruz.

Her neyse konuyu şirazesinden çıkarmadan esasa geleyim.

5 Mart gece yarısı Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayımlandı.

Yapılan değişiklikle madencilikten HES’lere, rüzgar ve güneş santrallerinden,

doğalgaz hatlarına kadar birçok faaliyetin yapılabilmesinin önü açıldı.

Yapılan değişiklikle zeytinlikler gibi korunan başka alanlarda da,

enerji yatırımlarına yönelik kolaylıklar sağlandı.

Çevreci olduklarını iddia edenler ve onun peşine takılan siyasi tayfa,

can havliyle zeytin ağaçları kesilecek çığlıkları atmaya başladı.

Oysa yapılan değişiklikle, artan elektrik ihtiyacının,

yerli kaynaklarla karşılanmasına yönelik yeni bir düzenlemeye gidilmişti.

Yönetmeliği açıp okusalardı ağaç filan kesilmeyeceğini,

aksine daha zeytin dikileceğini anlarlardı.

Yönetmeliğin hiçbir yerinde zeytin ağaçlarını kesmek caizdir yazmıyor.

Madencilik faaliyetinin zeytinlik alanlara denk gelmesi durumunda yapılacaklar şöyle sıralanmış.

Sahadaki zeytin ağaçları Tarım ve Orman Bakanlığı'nın izni ve uygun görüşüyle,

faaliyet yürütülecek saha ile eşdeğer büyüklükteki yeni bir bölgeye taşınacak.

Yani ağaçların kesilmesi değil, taşınması söz konusu.

Zeytin ağaçlarının taşınacağı bölge, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenecek,

ve mücbir bir sebep olmadıkça taşınma işlemi de olmayacaktır.

Zeytin sahasının taşınmasına ilişkin tüm masraflar ve ortaya çıkabilecek tüm talepler,

ilgili sahada maden faaliyeti yürütecek şirket tarafından karşılanacak.

İlgili firma, taşınan ve tutmayan her bir zeytin ağacına karşılık 5 adet yeni fidan dikmekle yükümlü olacak.

Sahadaki maden faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından,

saha rehabilite edilecek ve eski haline getirilecektir.

Sahanın rehabilite edilmesi Tarım ve Orman Bakanlığınca uygun görülecek alanda,

dikim normlarına uygun bir şekilde gerçekleştirilecektir.

Evet çevreciler eğer bir işe yaramak istiyorlarsa, maden çıkarıldıktan sonra,

açılan ocakların rehabilite edilip edilmediğini takip etsinler..

Nedense gerek Yatağan’da, gerekse Milas’ta maden sahalarının geri kazandırılan arazilerini görmezler.

Sadece Yatağan’da çoğunluğu zeytin olmak üzere 1,5 milyon fidan toprakla buluştu.

Şu anda zeytinlik olan maden sahalarında ödül alan zeytinler yetiştirildiğinden bile haberleri yok.

Kör ve sağır bir duvarla izole olmuş durumdalar.

Halbuki ülkemizin enerji ihtiyacı her geçen gün artarak devam ediyor.

Sadece ülkemizde değil, dünyada da hızla artan bir enerji talebi var.

Bu talebin arz güvenliği tamamen yerli enerji kaynaklarıyla mümkün.

Şimdilik bunun başka yolu yok!

Enerji krizinin kısa vadede rüzgar ve güneşle aşılması mümkün değil.

Dünyada ülkelerin büyümesinin sürekliliğini sağlayacak en önemli unsur sürekli ve kaliteli enerji arzıdır.

İşte bu yüzden enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan sağlanması çok önemlidir.

Rusya-Ukrayna savaşında dışa bağımlı olmanın ne demek olduğunu anladık.

Gördük ki, dünyadaki bütün kavga ve gürültü,

Ukrayna-Rusya savaşının da bize göre gösterdiği gibi büyük oranda enerjiyle ilintili.

Doğalgaz ve ithal kömüre dayalı bir enerji hem çok pahalı hem de süreklilik arz etmiyor.

Avrupa Birliği’nin bile Rusya’ya olan bağımlılığından kurtulabilmesi için 5 yıllık bir süreç gerekiyor.

Yani tüm Avrupa 5 yıl boyunca Rusya’nın inisiyatifinde.

Bizim durum daha vahim.

Ayçiçek yağı ve buğday ithalatında dünya birincisiyiz.

Buğdayı Rusya’dan, Ayçiçek yağını Ukrayna’dan alıyoruz.

Dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriyken,

ülkeyi bu hallere getirmek her babayiğidin harcı değildir!

AKP bunu başardı!

Doğalgaz, petrol ve kömür bağımlılığımız korkunç boyutlarda.

Türkiye doğalgazda yüzde 99.1, petrol ve petrol ürünlerinde yüzde 92.4 dışa bağımlı.

Enerjimizin neredeyse yüzde 50’sini dışarıdan ithal ediyoruz.

Bu yıl 70 milyar dolar gibi bir enerji faturası ödeyeceğimiz tahmin ediliyor.

Yapılan özelleştirmeler sonucu Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 85’i özel sektörün elinde.  

Yeraltındaki madenlerimiz çıkarılıp, elektrik enerjisi olarak halkın kullanımına sunulmak zorundadır.

Ne tuhaftır ki madenciliğe karşı olanların 1 dakika elektriksiz ve internetsiz kalmaya tahammülleri de yok!

Öyle tabağın birine zeytin koyup, diğerine kömür koyarak,

zeytin mi kömür mü? diye sormakla olmuyor bu işler.

Zeytin de bizim kömür de bizim!

Maksat ne zeytini korumak ne de kömüre engel olmak.

Mesele Termik Santralleri çalıştırmamak.

Yeraltı kaynaklarını ekonomisine katmayan,

katamayan ülkelerin gelişmiş ülkeler statüsüne girmesi oldukça zor!

Evet buradaki maksat üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!

Benim çocukluğum elektriğin olmadığı, gaz lambasının bile lüks sayıldığı evlerde geçti.

Bizim köye elektrik 72 yılında geldi.

Geldi gelmesine de günde 4 saat kesintisiyle birlikte geldi.

70’lı yıllardan itibaren Hidroelektrik santralleri ihtiyacı karşılamadığı için,

mantar gibi yerli kömürle çalışan Termik Santraller kurulmaya başlandı.

Yatağan’da olduğu gibi kurbanlar kesilerek, davul zurnalar çalınarak, büyük bir coşkuyla atılmıştı Termik Santral temelleri.

90’lı yıllarda Sadettin Teksoy eşliğinde çevreciler çıktı piyasaya.

10 yıl sonra herkes kanser olacak, toplu ölümler, toplu mezarlar olacak diye korku saldılar.

Buna rağmen ortak akılla ‘Filtre takılsın, santral çalışsın!’ şeklinde bir çözüm bulunmuştu.

Bugün çevrecilik mevzi değiştirdi, Termik Santraller sorgusuz sualsiz kapatılsın mevziisi.

Çevreye olan yükümlülüklerini yerine getiren santraller kapatılamıyorsa o zaman kömürsüz bırakalım.

Zaten kendiliğinden kapanır!

Zeytin mi, kömür mü? Zeytin köylüsü mü, maden işçisi mi?

Sonuç olarak bu kavga ekmeğini zeytinden çıkaranlarla, madenden çıkaranların kavgası değil!

Kazım Koyuncu’nun dediği gibi,

‘Birbirimizi anlamamız için aynı dili konuşmamıza gerek yok.

Ezildikten sonra hepimiz aynı şarabız’

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-14/03/2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Özcan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Milas Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Milas hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Milas editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Milas değil haberi geçen ajanstır.



Anket Koronavirüs denetimlerini yeterli buluyor musunuz?